Uluslararası düzeninin yeniden şekillendiği, güç merkezlerinin çoğaldığı, Batı dışı medeniyetlerin yükseldiği ve küresel rekabetin ekonomik, teknolojik ve jeopolitik alanlarda aynı anda yaşandığı bir dönemde Şanghay İşbirliği Örgütü’nün 25. kuruluş yıl dönümünde Bişkek’te ortaya koyduğu tablo sıradan bir zirve bildirgesinden çok daha fazlasını ifade ediyor.
1 Eylül 2026’da Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te düzenlenen ŞİÖ Devlet Başkanları Zirvesi’nde kabul edilen Bişkek Deklarasyonu örgütün geride bıraktığı 25 yılı değerlendirmekle önümüzdeki dönemde nasıl bir ŞİÖ tasavvur edildiğini de ortaya koydu. Zirvede güvenlik, uyuşturucuyla mücadele, ulaştırma, enerji, yapay zekâ, dijital altyapı ve çevre gibi alanlarda çok sayıda belge kabul edildi. Bu nedenle Bişkek Deklarasyonu'nu ŞİÖ'nün kuruluş yıl dönümünü kutlayan bir siyasi metin olarak okumak yetersiz kalır. Deklarasyonun satır aralarında küresel sistemin geleceğine ilişkin daha geniş bir iddia görülüyor. Bu süreçte dünya tek bir güç merkezinin belirleyiciliğinden uzaklaşırken Avrasya kendi ekonomik, siyasi, güvenlik ve teknolojik ağlarını daha fazla kurumsallaştırmaya çalışıyor. ŞİÖ de bu dönüşümün en önemli platformlarından biri olma iddiasını giderek daha açık biçimde ortaya koyuyor.
25 yılda güvenlik örgütünden Avrasya platformuna
Şanghay İşbirliği Örgütü 2001 yılında Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan'ın katılımıyla kurulduğunda temel gündem güvenlikti. Terörizm, ayrılıkçılık ve aşırıcılıkla mücadele ile birlikte sınır güvenliği ve bölgesel istikrar örgütün kuruluş felsefesinin merkezinde bulunuyordu. Çeyrek asır sonra ise ŞİÖ'nün gündemi kuruluş dönemindeki sınırların çok ötesine taşındı.
Çin, Rusya ve Hindistan gibi büyük güçlerin yanı sıra İran, Pakistan ve Belarus'un da içinde bulunduğu bu 10 üyeli örgüt, Orta Asya'nın tamamını kapsayan geniş bir coğrafyaya yayıldı. Böylece ŞİÖ bir bölgesel güvenlik mekanizması olmaktan çıkarak ekonomi, enerji, ulaştırma, finans, teknoloji, yapay zekâ, çevre, tarım, sağlık, eğitim ve kültür gibi alanlarda işbirliği geliştiren kapsamlı bir Avrasya platformuna dönüştü. Bu dönüşümün arkasında önemli bir jeopolitik gerçek bulunuyor. Avrasya, dünya ekonomisinin giderek daha fazla ağırlık kazandığı merkez hâline geliyor. Üretim kapasitesi, enerji kaynakları, nüfus, doğal kaynaklar ve büyüyen tüketici pazarları büyük ölçüde bu coğrafyada toplanıyor. Dolayısıyla ŞİÖ'nün genişlemesi Avrasya'nın kendi içindeki bağlantılarını artırdığını gösteriyor. Bişkek Deklarasyonu tam da bu dönüşümü kurumsal bir çerçeveye oturtuyor.
Çok kutupluluk bir söylem değil
Deklarasyonun en güçlü siyasi mesajlarından biri çok kutuplu/çok merkezli dünya düzenine yapılan açık vurgudur. ŞİÖ üyeleri daha adil ve daha dengeli bir küresel yönetişim sistemi çağrısında bulunuyor. Birleşmiş Milletler'in merkezi rolünün korunması ve güçlendirilmesi savunulurken küresel karar alma mekanizmalarında devletlerin daha eşit biçimde temsil edilmesi gerektiği belirtiliyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta ŞİÖ'nün kendisini mevcut uluslararası sistemin tamamen karşısına koymamasıdır.
