Dünya ekonomisinin ağırlık merkezi, tarihin belki de en hızlı dönüşümlerinden birini yaşıyor. Küresel üretimden enerji tüketimine, ticaret yollarından teknoloji yatırımlarına kadar pek çok alanda Asya, Orta Doğu, Afrika ve diğer yükselen ekonomilerin payı artarken, uluslararası sistemin karar mekanizmalarının aynı hızla değişmediği görülüyor. İşte bu durum, BRICS'i yalnızca yeni üyeler kazanan bir platform olmaktan çıkarıp, çok merkezli dünyanın nasıl işleyeceğine dair alternatif araçlar geliştiren kapsamlı bir organizasyona dönüştürüyor.
Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de düzenlenen 18. BRICS Zirvesi, bu dönüşümü bir kez daha gözler önüne serdi. Finans, ticaret, enerji, teknoloji, kalkınma ve küresel yönetişim gibi başlıkların aynı gündem içinde ele alınması, BRICS'in çok merkezli uluslararası sistemin şekillenmesinde daha belirgin bir rol üstlenmeye yöneldiğini ortaya koydu.
Seçenekleri çoğaltmak
Tam da bu noktada Türkiye açısından temel soru, BRICS'in mevcut dış politika ilişkilerinin yerine geçip geçmeyeceği olmamalı. Asıl mesele, Ankara'nın değişmekte olan küresel düzende ekonomik seçeneklerini çeşitlendirebilmesi, yeni finansman ve yatırım kanallarına erişebilmesi, teknolojik ortaklıklarını genişletebilmesi ve böylece stratejik hareket alanını büyütebilmesi olmalı.
Türkiye-BRICS ilişkilerini "Batı mı, Doğu mu?" şeklindeki geleneksel eksen tartışmasına indirgemek, giderek anlamını yitiriyor. Türkiye bir yandan NATO üyesi olmayı sürdürürken, diğer yandan Avrupa Birliği (AB) ile Gümrük Birliği ilişkisi devam ediyor ve Avrupa pazarı, dış ticaretteki ağırlığını koruyor. Ancak küresel ekonomik dengelerdeki değişim, Türkiye'nin yalnızca geleneksel ortaklıklarıyla yetinmesini giderek zorlaştırıyor.
Çin, dünyanın başlıca üretim ve ticaret merkezi konumunda. Hindistan hızlı büyümesini sürdürürken teknoloji ve hizmet sektörlerinde ağırlığını artırıyor. Körfez ülkeleri küresel sermaye hareketlerinde daha etkin roller üstleniyor. Afrika ve Güneydoğu Asya ise dünya ekonomisinin yeni büyüme alanları arasında gösteriliyor. Dolayısıyla BRICS ülkeleriyle ekonomik ilişkileri derinleştirmek, mevcut ortaklıklardan vazgeçmek anlamına gelmiyor. Aksine bu ilişkiler, Türkiye'nin ekonomik bağlantılarını daha dengeli ve çok yönlü hale getirebilir. Yeni uluslararası sistemin belirgin eğilimi de bir kopuştan ziyade, seçeneklerin çeşitlenmesi olarak bunu yansıtıyor.
Finansal alternatifler
BRICS'in Türkiye açısından taşıdığı potansiyelin en dikkat çekici alanlarından biri finans. Yeni Delhi Zirvesi'nde ulusal para birimleriyle ticaretin geliştirilmesi, ödeme sistemleri arasında bağlantı kurulması ve Yeni Kalkınma Bankası'nın daha etkin hale getirilmesi gibi başlıkların öne çıkması, BRICS'in bu alanda tamamlayıcı mekanizmalar geliştirme arayışını sürdürdüğünü gösterdi. Yeni Kalkınma Bankası'nın ilk 10 yılında yaklaşık 43 milyar dolarlık proje finansmanını onaylaması, BRICS bünyesindeki mali araçların artık yalnızca siyasi söylem düzeyinde bulunmadığını kanıtlıyor.
