2 Aralık 2017 günü Bahçeşehir Üniversitesi’nin Galata’daki kampüsünde “Türk-Çin Sinema Sektörleri” konulu bir seminer düzenlenmiş ve iki ülke sinemacılarının ortak yapım koşulları tartışılmıştı. Moderatörlüğünü yaptığım için semineri başından sonuna dek ayrıntılı biçimde izledim, notlar tuttum, pek çok kişiyle tanıştım. Özellikle Çin’den gelen 30 kadar yapımcı, yönetmen ve senarist Türkiye’yle iş yapmak konusunda oldukça istekli görünüyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse, Türk sinema sektörünün pek de ilgi göstermediği o buluşmadan herhangi bir sonuç çıkmadı ama Çinlilerin bir projesi çok dikkatimi çekmişti. Çinli bir aşçının ülkesinden yola çıkıp İstanbul’a uzanan yolculuğu ve sonra bu kentteki yaşamını anlatan senaryo, kendisine bir Türk ortak yapımcı arıyordu. Bildiğim kadarıyla bir iki görüşme oldu ama herhangi bir sonuca ulaşılamadı.
Çin sinemalarında 11 Ağustos’ta gösterime giren ve kısa sürede büyük bir gişe başarısı yakalayarak iki haftada 1,6 milyar yuan’ın üzerinde hasılat elde eden, Hollywood yapımı “The Odyssey”i geride bırakarak zirveye yerleşen “Bir Zamanlar Ortadoğu”da (Huanying Lai Long Canguan-Once Upon a Time in the Middle East) filmi, doğrudan doğruya dokuz yıl önce karşılaştığım o projeyi aklıma getirdi. Belki de o senaryo sonradan epeyce bir değişikliğe uğrayarak bugünkü filme dönüştü, bilemiyorum.
ABD’nin Irak işgaline eleştiri
Wen Muye’nin yönettiği filmin merkezinde Xu Fu adlı Çinli bir aşçı var. Gırtlağına kadar borca batmış durumdaki Xu Fu, para kazanmak için Ortadoğu’ya gidiyor. Burada sahibi Ma Junsheng olan “Dragon Restoran”da çalışmaya başlıyor ve kısa sürede başarılı oluyor. Leziz Çin yemekleri, restoranı farklı topluluklardan insanların bir araya geldiği küçük bir barış ve gündelik yaşam alanına dönüştürüyor. Fakat tam işler yoluna girmişken savaş patlak veriyor, ülke işgal ediliyor. Film açıkça belirli bir ülkenin adını vermemekle birlikte 2003 Irak Savaşı’nı ve ABD işgalini çağrıştıracak biçimde gelişiyor.
Savaş ve işgali şimdiye dek alışıldığı üzere her iki taraftan askerlerin gözünden değil, ülkede yabancı Çinli bir aşçının gözünden anlatan “Bir Zamanlar Ortadoğu’da”, Xu Fu’nun eline silah değil wok tavası ve kepçe tutturarak meslek icrasını sürdürüyor. Xu’nun savaş sırasında yapmaya çalıştığı şey savaşmak değil, zor şartlar altında insanlara yemek vermek ve restoranı bir tür sığınak olarak ayakta tutmak. 141 dakika uzunluğundaki film, gündelik yaşamları parçalanan yerli halktan çocuklara ve sivillere geniş yer ayırarak, savaş alanı ile restoran mutfağının karşıtlığını başarıyla işliyor, dışarıda savaş varken yemek pişen mutfak dekorunu çok iyi yansıtıyor. Elektrik kesilir, yiyecek kıtlaşır, insanlar korku içindedir, çocuklar aç kalmıştır ama buna karşılık mutfakta Xu Fu canla başla yemek pişirmeye çalışmaktadır.
Yemeği yalnızca doğal ve kültürel bir unsur olarak değil, normal yaşamın, barışın, insan ilişkilerinin ve insanlığın sembolü olarak kullanan Wen Muye, Xu Fu’yu da klasik bir savaş kahramanı olarak çizmiyor tabii ki. Onun kahramanlığı, yaşamı mümkün olduğu kadar normal sürdürmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Xu Fu ile önceleri yemek çalmaktayken Çinli dostundan yemek yapmayı öğrenmeye başlayan yetim çocuk Saif’in ilişkileri de filmin ayrı bir boyutunu oluşturuyor. Savaş ilerledikçe Saif’in çocukluğu da yok oluşa doğru gidiyor. Başlangıçta oyuncak silahla oynayan çocuk, gerçek silahlarla tanışıyor ve ağır biçimde yaralanıyor. Filmin sonunda ise sembolik bir dönüşüm gerçekleşiyor ve Saif’i yıllar sonra restoranın aşçısı olarak görüyoruz.
Savaşa karşı mutfak
“Bir Zamanlar Ortadoğu’da”, yalnızca savaş karşıtı bir film değil, aynı zamanda Çin’in dünyaya bakışının sinemadaki yeni örneklerinden biri. Hollywood savaş filmlerinde genellikle özel kuvvetler mensupları, CIA ajanları, savaş muhabirleri, kurtarıcı vb. kahramanlar söz konusuyken bu kez bir göçmen/aşçı ön planda ve amacı da Ortadoğu’yu kurtarmak değil! Başlangıçta son derece sıradan bir amacı var: Para kazanıp borçlarını ödemek. Ve Hollywood’un geleneksel savaş anlatısının tersine, savaşın karşısına mutfağını koyuyor, evrensel hümanist değerlere sahip çıkıyor. Batılı askeri müdahaleler Ortadoğu’ya kan, acı ve yıkım getirirken, sıradan Çinliler bölgede silahla değil, ticaret, yemek ve insani ilişkilerle var oluyorlar. Yemek yemek, barış koşullarında sıradan bir tüketim eylemiyken, savaş koşullarında yaşam hakkının kendisine dönüşüyor ve bu da ABD’nin Irak işgaline yönelik sert eleştirel yaklaşımla birleşince “Bir Zamanlar Ortadoğu’da” göründüğünden çok daha fazla politik bir film olarak beliriyor.
“Bir Zamanlar Ortadoğu’da”, 11 Eylül’den itibaren Hong Kong, Makao, Avustralya ve Yeni Zelanda’da gösterime girecek. Sonrasında Malezya, Endonezya, Singapur, Japonya, Kamboçya, Tayland, Laos ve Filipinli sinemaseverlerin karşısına çıkacak. Dilerim çok gecikmeden ülkemiz sinema salonlarında da seyredebiliriz.