Örgüt, BM'yi ortadan kaldırmayı veya mevcut uluslararası düzeni bütünüyle reddetmemektedir. Tam tersi küresel yönetişim sisteminin reforme edilmesini savunuyor. Çünkü ŞİÖ'nün ortaya koyduğu model klasik anlamda bir askeri ittifak ya da Avrupa Birliği benzeri ekonomik birlik değildir. Bişkek Deklarasyonunda ilk kez ŞİÖ'nün askerî-politik bir blok olmadığı ve herhangi bir devlete veya uluslararası örgüte karşı yönelmediği vurgusu yapıldı. Örgütün kendisi de bloklaşma ve çatışmacı yaklaşımı reddettiğini vurguladı. Dolayısıyla ŞİÖ'nün yükselişini "Batı'ya karşı Doğu bloğu" şeklinde okumak doğru değildir.
Yeni rekabet alanı: Finans
Bişkek Deklarasyonu'nun en stratejik taraflarından biri ekonomik ve finansal işbirliğine ilişkin maddelerde ortaya çıkıyor. ŞİÖ üyeleri karşılıklı ticarette ulusal para birimlerinin kullanımının kademeli olarak artırılmasına yönelik yol haritasını destekliyor. Aynı zamanda uluslararası finans mimarisinin reforme edilmesi ve gelişmekte olan ülkelerin küresel finans kuruluşlarındaki temsilinin güçlendirilmesi çağrısı yapılıyor. Bu gelişmeyi "ŞİÖ doları terk ediyor" şeklinde okumak aşırı yorum olur. Ancak daha önemli bir süreç yaşanıyor. ŞİÖ ülkeleri küresel finans sisteminin tek bir para birimine ve sınırlı sayıda finansal merkeze bağımlılığını azaltabilecek alternatif kanallar oluşturmaya çalışıyor. Ulusal para birimleriyle ticaret bunun bir ayağı. Ortak finansman mekanizmaları bunun ikinci ayağı.
ŞİÖ Kalkınma Bankası fikri ise üçüncü ve daha iddialı ayağı oluşturuyor. Bankanın oluşturulmasına yönelik çalışmalar ve istişareler sürüyor. Nitekim 2026 yılı içinde yapılan toplantılarda bankanın temel unsurları üzerinde görüşmelerin devam ettiği açıklanmıştı. ŞİÖ, ticaretin para birimlerinden finansman mekanizmalarına kadar ekonomik ilişkilerin daha fazla çeşitlendirilmesini hedefliyor. Bu durum önümüzdeki yıllarda örgütün siyasi ağırlığından çok ekonomik kapasitesinin belirleyici hâle gelmesine yol açabilir.
Asıl Avrasya rekabeti koridorlarda yaşanacak
21. yüzyılın jeopolitiğinde ülkelerin gücü yalnızca sahip oldukları topraklarla veya askeri kapasiteyle ölçülmüyor. Hangi ülkenin hangi limana, demiryoluna, enerji hattına, lojistik merkeze ve dijital ağa bağlandığı giderek daha önemli hâle geliyor. Bu nedenle Bişkek Deklarasyonu'nda ulaştırma ve lojistik bağlantısallığına verilen önem dikkat çekicidir.