Türkiye açısından önemli olan, mevcut küresel finans sistemini bütünüyle terk etmek yerine alternatif kanallar oluşturabilmek. Çin, Rusya ve diğer BRICS ekonomileriyle ticaretin belirli bölümlerinin yerel para birimleri üzerinden gerçekleştirilebilmesi, uygun koşullarda döviz ihtiyacını ve işlem maliyetlerini azaltabilecek ek seçenekler yaratabilir. Ulaştırma, enerji, dijital altyapı ve yeşil dönüşüm yatırımlarında farklı finansman kaynaklarının devreye girmesi ise Türkiye'nin dış kaynak yapısını çeşitlendirebilir. Ekonomik kırılganlıkların arttığı bir dönemde tek bir finansman kanalına bağımlılığın azalması, doğrudan stratejik özerklikle de bağlantılı.
Coğrafyanın stratejik değeri
Türkiye'nin BRICS ile geliştirebileceği ilişkilerde en güçlü avantajlarından biri coğrafi konumu. Avrupa ile Asya arasında (Avrasya) bulunan Türkiye, Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya, Akdeniz ve Orta Doğu'yu birbirine bağlayan ulaşım ve enerji hatlarının merkezinde yer alıyor. Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve geleneksel ticaret yollarındaki güvenlik sorunları, alternatif koridorların değerini artırırken, Türkiye'nin Orta Koridor üzerindeki konumu daha fazla önem kazanıyor.
Çin'in Kuşak ve Yol İnisiyatifi ile Orta Koridor arasında oluşturulabilecek daha güçlü bağlantılar, taşımacılık sektörünün yanı sıra Türkiye'nin sanayi politikası bakımından da yeni imkânlar doğurabilir. Ancak burada kritik nokta, Türkiye'nin yalnızca transit ülke konumunda kalmaması. Demiryolları, limanlar, lojistik merkezleri, organize sanayi bölgeleri ve özel ekonomik bölgeler arasında kurulacak bütünleşme sayesinde Türkiye; üretim, depolama, dağıtım, lojistik ve finans süreçlerini aynı coğrafyada bir araya getiren bölgesel bir merkeze dönüşebilir. BRICS bünyesinde dirençli tedarik zincirleri oluşturulmasına, ticaretin kolaylaştırılmasına ve özel ekonomik bölgeler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar, Türkiye açısından bu nedenle ayrıca önem taşıyor.
Enerji güvenliği
Türkiye-BRICS ilişkilerinin bir başka önemli boyutunu enerji oluşturuyor. BRICS çatısı altında dünyanın önde gelen enerji üreticileriyle büyük tüketici pazarlarının aynı platformda bulunması, yapıya önemli bir ekonomik ağırlık kazandırıyor. Türkiye ise enerji kaynaklarının önemli bölümünü dışarıdan temin ediyor. Bu nedenle Ankara'nın enerji politikasında kaynak, güzergâh ve teknoloji çeşitlendirmesi temel önem taşıyor.
BRICS ülkeleriyle geliştirilecek enerji işbirliği, Türkiye'nin yalnızca petrol ve doğal gaz tedarikiyle sınırlı kalmayan; nükleer enerji, yenilenebilir kaynaklar, batarya sistemleri ve enerji depolama teknolojilerinde de yeni seçenekler elde etmesini sağlayabilir. Türkiye'nin Avrupa ile Asya arasında bir enerji ticaret merkezi olma hedefi düşünüldüğünde, farklı üretici ve tüketici ekonomilerle kurulacak bağlantıların stratejik değeri daha da artıyor. Enerji sektöründeki rekabet artık yalnızca fosil yakıtlarla sınırlı değil. Elektrikli araçlar, batarya teknolojileri, güneş enerjisi ekipmanları, kritik mineraller ve enerji depolama sistemleri, önümüzdeki dönemin sanayi rekabetini belirleyecek sektörler arasında bulunuyor. Türkiye'nin bu alanlarda BRICS ülkeleriyle üretim ve teknoloji ortaklıklarını artırması, enerji güvenliği ile sanayi politikasını aynı zeminde buluşturabilir.
