Hz. Muhammed’in en bilinen, en meşhur hadislerinden biri “İlim Çin’de bile olsa gidip alınız” (Utlubû’l-ilme ve lev fi’s-Sîn) şeklindedir. Doğruluğu ve geçerliği konusunda İslam tarihinde çeşitli tartışmalar olsa da bu hadis Çin’in oldukça uzak bir ülkeyi temsil etmesi ve ilim nerede olursa olsun, hatta dünyanın öbür ucunda bile olsa gidilip öğrenilmelidir anlamıyla, İslam medeniyetinin o çağdaki gelişimiyle tam uyum içindedir. Ortaçağ’daki çeviri hareketleri, Bağdat’taki matematik, astronomi, tıp ve felsefe çalışmalarıyla paralellik içinde, son derece ilerici bir sözdür bu. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” diyen Kuran’daki ilim anlayışıyla bağlantısı da gözden kaçacak gibi değildir.
Akademisyenlerimiz Uygur bölgesinde
Türkiye’den 12 kişilik bir akademisyen heyetinin Çin hükümetinin davetlisi olarak bu ülkeye gitmesi, Shanghai, Kaşgar, Urumçi gibi kentleri ziyaret edip incelemelerde bulunması, hakkında bin bir yalan söylenen Xinjiang gerçeğini bizzat gözlemlemesi, ülkemizdeki bildik koroyu bir kez daha harekete geçirdi. Daha önce de Türk gazetecilerden, iş insanlarından oluşan heyetler Çin’e ve özellikle Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesi’ne ziyaretlerde bulunmuş ve ülkemizdeki CIA İslamcılarının, IŞİD kafalı bazı akademisyenlerin, sözde Doğu Türkistan ayrılıkçılığını destekleyen kimi çevrelerin benzer tepkileri, protestoları gündeme gelmişti. Çin hakkında olumlu tek bir söz sarf edilmesine tahammülü olmayan, Uygur bölgesi hakkında başta ABD olmak üzere bazı Batı ülkelerinin kara propagandasına alet olmayı seve seve kabul eden bu çevreler, tek elden kontrol ediliyormuşçasına, özellikle sosyal medyada aynı nakaratı tekrarladılar bu kez de: Çin propagandası!
Bir bilim insanının Çin’in gösterdiği gelişime bizzat tanıklık etmesi, Uygurların kültürel varlığını gördüğünü belirtmesi, camilerin ve dini hayatın devam ettiğine dikkat çekmesi, Kaşgar’ın Türk-İslam tarihindeki önemine vurgu yapması, bölgeyi esas olarak yerinde gözlem yoluyla tanımaya çalıştığını ifade etmesi, neden Çin propagandası olsun? Batı’nın kara propagandalarındaki sözde insan hakları ihlallerinin yapıldığı, İslam dininin gereklerinin ve ibadetin yasaklandığı, Uygurlar üzerinde baskı ve zulüm uygulandığı, Uygur kadınların zorla Çinlilerle evlendirildiği vb. yalanlarına değil, kendi gözlemlerine dayanmak isteyen bilim insanları, neyi görmezden gelmiş, gizlemiş olabilirler acaba? “İlim Çin’de bile olsa gidip alınız” hadisini hatırlatmak, “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” demek de Çin propagandası mı?
Abdürrahim Heyit yalanı unutulmadı
Tek bir örnek ama çok öğretici bir örnek yeterli sanırım… Türkiye’deki Çin düşmanı Amerikano-İslamcıların dayandığı CIA destekli yalan imparatorluğu, hatırlarsanız birkaç yıl önce ünlü Uygur halk ozanı Abdürrahim Heyit’in de Çin hapishanesinde öldürüldüğünü iddia etmiş, ortalığı inletmişti. Sonra Heyit’in hayatta olduğu, bizzat kendisi tarafından bir video kaydıyla açıklandı, yalan yerle bir oldu. Ama “Xinjiang’daki bütün camiler yıkıldı”, “1 milyon Uygur öldürüldü”, “Bütün Uygur kadınları zorla kısırlaştırılıyor”, “Uygur kültürü ve dili sistematik biçimde yok ediliyor” türünden yalan dolanlar, uyduruk fotoğraflar ve görüntülerle devam ettirilmeye çalışılıyor. Çin de buna karşılık sadece “Gelin kendi gözlerinizle görün!” diyor ve yumuşak güç politikası uyguluyor.
Gericiler tek bir ağızdan, bilim insanlarımızın Çin ziyaretine öfke kusarken aynı günlere denk gelen Shanghai İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da “Yükselen bir yıldız olarak gördüğümüz SİÖ ile her alanda işbirliğimizi ilerletmenin gayreti içinde olacağız” demekteydi. Bunu da ülkemizdeki Amerikancı İslamcılar açısından tarihin bir ironisi olarak kayıt düşmekte yarar var!