Pek çok tarihçiye göre kökenleri bozkır dünyasına dayanan ve Türklerle yakın akraba ya da erken dönem Türk topluluklarından biri olarak değerlendirilen, Çin kaynaklarında Toba olarak geçen Tabgaçlar, M.Ö son yüzyıllardan itibaren Moğolistan ve bugünkü İç Moğolistan bölgesinde yaşayan göçebe bir topluluktu. 4. Yüzyılda Kuzey Çin’e hakim oldukları, 386 yılında Kuzey Wei Hanedanı’nı (386-534) kurdukları biliniyor. Tarihçilerin birleştikleri nokta ise Tabgaçların zaman içinde Çinlileşmiş yönetici bir topluluk olduğudur.

Budizmin Çin’de yayılmasına büyük katkı sağlayan, Kuzey Çin’i uzun süren bölünmüşlük döneminden sonra büyük ölçüde birleştiren, daha sonraki Sui ve Tang devletlerinin temelini oluşturan birçok idari reform gerçekleştiren Tabgaçlar, özellikle İmparator Xiaowen döneminde (471-499) geniş bir Çinlileşme programı uygulamıştı. Çin giyim tarzı benimsenmiş, Çince konuşmak teşvik edilmiş, Çin soyadları alınmaya başlamıştı. Bu dönemde Konfüçyüsçü devlet anlayışı egemen olmuş ve birkaç kuşak içinde Tabgaç yönetici sınıfı Çin kültürü içinde erimişti. Öyle ki eski Türkler Çin’e “Tabgaç” demeye başlamıştı.

Çin’de filizlenen Budist sanat

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Caner Karavit’in “Tabgaçlar / Devletleşen Göçebelik, Çinlileşen Estetik” (Kaynak Yay, 2025) kitabı, İslam öncesi Türk toplulukları açısından ilginç bir gelişim gösteren bu serüveni, tarihsel ve sanatsal izler, özellikle de Budist sanat açısından inceleyen bir çalışma. 262 sayfalık kitabında, toplumsal örgütlenme ve devletleşme süreci, göç politikası, Çinlileşme politikası, inanç politikası ve bunların sanata etkileri gibi konuları ele alan Prof. Karavit, Çin’de filizlenen Budist sanat örneklerini de bizzat giderek yerinde incelemiş.

“Kuzey Wei Hanedanı’nın Tabgaç yöneticilerinin ısrarla üzerinde durdukları bu politikalar, daha önce Çin coğrafyasında görülmemiş ölçüde Budizme, dolayısıyla Budist sanata ivme kazandırdı. Bu gelişmeye, saray kadınları da büyük katkıda bulundu. Tabgaç geleneklerine göre kadınların toplumdaki rolü önemliydi ve bu gelenek, iktidara ortak olabilmeleri için imparatoriçelere güçlü bir ilham kaynağı oldu. Saray kadınları Budizmi ve Budist sanatı arkalarına alarak, gölge yönetimlerini güçlendirdiler. Bunun bir sonucu olarak; Kuzey Wei döneminde sarayın büyük desteğini alan Budist sanat Çin’de filizlendi, yeşerdi ve dönemin en muhteşem Budist yapıtları ortaya çıktı. Böylelikle Tabgaç yöneticilerinin bir eseri olan Budist sanat, Kuzey Wei Hanedanı tarafından Çin’in en önemli kültürel miraslarından birisi olarak sonraki hanedanlara miras bırakıldı” diyen Karavit, kaya resimlerindeki soyut biçimlerden insan ve hayvan figürlerine, özgür at betimlemelerinden Çift Buda heykellerine açılan yelpazede, çok dikkat çekici bir sentez gerçekleştirmiş durumda.

Sanat tarihi ekseninde bir inceleme

Kitabın önsözünü yazan Ryukoku Üniversitesi Dünya Budist Kültürü Araştırma Merkezi’nden Erdal Küçükyalçın’ın, “Budizmi bir nevi devlet dini olarak benimseyen, koruyup kollayan Türk-Moğol Toba Hanedanı’nın, şimdi çoğumuza yabancı gelen bu dinin Çin’e, Kore’ye ve Japonya’ya kadar ulaşmasında nasıl bir kilit rol oynadığını vurgulamak gerek” dediğini de belirteyim.

Türk tarih yazımında önemli bir boşluğu dolduran “Tabgaçlar / Devletleşen Göçebelik, Çinlileşen Estetik”, Kuzey Wei dönemini yalnızca siyasi tarih açısından değil, devlet teorisi, kültürel dönüşüm ve sanat tarihi ekseninde birlikte ele alarak “Tabgaçlar Türk müydü?” tartışmasının ötesine uzanan, meraklıların mutlaka okumalarını önerdiğim bilimsel bir çalışma.