Daha önce bu köşede “Çekçek” ve “Kedi Gezegeni” adlı romanlarını tanıttığım, 20. yüzyıl Çin edebiyatının en önemli yaratıcıları arasında gösterilen Lao She’nın “Çayhane” (Chaguan) adlı tiyatro oyunu da Giray Fidan çevirisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından okurlarımıza sunuldu.
Lao She (1899-1966), bilimkurgu yapıtı olan “Kedi Gezegeni” bir yana, eserlerinde Çin toplumunun “küçük insanlarına” ayna tutması, değişim ve devrim sancılarını aktarmasıyla tanınıyor. Üç perdeden oluşan 1957 tarihli “Çayhane” ise modern Çin tiyatrosunun başyapıtlarından biri kabul ediliyor ki Çin tiyatro tarihinde modern dramın ulaştığı en yüksek nokta olarak değerlendirenler de var.
Huzur Çayhanesi’nde üç dönem
“Huzur Çayhanesi” adlı mekanın yaklaşık 50 yıla yayılan üç dönemini ele alarak, Qing Hanedanı’nın son yılları ve reform sürecini, 1911 devrimini ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Kuomintang yönetiminin son demlerini anlatan oyunda 60’a yakın karakter mevcut. Yoksulların, bir kilo beyaz un karşılığında çocuklarını sattıkları, yabancı işgalcilerin hüküm sürdüğü, “ataların nizamının” değişmeye başladığı, kargaşa içindeki sokakların asker ve muhbir kaynadığı bir atmosferde, duvarlarında “Değerli müşteriler, devlet işlerinden bahsetmeyelim lütfen!” yazılarının okunduğu bir Beijing çayhanesinde olup bitenleri izliyoruz. “Her şey ıslah oluyor da benim maaşım niye ıslah olmuyor?” diye soran garsonların, “Ben ülkemi seviyorum ama beni kim seviyor?” diyenlerin, kapının önüne yığılan kadınlı erkekli muhacirlerin, kızını satan çaresizlerin, zenginlerin, hafiyelerin ve İşbilir Çayhaneci’nin damga vurduğu bir Çin tarihi var önümüzde. Bu tarihin merkezine büyük liderleri ve kahramanları değil, sıradan insanları koyan Lao She, çayhaneyi Çin toplumunun mikrokozmosu olarak resmediyor. Devrimler, savaşlar, hanedan değişiklikleri ve politik gelişmeler hakkında doğrudan tarih dersi vermeyen ama bunların insanların gündelik yaşamındaki sonuçlarını gösteren yazar, bir toplumsal tarih anlatısı koyuyor önümüze. Küçük esnaf, yoksullar, memurlar, askerler, tüccarlar, polisler, aydınlar, kadınlar, dilenciler, eski aristokratlar ve işbirlikçilerin adeta resmi geçit yaptığı “Çayhane”, panoramik bir tablo sunuyor.
Beijing’in sokak dili
Tiyatro metni okumak biraz sıkıcıdır, meşakkat ister, karakterleri ve olayları takip etmekte zorlanabilirsiniz. Ama Lao She’nın karakterleri o derece kanlı canlı ki bu dezavantaj büyük oranda ortadan kalkıyor, Batılı anlamdaki modern dram, Çin’in sokak dili ve kültür dünyasıyla başarıyla harmanlanıyor. Tabii “Çayhane”nin en büyük edebi silahlarından biri olarak gösterilen, Beijing’in gündelik konuşma dilini, deyimlerini, argo ifadelerini, nüktelerini ve değişik sosyal sınıflara özgü konuşma biçimlerini tiyatro diyaloglarına dönüştürme becerisini çeviri metinde kavramak mümkün değil. Bu özelliğin tadına ancak ileri düzeyde Çince bilen ve orijinal metni okuma olanağı bulanlar varabilir sanıyorum. Bu niteliğiyle, karakterlerin konuşma biçimleriyle de öne çıktığı ve tanındığı “Çayhane”, Türk okurlarda yüksek bir heyecan yaratmayabilir belki ama Batı tarzı modern tiyatro biçimi, geleneksel Çin anlatı ve performans kültürü ve Beijing gündelik dilinin kaynaştığı olağanüstü bir birleşim olarak tiyatro tarihinde ayrıcalıklı bir yere sahip.
İlk perdedeki çayhane ile son perdedekinin küçük farklar dışında aynı gibi göründüğü, aslında Çin değiştikçe çayhanenin de insanlarıyla, ilişkileriyle, ekonomik düzeniyle ve politik atmosferiyle değişmekte olduğunu fark ettiğimiz “Çayhane”nin Çin sınırları içinde kalmış bir klasik olmadığını da belirteyim. Kültür Devrimi döneminde rafa kaldırılan, 1979’dan itibaren Çin’de düzenli olarak sahnelenen oyun 1980’de Çin tiyatrosunun yurtdışına çıkan ilk oyunlarından biri olarak, Almanya, Fransa, İsviçre, Japonya gibi ülkelerde de sahnelenmişti.
Zafer umudu
Ekleriyle birlikte 120 sayfalık “Çayhane”nin üçüncü perde açılış şarkısıyla bitirelim:
“Japon askerleri sekiz yıl esir etti yaşlı Pekin’i,
Herkes çile çekti, canlı canlı yüzdüler derimizi.
Sekizinci Yol Ordusu kazandı halkın gönlünü,
Defetti zalim Japon süngüsünü.
Bekle çıkacaktır ay ve yıldızlar,
Zaferden herkesin umudu var.
Ah Kuomintang Pekin’e girdin,
Japon askeri gibi zorbalık ettin.
Çayhaneci’nin derdi dermansız, çok,
Benim gibi o da ölmüş ağlayanı yok.
Eski çayhaneyse viran, perişan halde,
Hiçbir çare işe yaramıyor bugünlerde.
Gök de acır, yer de acır bizim halimize,
Bir tek tepedekiler memnun, ecnebi gümüşleri ceplerinde.
Küçük kız ağlama böyle, evet, karanlık gece,
Ama güneş açar vakti gelince.
Küçük kız, üzülme, Batı Dağı’nın pınarı doğuya akar,
Acı su gider tatlı su gelir, yarınlara kalmaz kölelik, kalkar.”