ŞİÖ ülkeleri ulaştırma ağlarının geliştirilmesi, limanların ve lojistik merkezlerin güçlendirilmesi ve Avrasya'daki ticaret yollarının daha etkin hâle getirilmesi konusunda yeni adımlar ortaya koydu. 2026-2030 dönemini kapsayan liman ve lojistik merkezleri geliştirme planı da zirvede kabul edilen belgeler arasında yer aldı. Bu durum Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi, Orta Asya'nın ulaştırma potansiyeli, Rusya'nın kuzey bağlantıları ve Hazar üzerinden Avrupa'ya uzanan güzergâhlarla birlikte düşünüldüğünde çok daha büyük bir anlam kazanıyor. Çünkü Avrasya'nın gelecekteki ekonomik gücü bu merkezleri birbirine bağlayan koridorların kapasitesine bağlı olacak. Kim limanları ve lojistik merkezlerini birbirine bağlarsa tedarik zincirlerinin geleceğinde söz sahibi olacaktır. Kim enerji ve ulaştırma koridorlarını çeşitlendirirse jeopolitik krizlere karşı daha dayanıklı hâle gelecektir. ŞİÖ'nün ulaştırma gündeminin arkasında bu stratejik gerçek bulunuyor.
Enerji, Avrasya'nın ortak stratejik alanı
Enerji de ŞİÖ'nün önümüzdeki dönemde güçlendirmek istediği temel alanlardan biridir. Çin ve Hindistan dünyanın en büyük enerji tüketim merkezlerinden olurken Rusya, İran ve Orta Asya ülkeleri önemli enerji üreticileri veya transit ülkeleri olarak öne çıkıyor. Bu tablo ŞİÖ coğrafyasını dünyanın en önemli enerji havzalarından biri hâline getiriyor. Dolayısıyla enerji güvenliği artık ulusal mesele olarak görülmüyor. Enerji kaynaklarının üretimi, taşınması, ticareti ve güvenliği giderek daha fazla bölgesel işbirliği konusu hâline geliyor. ŞİÖ'nün 2030'a kadar enerji işbirliğini geliştirmeyi hedefleyen yaklaşımı örgütün ekonomik bütünleşme arayışının enerji ayağını oluşturuyor. Bu gelişme Avrupa'nın enerji güvenliği açısından da dolaylı sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Çünkü Avrasya'da enerji akışının yönü değiştikçe transit ülkelerin jeopolitik değeri de değişiyor.
ŞİÖ'nün yeni cephesi: Yapay zekâ
Bişkek Deklarasyonu'nun en yeni ve geleceğe dönük taraflarından biri yapay zekâ ve dijital teknolojiler başlıklarıdır. ŞİÖ sadece petrol, doğalgaz, demiryolları ve güvenlik meselelerini konuşmuyor. Yapay zekânın güvenli ve sorumlu kullanımı, veri merkezleri, bilgi işlem kapasitesi, dijital ekonomi ve teknoloji altyapısı da örgütün ortak gündemine giriyor. Çünkü geleceğin güç rekabeti yalnızca tanklar, uçaklar veya enerji kaynakları üzerinden yaşanmayacak. Veriye sahip olmak, büyük ölçekli hesaplama kapasitesine erişmek, yapay zekâ algoritmaları geliştirmek, çip teknolojisine ulaşmak ve dijital altyapıyı kontrol etmek de devletlerin stratejik gücünü belirleyecek. Bu nedenle ŞİÖ'nün yapay zekâ ve veri merkezleri alanında işbirliği arayışına girmesi örgütün geleceğin jeopolitiğine de hazırlanmaya başladığını gösteriyor.
Güvenlik mimarisi genişliyor
ŞİÖ'nün kuruluşunda güvenlik merkezi bir konumdaydı. Bişkek Zirvesi ise bu güvenlik anlayışının daha kurumsal bir yapıya taşındığını gösterdi. Zirvede üye devletlerin güvenliğine yönelik tehdit ve sınamalara karşı ilişkin belge kabul edildi. Ayrıca uyuşturucuyla mücadele alanında yeni bir merkez ve 2030'a kadar uzanan işbirliği programı oluşturuldu. Çünkü güvenlik bugün askeri tehditlerden ibaret değil. Terörizm, uyuşturucu kaçakçılığı, siber saldırılar, düzensiz göç, sınır aşan suçlar, bilgi güvenliği ve yeni teknolojilerin oluşturduğu riskler aynı güvenlik denkleminde birleşiyor.
