Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 2017’de Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısının açılışındaki konuşmasında, “Dünya genelinde halen 700 milyondan fazla insan aşırı yoksulluk içinde yaşamaktadır. Sıcak yuvaya, yeterli miktarda yiyeceğe ve güvenilir işe sahip olmak, çok sayıda aile için hâlâ ulaşılması imkânsız bir rüya olmaya devam ediyor” demişti.
Dünya nüfusunun yüzde 1’lik kesimini oluşturan zengin azınlığın sahip olduklarının geriye kalan yüzde 99’luk kesiminkine eşit olduğu koşullarda, 700 milyon insanın aşırı yoksulluktan kurtulma çabasının Xi tarafından bir “rüya” olarak nitelenmesi, gerçekleşmeyeceği anlamına gelmiyor kuşkusuz ki. Çünkü Çin, çok benzer bir rüyayı gerçek kıldı ve ülkede mutlak yoksulluğu bitirdiğini açıkladı. 1949 devriminden önce dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan 1,4 milyarlık nüfusa sahip Çin’in vatandaşları artık sıcak yuvaya, yeterli miktarda yiyeceğe ve güvenilir bir işe sahip.
2024’teki bir konuşmasında, “İçinde bulunduğumuz yüzyılın ortalarına gelindiğinde Çin, müreffeh, güçlü, demokratik, medeni ve uyumlu bir sosyalist çağdaş ülke haline gelecek. Biz bu hedefi ‘Çin milletinin büyük yeniden kalkınışını öngören Çin Rüyası’ şeklinde tanımlıyoruz” diyen Xi Jinping, şöyle devam etmişti: “Tarihin yeni başlangıç noktasında İki Yüzyıl Hedefleri’ne ulaşarak Çin milletinin yeniden kalkınışını öngören Çin Rüyası’nı gerçekleştirmek için mücadele vermekteyiz.”
Sosyalist modernleşmeyi gerçekleştirmek
Xi Jinping, “Çin Rüyası” kavramını, “Amerikan Rüyası”nın artık çöktüğünü, bittiğini, kabusa dönüştüğünü en tarafgir yorumcuların bile kabul ettiği bir dönemde, 2012’de Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri olduktan hemen sonra ortaya atmıştı. Bu yalnızca ekonomik bir kalkınma projesi değildi; sosyalizm, tarih, milliyetçilik, sosyal refah ve Çin’in küresel konumunu bir araya getiren çok daha geniş bir ideolojik çerçeve oluşturuyordu. Dünyanın içinde bulunduğu çalkantılar karşısında Çin’in en büyük ihtiyacı, uyumlu ve istikrarlı iç ortam ile barışçıl ve huzurlu uluslararası ortamdı ve Çin halkının temel çıkarları kargaşa ve savaştan uzak durulmasını gerektiriyordu. Orta halli sosyalist refah toplumu inşasını tamamlamak ve reformları kapsamlı olarak derinleştirmek yolunda ÇKP önderliğinde çıkılan yol ve nihai hedef “Çin Rüyası” olarak tanımlandı. 1,4 milyarlık dev bir ülkede sosyalist modernleşmeyi gerçekleştirmek, insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir dava olarak kabul edildi ve devrimle birlikte Çin’e özgü sosyalizm yolunun çizildiği ülkede benzersiz bir kalkınma hamlesi gerçekleştirildi.
Yıllar önce Deng Xiaoping dönemini ele alan bir makalede, uzak vadedeki temel hedeflerden birinin “Her Çin vatandaşının turistik olarak dünya turuna çıkabilecek seviyede gelire sahip olması” şeklinde ortaya konulduğunu öğrenince epeyce şaşırmıştım. Sosyalizmin, demir-çelik üretiminin artması, bedava sağlık hizmetleri, eğitim ve konut hakkı vb. dışında böyle bir hedefle de tanımlanması, biz Türkiyeli sosyalistler için oldukça sıra dışıydı. “Çin Rüyası”, bugün, yurtdışına giden Çinli turistlerin sayısının 700 milyonu geçtiğini gösteriyor!
Çin ulusunun büyük yeniden dirilişi
Xi Jinping’in ortaya koyduğu “Çin Rüyası”nın temel amacı, Çin ulusunun büyük yeniden dirilişi olarak tanımlanıyor. Tarihin büyük bölümünde dünyanın önde gelen büyük uygarlıklarından biri olan, fakat 19. yüzyıldan itibaren Batılı güçlerin ve Japonya’nın müdahale ve işgalleriyle “aşağılanma yüzyılı” yaşayan ülkede, “Çin Rüyası”, geçmişteki tarihsel ağırlığın modern teknoloji, güçlü devlet ve yüksek yaşam standardıyla yeniden kazanılması olarak değerlendiriliyor. Aynı zamanda da “Amerikan Rüyası”ndan farklı olarak bireysel değil, kolektif bir “rüya” söz konusu. “Amerikan Rüyası” geleneksel olarak bireyin kendi çalışması ya da zekâsıyla sınıf atlaması, zenginleşmesi ve özgürleşmesi üzerine kuruluyken “Çin Rüyası” ise öncelikle kolektif ve ulusal bir proje olarak öne çıkıyor. Güçlü bir Çin devleti, ekonomik refah, teknolojik ve bilimsel ilerleme, ulusal birlik, sosyal istikrar, güçlü ordu, Çin’in uluslararası saygınlığının artması ve ÇKP’nin ideolojik-politik-kültürel önderliği, “Çin Rüyası”nın temel motifleri olarak beliriyor. Xi’nin konuşmalarında da “kişinin rüyası” ile “Çin ulusunun rüyası” arasında bağ kuruluyor ve bireyin daha iyi yaşaması, Çin’in güçlenmesinin sonucu olarak düşünülüyor.
ÇKP’nin merkezi rolü ve liderliği
Xi’nin söylemlerindeki “Çin Rüyası”nın bileşenleri arasında ÇKP’nin merkezi rolü ve liderliği, başat faktör ve ön koşul olarak beliriyor. Bu açıdan Xi döneminde Mao’nun devrim ve bağımsızlık söylemi ile Deng’in ekonomik kalkınma söylemi arasında bir sentez kurulduğu söylenebilir. Mao, Çin’i bağımsız ve egemen hale getirmeyi, Deng zenginleştirmeyi hedeflemişti. Xi ise zengin, güçlü, teknolojik açıdan ileri ve küresel ölçekte etkili bir ülke haline getirmeyi amaçlıyor, dolayısıyla yalnızca ekonomik büyümeden söz etmiyor. Xi’nin “Çin Rüyası” söyleminde, 2035’e kadar sosyalist modernleşmesini büyük ölçüde gerçekleştirmiş, devrimin 100. yılının kutlanacağı 2049’da güçlü, demokratik, kültürel olarak gelişmiş, doğaya saygılı, uyumlu ve güzel bir modern sosyalist ülke öngörülüyor. “Çin, modernleşirken Batı’ya dönüşmek zorunda değildir; kendi tarihsel ve siyasal modelini koruyarak, dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olabilir. Çin’in gelişmesi hiçbir ülke için tehdit oluşturmaz. Ne kadar gelişirse gelişsin Çin asla hegemonyacılık ve yayılmacılık peşinde koşmayacaktır” diyen Xi, “Çin Rüyası”yla Çin’e Özgü Sosyalizm’in gerçeklerinin görülmesini istiyor aslında.