İngiltere'nin British Steel'i Çinli sahibinden zorla devralarak kamu mülkiyetine geçirmesi, yalnızca bir şirket kurtarma operasyonu değil; Londra'nın yıllardır savunduğu serbest piyasa ilkelerinin, stratejik çıkarlar söz konusu olduğunda nasıl geri plana itilebildiğini gösteren çarpıcı bir örnek.

Çin'in sanayi politikalarını "piyasa bozucu" olmakla eleştiren İngiltere'nin kendi çelik sektörünü doğrudan devlet kontrolüne alması, "kurala dayalı düzen" söyleminin ne ölçüde tutarlı uygulandığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

İngiltere, 16 Temmuz'da Çinli Jingye Group tarafından işletilen British Steel'in tamamen kamu mülkiyetine geçirildiğini açıkladı. Böylece Londra yönetimi, Nisan 2025'te operasyonel kontrolünü üstlendiği şirketin mülkiyetini de doğrudan devlete devretmiş oldu.

British Steel'in İngiltere'nin kuzeyindeki Scunthorpe tesisleri, 2020 yılında Çinli Jingye Group tarafından 70 milyon sterlin karşılığında satın alınmıştı. Satın alma sırasında tesislerin günlük yaklaşık 700 bin sterlin zarar ettiği bildiriliyor. Jingye, üretimin devam ettirilmesi, istihdamın korunması ve tesislerin modernleştirilmesi amacıyla beş yıl içinde şirkete 1,2 milyar sterline yakın kaynak aktardı.

Ancak İngiltere hükümeti, yüksek fırınların kapatılması ihtimalini ve ülkenin ham çelik üretme kapasitesini kaybetme riskini gerekçe göstererek önce şirketin yönetimine müdahale etti, ardından British Steel'i Çinli yatırımcının elinden alarak doğrudan devlet kontrolüne soktu.

Londra, kararını "ulusal güvenliğin" ve "hayati bir ulusal sanayi kapasitesinin" korunmasıyla açıklıyor. Fakat British Steel vakası, bir çelik şirketinin geleceğinin çok ötesinde bir tartışmayı beraberinde getiriyor: Serbest piyasanın en güçlü savunucularından biri olarak kendisini konumlandıran İngiltere, kendi stratejik sektörleri tehdit altına girdiğinde neden doğrudan devlet müdahalesine başvuruyor?

Sanayisizleşmenin faturası

British Steel'in yaşadığı kriz bir gecede ortaya çıkmadı. Şirketin sorunları, İngiltere'nin onlarca yıldır devam eden sanayisizleşme sürecinin, yüksek enerji maliyetlerinin, yetersiz yatırımların ve uluslararası rekabet gücündeki aşınmanın bir sonucu.

Ülkenin 1988'den bu yana ilk kez bir çelik üreticisini kamulaştırması, İngiliz sanayi altyapısının ulaştığı kırılganlığı da gözler önüne seriyor. İngiltere Ulusal Denetim Ofisinin verilerine göre, Scunthorpe tesislerinin kamu bütçesine günlük maliyeti yaklaşık 1,3 milyon sterline kadar çıkıyor.

Dolayısıyla kamulaştırma kararı, serbest piyasanın başarılı işleyişinin değil, piyasanın kendi başına çözemediği yapısal bir krizin devlet tarafından üstlenilmesinin sonucu.

Kamulaştırma sırasında İngiltere İş ve Ticaret Bakanı olan Peter Kyle'ın 'British Steel artık İngiliz halkına ait' açıklaması, ilk bakışta ulusal sanayinin kurtarılmasını simgeleyen güçlü bir siyasi mesaj gibi görünebilir. Ancak mülkiyetin halka geçtiğini ilan etmek, şirketin yüksek enerji maliyetleri, teknolojik dönüşüm ihtiyacı ve küresel rekabet baskısı gibi temel sorunlarını ortadan kaldırmıyor.

Kamulaştırma, çelik sektöründeki krizi çözmekten çok, krizin maliyetini özel yatırımcıdan kamu bütçesine aktarıyor.

Muhafazakâr Parti'nin gölge bakanlarından Rebecca Paul'un eleştirisi de bu noktaya odaklanıyor. Paul, British Steel'in rekabet gücünü kaybetmesinin temel nedenlerinin yüksek enerji fiyatları ve aşırı düzenlemeler olduğunu belirterek hükümeti bu sorunları çözmek yerine "varsayılan çözümü olan kamulaştırmaya" başvurmakla suçladı. Ona göre nihai faturayı İngiliz vergi mükellefleri ödeyecek.

Çin'in itirazı

Çin yönetimi, İngiltere'nin kararına sert tepki gösterdi. Çin Ticaret Bakanlığı, uygulamaya "kararlılıkla karşı çıktığını" ve karardan büyük rahatsızlık duyduğunu açıkladı.

Bakanlık, British Steel'in Jingye tarafından devralınmadan önce uzun yıllar zarar ettiğini, Çinli şirketin sağladığı sermaye sayesinde üretimin ve istihdamın sürdürülebildiğini vurguladı. Açıklamada ayrıca İngiltere'nin Jingye'nin ülke ekonomisine yaptığı katkıları göz ardı ettiği, "ulusal güvenlik" gerekçesiyle şirkete el koyduğu ve Çinli yatırımcının meşru hak ve çıkarlarına zarar verdiği savunuldu.

Beijing açısından mesele yalnızca British Steel değil. Çin yönetimi, bu kararın İngiltere pazarındaki hukuki öngörülebilirliği zedelediği ve Çinli şirketlerin ülkeye yatırım yapma isteğini azaltabileceği görüşünde olduğunu belirtti.