ŞİÖ de güvenlik mimarisini bu yeni tehditlere göre genişletiyor. Örgütün terörizmle mücadelede "çifte standartlara" karşı çıkması da deklarasyonun dikkat çeken siyasi mesajlarından biriydi. Bu söylem ŞİÖ ülkelerinin güvenlik meselelerinde Batı merkezli tanımlamaların ötesinde kendi ortak yaklaşımını geliştirme çabasını yansıtıyor.
İran ve Filistin: ŞİÖ'nün siyasi alanı genişliyor
Bişkek Deklarasyonu'nun en dikkat çeken yönlerinden biri de örgütün bölgesel krizlere ilişkin siyasi pozisyonlarının daha görünür hâle gelmesidir. Üye devletler, Orta Doğu ve İran çevresindeki gelişmelerden derin endişe duyduklarını belirtmektedir. Daha önce açıklanan ŞİÖ tutumunu teyit ederek, İran İslam Cumhuriyeti topraklarına yönelik ve çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesine ve ülke ekonomisine önemli zarar verilmesine yol açan askerî saldırıları kınamaktadır. Üye devletler, İran’ın Dini Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamaney’in trajik ölümü nedeniyle İran halkına ve hükümetine ve hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilemektedir. Yine üye devletler, İran İslam Cumhuriyeti’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne desteklerini yeniden teyit etmekte ve çatışmanın yalnızca siyasi ve diplomatik yollarla çözülmesini savunmaktadır. Ayrıca üyeler tarafından Orta Doğu’da barış ve istikrarın sağlanmasının tek mümkün yolunun Filistin meselesinin kapsamlı ve adil bir çözüme kavuşturulması olduğu belirtilmektedir.
İran'a yönelik askeri saldırıların kınanması, İran'ın egemenliği ve toprak bütünlüğüne vurgu yapılması ve nükleer enerjinin barışçıl kullanım hakkının desteklenmesi ŞİÖ'nün Orta Asya sınırlarının ötesindeki krizlere ilişkin siyasi ağırlığını artırdığını gösteriyor. Filistin meselesinin de deklarasyonda yer alması aynı açıdan önem taşıyor. Bu durum ŞİÖ'nün giderek Orta Doğu'daki krizler, küresel yönetişim, uluslararası güvenlik ve dünya ekonomisi gibi daha geniş meselelerde ortak pozisyon geliştiren bir platforma dönüşüyor.
Türkiye ve ŞİÖ: Ankara'nın Avrasya denklemindeki konumu
Türkiye'nin ŞİÖ ile ilişkileri örgütün dönüşümüyle birlikte giderek daha stratejik bir nitelik kazanıyor. Türkiye 2012 yılından beri ŞİÖ'de diyalog ortağı statüsünde bulunuyor. Ankara'nın örgütle ilişkisi zaman içerisinde enerji, ulaştırma, ekonomi, güvenlik ve diplomasi başlıklarını kapsayacak şekilde genişledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2022 yılında Türkiye'nin ŞİÖ üyeliğini hedeflediğini açıklaması ise bu ilişkinin siyasi düzeyini daha ileri bir noktaya taşıdı.
Bişkek Zirvesi, Türkiye'nin ŞİÖ ile ilişkilerinde yeni bir dönemin işaretlerini verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ŞİÖ'nün yaklaşık 3,5 milyar insanı ve 35 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğü temsil ettiğine dikkat çekerek teşkilatın çok kutuplu düzenin vazgeçilmez unsurlarından biri hâline geldiğini ifade etti. Erdoğan ayrıca ŞİÖ ile her alanda işbirliğini geliştirme iradesini açık biçimde ortaya koydu. Bu açıklamalar Türkiye'nin ŞİÖ'ye bakışındaki temel yaklaşımı ortaya koyuyor. Ankara açısından ŞİÖ, Batı'nın alternatifi olarak görülmek zorunda değil. Türkiye'nin yaklaşımı daha çok farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurabilen, Avrupa ile Asya arasında bağlantı sağlayan ve çok kutuplu sistemde kendi stratejik hareket alanını genişleten bir ülke olma arayışına dayanıyor.