Teknoloji ve dijital dönüşüm
Yeni Delhi Zirvesi'nin geleceğe dönük en önemli başlıklarından biri yapay zekâ ve dijital dönüşüm oldu. Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in yapay zekâyla desteklenen yeni sanayileşme, açık ve kapsayıcı teknolojik gelişme, dijital endüstriler ve akıllı üretim konularında işbirliğini güçlendirme çağrısı, BRICS'in teknolojiyi artık stratejik kalkınmanın ana unsurlarından biri olarak değerlendirdiğini gösteriyor.
Günümüz dünyasında teknolojik kapasite, ulusal gücün temel göstergelerinden biri haline gelmiş durumda. Yapay zekâ modellerinden yarı iletkenlere, veri merkezlerinden dijital ödeme sistemlerine, robotikten akıllı üretime kadar geniş bir alan, ekonomik rekabetin yeni cephesini oluşturuyor. Türkiye açısından buradaki fırsat, yalnızca teknolojik ürün ithal etmek anlamına gelmiyor. Savunma sanayisi, yazılım, insansız sistemler ve bazı ileri teknoloji alanlarında elde edilen kapasitenin Çin, Hindistan ve diğer BRICS ekonomileriyle ortak Ar-Ge ve üretim projeleri üzerinden genişletilmesi mümkün olabilir. Böyle bir işbirliğinin Türkiye için gerçek değer üretmesi ise teknoloji transferi, yerelleştirme ve ortak ihracat mekanizmalarının güçlendirilmesine bağlı.
Küresel yönetişimde adil temsiliyet
BRICS'in yükselişi yalnızca ekonomik büyüklüklerle açıklanamaz. Platformun arkasındaki temel siyasi dinamiklerden biri, gelişmekte olan ülkelerin mevcut küresel yönetişim sisteminde ekonomik ağırlıklarıyla orantılı temsil edilmedikleri yönündeki görüş. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın karar mekanizmalarında reform yapılması, Birleşmiş Milletler (BM) merkezli çok taraflı sistemin güçlendirilmesi ve Küresel Güney ülkelerinin uluslararası karar süreçlerinde daha fazla söz sahibi olması, BRICS gündeminin öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor.
Türkiye de uzun süredir uluslararası kurumların daha kapsayıcı ve temsili hale gelmesi gerektiğini savunuyor. Bu nedenle Ankara ile BRICS arasında yalnızca ekonomik çıkarların ötesinde, küresel yönetişim tartışmaları üzerinden de ortak bir zemin oluşabilir. Türkiye'nin bir taraftan Batılı kurumlarla ilişkilerini sürdürürken diğer taraftan gelişmekte olan ülkelerin temsil taleplerine destek veren platformlarla diyaloğunu geliştirmesi, diplomatik erişim alanını genişletebilir.
BRICS'in esnek yapısı
BRICS'in Türkiye açısından taşıdığı potansiyeli değerlendirirken yapının sınırlarını da doğru belirlemek gerekiyor. BRICS, NATO benzeri bir askeri ittifak değil. AB gibi ortak hukuk düzeni veya ulusüstü karar mekanizması da bulunmuyor. Üyelerin ekonomik modelleri, güvenlik öncelikleri ve dış politika yaklaşımları birbirinden farklılık gösteriyor. Bazı BRICS ülkeleri arasında doğrudan jeopolitik rekabet dahi yaşanıyor.
Ancak platformun giderek daha fazla ilgi görmesinin nedenlerinden biri de bu esnek yapısı. Ülkelerin bütün siyasi meselelerde aynı çizgide bulunmaları gerekmiyor. Ortak çıkarın oluştuğu ticaret, finans, enerji, kalkınma veya teknoloji alanlarında işbirliği yapılabiliyor. Aslında çok kutuplu sistemin yükselen çalışma biçimi de giderek buna benziyor: Katı blok aidiyetleri yerine değişken ortaklıklar; tek yönlü ekonomik bağımlılıklar yerine çeşitlendirilmiş bağlantılar; mutlak siyasi uyum yerine somut çıkar temelli işbirliği.
