Ulaş Can-CGTN Türk GYY
İnsanlık tarihindeki büyük toplumsal dönüşümler, kendisinden önceki düzenin içinde gelişen yeni üretici güçler, yeni emek biçimleri ve yeni toplumsal ilişkiler üzerinde yükseldi. Feodalizmin çözülmesi ve kapitalizmin doğuşu da böyle oldu. Buhar makinesi, fabrikalar, demiryolları ve kitlesel üretim yalnızca ekonomiyi değiştirmedi, sınıfları, kentleri, siyaseti, aile yaşamını ve insanların dünyayı algılama biçimini de yeniden şekillendirdi.
Bugün yapay zeka, benzer büyüklükte bir dönüşümün merkezinde yer alıyor. Ancak yapay zekanın yarattığı değişim, yalnızca yeni araçların üretime katılmasından ibaret değildir. Yapay zeka, insanın düşünsel faaliyetlerinin önemli bir bölümünü; planlama, denetleme ve karar verme süreçlerini de makineleştirmektedir. Bu nedenle içinde bulunduğumuz dönüşüm, sanayi devriminin devamı olmakla birlikte onun ötesine geçen bir nitelik taşımaktadır.
Yapay zeka üretici güçleri geliştirdikçe, toplumun ihtiyaçlarını çok daha az insan emeğiyle karşılamak mümkün hale gelecek; bu da özel mülkiyeti, ücretli emeği ve piyasa merkezli üretimin yeniden sorgulanması ve değişimi için fırsatlar doğurabilecektir. Böyle bir maddi temel üzerinde geleceğin toplumları komünizme bugünkünden daha yatkın olabilir.
Yeni üretici güç olarak yapay zeka ve üretim ilişkileri arasındaki çelişki
Marksizm’den öğrendiğimiz yalın gerçeklerden biri de üretici güçler ile üretim ilişkileri arasında belirleyici bir bağ olduğudur. Üretici güçler; emek gücünü, bilgiyi, teknolojiyi, üretim araçlarını ve toplumsal iş birliğini kapsar. Üretim ilişkileri ise bu araçların kime ait olduğunu, üretimin kim tarafından yönetildiğini ve ortaya çıkan ürünün nasıl paylaşıldığını belirler.
Üretici güçlerin gelişmesine olanak sağlayan mülkiyet biçimleri, zamanla onların önünde engel haline gelebilir. Kapitalizm, feodalizme kıyasla üretici güçleri olağanüstü ölçüde geliştirmiştir. Bilimi üretime bağlamış, dünya pazarını kurmuş, iş bölümünü genişletmiş ve üretimi toplumsallaştırmıştır. Fakat kapitalist üretim toplumsal olmasına rağmen üretim araçlarının mülkiyeti özel kalmıştır.
Bir otomobil, bilgisayar ya da ilaç binlerce insanın ortak emeğiyle üretilir. Üretim dünya ölçeğinde örgütlenir. Bilimsel bilgi kuşaklar boyunca biriken toplumsal bir mirastır. Buna karşın üretimin sonuçları sınırlı sayıdaki şirketin ve sermaye sahibinin mülkiyetine geçer.
Yapay zeka bu çelişkiyi daha da keskinleştirmektedir. Çünkü yapay zeka bunu ortaya çıkaran şirketlerin bir başarısı değildir. Bunlar milyonlarca insanın oluşturduğu metinler, görüntüler, yazılımlar, bilimsel çalışmalar ve kültürel ürünler üzerinde gelişmektedir. Başka bir ifadeyle yapay zeka insanlığın ortak bilgi birikimidir. Fakat bu ortak birikim, özel şirketlerin kapalı sistemleri içinde sermayeye dönüştürülmektedir.
Böylece son derece toplumsal bir üretici güç, özel mülkiyet altında işletilmek istenmektedir. Bu durum geleceğin temel siyasal sorularından birini ortaya çıkaracaktır: İnsanlığın ortak bilgisiyle geliştirilen yapay zeka sistemleri birkaç şirketin özel mülkü mü olacak, yoksa toplumun ortak üretim aracı mı sayılacaktır?
Komünist toplum fikrinin maddi koşullarından biri, insanın yaşamını sürdürebilmek için harcamak zorunda olduğu emek zamanının azaltılmasıdır. Yapay zeka ve otomasyon, bu açıdan tarihsel bir imkan yaratmaktadır.Tarımda otonom makineler, sanayide robotlar, lojistikte otomatik sistemler, kamu yönetiminde gelişmiş planlama araçları vb. ile aynı miktarda ürünün çok daha az emekle üretilmesini mümkündür.
Çin ve AI komünizmi
Bu gelişme kapitalist toplumda çelişkili bir sonuç doğurur. Emek verimliliği yükseldiğinde toplumun daha az çalışması beklenebilir. Fakat kapitalizmde teknolojinin temel amacı çalışma süresini azaltmak değil, maliyeti düşürmek ve karı artırmaktır.
Bu nedenle Beyaz Saray Teknoloji eski Danışmanı, şimdinin OPEN AI stratejisti Dean W. BALL, bu “tehlikenin” altını çizdi. Çin Halk Cumhuriyeti’nin, bu dil modellerinin çok başarılı versiyonlarını, açık kaynak politikasıyla, başta Küresel Güney ülkeleri olmak üzere, tüm dünya ile paylaşmasını “anlayamadığını” söyledi. Bunu AI komünizmi olarak nitelendirdi ve komünist her şey gibi “verimsiz” ve yatırım alamayacak bir araca dönüşmesinden korktuğunu söyledi.
Çünkü Ball’a göre şirketinin sahiplendiği yeni üretici güç olarak yapay zeka, aynı zamanda Wall Street’in yeni gözdesi bir yatırım aracı olmalıdır. Çünkü Ball’ın yapay zekası, şirketlerin daha az işçiyle, daha fazla tempoda, aynı çalışma süreleriyle ve buna bağlı aynı emek ücreti ile daha fazla kar getiren bir üretici güç olarak kalmalıdır.
Buradaki çelişki açıktır: İnsanlığı zorunlu çalışmaktan kurtarabilecek ve Marx’ın tarif ettiği “özgür” insana yaklaşabilmemizi sağlayabilecek teknoloji, özel mülkiyet koşullarında insanları işlerinden ve gelirlerinden mahrum bırakabilecek bir araca dönüştürmek istenmektedir.
Bu nedenle yapay zeka çağının temel sorusu şudur:
Makineler insanın yerini mi alacak, yoksa insanı zorunlu ve yabancılaşmış emekten mi kurtaracak?
Bu sorunun cevabı, yapay zekanın ne kadar gelişeceğinden çok, onun kimin mülkiyetinde olduğuna ve hangi toplumsal amaçlar için kullanıldığına bağlı olacaktır. Pek tabi komünizm, bu anlamda teknolojinin kaçınılmaz sonucu olmayacaktır. Fakat yapay zeka, belki de komünizmi insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar güçlü, somut ve maddi bir imkan haline getirebilir.