Türkiye'nin ŞİÖ ile ilişkilerindeki en önemli avantajlardan biri de jeopolitik konumudur. Erdoğan'ın Bişkek'te özellikle Orta Koridor'a yaptığı vurgu bunun en somut göstergelerinden biri oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hazar'ı geçen Orta Koridor'un Kuşak ve Yol Girişimi ile uyumlu hâle getirilmesini istedi ve ŞİÖ'nün güvenli ulaştırma koridorları ile enerji arz güvenliğinde önemli rol oynayabileceğini belirtti.
Erdoğan'ın Bişkek konuşmasındaki bir diğer önemli mesaj ise çok kutuplu dünya düzenine ilişkin oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ŞİÖ'yü Birleşmiş Milletler'in destekleyicisi ve tamamlayıcısı olarak gördüklerini belirtti. Bu yaklaşım Türkiye'nin dış politika anlayışındaki daha geniş dönüşümle de örtüşüyor. Türkiye, küresel sistemin tek bir güç merkezinin belirleyiciliğine dayanmadığı farklı güç merkezlerinin birlikte hareket ettiği ve bölgesel aktörlerin daha fazla sorumluluk üstlendiği bir düzeni savunuyor. Erdoğan'ın Bişkek'teki mesajları da bu çerçevede şekillendi.
Cumhurbaşkanı, bölgesel krizlerin çözümünde diyalog ve diplomasinin önemini vurgularken, Gazze ve Lübnan'daki gelişmelerin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. Ayrıca iklim değişikliği, düzensiz göç, terörizm, sınır aşan suçlar ve gıda güvenliği gibi meseleleri ortak güvenlik gündeminin parçaları olarak değerlendirdi.
ŞİÖ'nün ikinci 25 yılı
Şanghay İşbirliği Örgütü'nün ilk 25 yılı kuruluş, kurumsallaşma ve genişleme dönemi oldu. İkinci 25 yıl ise çok daha farklı bir döneme denk geliyor. Küresel ekonomik ağırlık Asya'ya doğru kayıyor. Tedarik zincirleri yeniden şekilleniyor. Enerji yolları değişiyor. Dijital ekonomi büyüyor. Yapay zekâ yeni bir güç alanı hâline geliyor. Küresel finans sisteminin geleceği tartışılıyor. Uluslararası kurumların temsil kapasitesi sorgulanıyor. ŞİÖ tam da böyle bir dönemde yeni bir sayfa açıyor. Bişkek Deklarasyonu'nun ortaya koyduğu tablo üyeleri birbirine bağlayan daha güçlü ekonomik, finansal, ulaştırma, enerji, güvenlik ve teknoloji ağları kurmak. Bu nedenle ŞİÖ'nün ikinci 25 yılı, ilk 25 yılından daha kritik olabilir. Çünkü ilk 25 yılda örgütün varlığı kanıtlandı. Önümüzdeki 25 yılda ise kapasitesini kanıtlaması gerekecek. Bu belge, 25 yıllık bir örgütün geçmişine bakmaktan çok değişen dünyanın geleceğine ilişkin bir yön işareti veriyor. Ve bu yön işaretinin temelinde üç büyük kavram bulunuyor:
Çok kutupluluk.
Avrasya bağlantısallığı.
Stratejik özerklik.
ŞİÖ'nün önündeki mesele artık büyüklüğünü güce dönüştürmek. Türkiye'nin önündeki mesele ise bu yeni Avrasya düzeninin dışında kalmamak. Ankara için hedef Doğu ile Batı'nın birbirine bağlandığı yeni dünya düzeninin merkez ülkelerinden biri olabilmek. Bişkek Zirvesi'nin Türkiye açısından taşıdığı stratejik anlam da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Bugün hem dünya hem de gücün coğrafyası değişiyor. Şanghay ruhu ile birlikte Avrasya yeni küresel düzenin şekillendiği ana merkezlerden biri hâline geliyor.