Sevimli eşeğine ters binmiş halde dere tepe düz giden, beyaz sakallı, nüktedan bir ihtiyardan söz edilince hepimizin aklına, 13. yüzyılda yaşadığına inanılan Anadolu bilgesi Nasreddin Hoca gelir. Oysa binlerce kilometre ötedeki Çinlilerin zihninde beliren resim, Zhang Guolao olacaktır.

7. Yüzyılda Tang Hanedanlığı döneminde, Shanxi eyaletinin güneyine düşen Zhongtiao Dağları çevresinde yaşayan ve “olağanüstü derecede” yaşlı Taoist bir münzevi olan Zhang, “Sekiz Ölümsüz”den biri olarak tanınır ve işin ilginci tarih kayıtlarında kendisinin izlerine rastlanmaktadır. Geleneksel Çin resimlerinde eşeğine ters oturmuş, elinde çoğu zaman bir flüt, bazen de bir davul bulunan, uzun sakallı bir bilge olarak gösterilen Zhang Guolao, bizim Nasreddin Hocamızın, yaklaşık altı yüzyıl önce yaşamış ikizi gibidir. İkisinin de dönemin yöneticileriyle arası pek hoş değildir, saray ve devlet makamlarından uzak durup araya mesafe koymak ve onları ti’ye almak, tıpkı ters bindikleri eşek gibi ortak özellikleridir.

Eşeğe ters binme

Eşeğe ters binmek, yalnızca komik bir ayrıntı değil, dünyevi düzenin alışılmış mantığını tersine çevirmenin, hükümdarı ve yöneticilerini protesto etmenin, sıradan insanların bakış ve davranış açısının dışına çıkmanın göstergesidir. Zhang da Nasreddin Hoca da sıradan insanlar gibi hareket etmez, onlar gibi düşünmezler. Biri Çin, diğeri Türk-İslam kültüründe ortaya çıkmış, “bilge deli” tipolojisinin yüzyıllardır yaşayan örnekleri olagelmiş, özgün felsefelere sahip iki büyük değerdir. İkisinin aynı kökenden gelen iki kültürel değer olduğunu gösteren tarihsel kayıtlar vb. olmamakla birlikte, altı yüz arayla da olsa görülen paralellik şaşırtıcıdır. “Gülünç görünen” bilge tipine karşılık oluşturan bu iki yaşlı adam, ilk bakışta saf görünüşlerine, mantıksız gibi gelen ve aklın sınırlarını zorlayan söz ve davranışlarına karşın, asıl mantıksızlığın kendilerinde değil, toplumda olduğunu gösterirler. Terslik, şaşırtma, güldürme ve düşündürtme mekanizması ikisinde de aynıdır.

Dünyevi iktidardan uzakta

Başta belirttiğim gibi iktidarla ilişkileri de ilginç biçimde benzerdir. Zhang Guolao’nun anılarında Tang İmparatoru Xuanzong, onu saraya davet eder. O ise dünyevi iktidardan uzak durmaya çalışır ve saraya gitmez. Nasreddin Hoca fıkralarında da sık sık kadılarla, yöneticilerle, zenginlerle, tüccarlarla, devlet görevlileriyle çatışma söz konusudur. Zhang Guolao iktidara karşı inzivaya çekilir, dünyevi iktidarı reddeder ve Tao’nun yolundan giderken, Nasreddin Hoca iktidara karşı mizahı ve zekâsını kullanır. İkisi de iktidarın ve iktidar tarafından biçimlendirilen toplumun mantığını sorgular, fakat bunu farklı yöntemlerle yaparlar. “Bu dünyada herkes aynı şeyi yapıyor ama acaba doğru mu?” ise ikisinin ortak sorusudur. Alışılmış dünyanın ötesine geçme fikri de ortaktır. Herkes ileriye bakarken, onlar geriye bakmaktadırlar.

Peki nasıl oluyor da aralarında binlerce kilometre bulunan ve gerçekten yaşadıklarına inanılan bu iki bilge birbirlerine bu denli benzeyebiliyor?

Tarihçilerin üzerinde pek düşünmediği ve henüz yanıtlanmamış bir soru bu. Benim tahminim, Çin’deki bir söylencenin, İpek Yolu aracılığıyla, kulaktan kulağa, dilden dile geçerek Anadolu’ya kadar geldiği ve bir kültürel alışverişin yaşandığı. Bugün Çin’de Zhang Guolao festivalleri düzenleniyor, Taoist kültürdeki önemini koruyor, yerel kültür, turizm ve folklor alanlarında önemli yer tutuyor… Nasreddin Hoca da adına düzenlenen şenliklerin ötesinde hepimizi güldürmeyi sürdürüyor.