Geniş manevra alanı
Bu tablo, Türkiye açısından stratejik özerklik kavramını daha önemli hale getiriyor. Stratejik özerklik, bütün ittifaklardan uzaklaşmak veya mevcut ortaklıkları terk etmek anlamına gelmiyor. Bir ülkenin finans, enerji, teknoloji, ticaret ve diplomasi alanlarında mümkün olduğunca fazla seçeneğe sahip olarak kendi karar kapasitesini genişletmesini ifade ediyor.
Türkiye'nin BRICS ile geliştireceği ilişkinin gerçek anlamı da burada yatıyor. Çin, Hindistan, Rusya, Körfez ülkeleri, Afrika ve diğer Küresel Güney ekonomileriyle yeni ortaklıklar geliştiren bir Türkiye, çok merkezli sistemde daha geniş bir hareket kapasitesi kazanabilir. Finansman kaynaklarının artması ekonomik dayanıklılığı güçlendirebilir. Yeni ticaret ağları ihracatın coğrafyasını genişletebilir. Enerji ortaklıkları tedarik risklerini azaltabilir. Teknoloji işbirlikleri sanayinin dönüşümüne katkı sağlayabilir. Küresel yönetişim alanındaki ortak talepler ise Türkiye'nin uluslararası platformlardaki diplomatik etkisini artırabilir.
Dolayısıyla Türkiye açısından BRICS tartışmasının merkezinde "Hangi taraf seçilecek?" sorusu yerine, "Kaç farklı seçenek aynı anda açık tutulabilecek?" sorusu yer almalı. Çünkü şekillenmekte olan uluslararası sistemde ekonomik ve siyasi güç, yalnızca bir ittifaka mensup olmakla ölçülmeyecek. Ülkelerin kaç pazara erişebildiği, ne kadar farklı finansman kaynağı kullanabildiği, kaç enerji güzergâhına sahip olduğu, hangi teknoloji ekosistemlerine katılabildiği ve birbirinden farklı siyasi merkezlerle ne kadar etkili diyalog kurabildiği de ulusal gücün temel ölçütleri arasında yer alacak.
Çok kutuplu dünya ve Türkiye
Türkiye'nin coğrafi konumu, ekonomik kapasitesi ve çok yönlü diplomasi geleneği, bu yeni sistem içinde önemli avantajlar sunuyor. BRICS ise bu avantajların kullanılabileceği kanallardan biri olarak giderek daha fazla öne çıkıyor. Türkiye açısından BRICS'in anlamı bu nedenle yeni bir eksene yönelmekten çok daha kapsamlı: Ekonomik seçenekleri çoğaltmak, stratejik özerkliği güçlendirmek ve çok kutuplu dünyada daha geniş bir hareket alanı oluşturmak.
BRICS'in genişleyen etkisi, yalnızca yeni üyeler kazanmasından kaynaklanmıyor, aynı zamanda çok merkezli dünyanın işleyişine dair somut araçlar ve işbirliği kanalları geliştirmesinden kaynaklanıyor. Çin'in Xiamen kentinde faaliyete geçen BRICS Yeni Sanayi Devrimi Ortaklık Yenilik Üssü'nün bugüne kadar 40'tan fazla etkinlik düzenlemesi, 90'ı aşkın eğitim programı gerçekleştirmesi ve toplam yatırımı 62 milyar yuanı aşan 139 işbirliği projesine aracılık etmesi, bu somut potansiyelin en çarpıcı göstergeleri arasında yer alıyor.
Önümüzdeki dönemde Çin'in yeniden BRICS dönem başkanlığını üstlenmesiyle birlikte, platformun üçüncü "Altın On Yılı"na girmesi ve Küresel Kalkınma İnisiyatifi, Küresel Güvenlik İnisiyatifi, Küresel Medeniyet İnisiyatifi ile Küresel Yönetişim İnisiyatifi aracılığıyla ortak kalkınma için daha güçlü bir ivme oluşturması bekleniyor. Bu süreçte Türkiye'nin izleyeceği strateji, salt ekonomik çıkarların ötesinde, aynı zamanda küresel yönetişimde daha adil ve temsili bir sistemin inşasını da şekillendirecek.