Jingye'ye ödenecek tazminatın bağımsız bir değerlendirme süreciyle belirleneceğinin ve hiçbir ödeme yapılmaması ihtimalinin de masada bulunduğunun açıklanması, bu kaygıları daha da artırıyor.

Lordlar Kamarası üyesi Lord Bilimoria da benzer bir çelişkiye dikkat çekti. İngiltere'nin bir taraftan yabancı sermayeyi ülkeye davet ederken diğer taraftan devlete yabancı bir yatırımcıya ait şirketi devralma yetkisi vermesini "korkutucu" olarak nitelendirdi.

Bu tablo, yabancı yatırımların korunması ve yatırımcılara sağlanan hukuki güvenceler bakımından ciddi sorular doğuruyor.

Eleştirilen araçlara başvurmak

British Steel kararının en dikkat çekici yönü, İngiltere'nin Çin'i eleştirirken kullandığı kavramlarla kendi uygulamaları arasındaki benzerlik.

Londra ve diğer Batılı başkentler, Çin'in çelik, elektrikli araç, güneş paneli ve yarı iletken sektörlerine yönelik politikalarını uzun süredir "devlet destekli rekabet", "piyasa çarpıklığı" ve "aşırı kapasite" kavramları üzerinden eleştiriyor.

Çin menşeli çelik ürünlerine karşı anti-damping soruşturmaları açılıyor, Çinli elektrikli araçlara ek vergiler getiriliyor ve teknoloji şirketlerinin faaliyetleri "ulusal güvenlik" gerekçesiyle sınırlandırılıyor.

Fakat İngiliz çelik sektörünün geleceği tehlikeye girdiğinde Londra'nın başvurduğu araçlar da doğrudan devlet müdahalesi, kamulaştırma, kamu finansmanı ve stratejik sektör korumacılığı oldu.

Buradaki sorun, devletin stratejik sektörlere müdahale etmesi değil. Çelik üretiminin savunma, altyapı, enerji ve sanayi açısından taşıdığı önem dikkate alındığında, İngiltere'nin ulusal üretim kapasitesini korumak istemesi anlaşılabilir.

Asıl sorun, aynı politikaların Çin tarafından uygulanması hâlinde "piyasa bozucu", İngiltere tarafından uygulanması hâlinde ise "ulusal çıkarların korunması" olarak tanımlanmasıdır.

"Ulusal güvenlik" kavramının genişleyen sınırları

Scunthorpe'daki yüksek fırınların kapanması durumunda İngiltere'nin G7 ülkeleri arasında ham çelik üretme kapasitesi bulunmayan tek ülke konumuna gelebileceği belirtiliyor. Bu ihtimal, hükümetin müdahalesini destekleyen somut bir gerekçe oluşturuyor.

Ancak "ulusal güvenlik" kavramının giderek daha geniş bir ekonomik alanda kullanılması, bu gerekçenin nerede başlayıp nerede sona ereceği sorusunu doğuruyor.

Son yıllarda limanlardan enerji şebekelerine, telekomünikasyondan yarı iletkenlere kadar çok sayıda sektör güvenlik başlığı altında değerlendirilmeye başlandı. Çinli şirketlerin Batı ülkelerindeki yatırımları da sıklıkla aynı gerekçeyle sınırlandırılıyor.

Bu nedenle British Steel vakası, ulusal güvenlik kavramının sadece gerçek güvenlik risklerini tanımlamak için değil, ekonomik korumacılığı siyasi olarak meşrulaştırmak amacıyla da kullanılabildiğini gösteriyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian'ın Çinli şirketlerin İngiltere'deki yatırımlarının aşırı güvenlik gerekçesiyle sınırlandırılmaması yönündeki çağrısı da bu noktaya işaret ediyor.

Kurala dayalı düzenin inandırıcılık sorunu

Batı'nın savunduğu "kurala dayalı uluslararası düzen", serbest ticaret, sermayenin dolaşımı, mülkiyet haklarının korunması ve devletin piyasaya sınırlı müdahalesi gibi ilkeler üzerine kuruldu.

British Steel örneği ise bu ilkelerin stratejik çıkarlarla çatıştığında ne kadar hızlı biçimde esnetilebildiğini ortaya koyuyor.

Çin'in uyguladığında eleştirilen devlet sübvansiyonu, stratejik sektör koruması ve kamu müdahalesi gibi araçlar, bugün İngiltere'nin kendi çelik sektörünü ayakta tutmak için başvurduğu politikalar hâline gelmiş durumda.

Bu durum özellikle Küresel Güney ve Asya-Pasifik ülkelerinde uzun süredir dile getirilen bir eleştiriyi güçlendiriyor: Batı'nın ekonomik kuralları gerçekten evrensel ilkeler olarak mı uygulanıyor, yoksa güç dengelerine ve siyasi çıkarlara göre yeniden mi yorumlanıyor?

British Steel'in kamulaştırılması, devlet müdahalesinin başlı başına yanlış olduğunu göstermiyor; tam tersine, stratejik sektörlerin korunmasının zaman zaman kamu müdahalesini gerekli kılabileceğini kanıtlıyor. Ancak bu gerçek kabul ediliyorsa, Çin'in kalkınma ve sanayi politikalarının yalnızca ideolojik kavramlarla mahkûm edilmesi de aynı ölçüde sürdürülemez hale geliyor.

Dolayısıyla İngiltere'nin önündeki mesele, yalnızca Scunthorpe'daki yüksek fırınları çalışır durumda tutmak değil; Londra'nın kendi söylemiyle uygulamaları arasında giderek derinleşen çelişkiyle yüzleşmesi.

British Steel bugün İngiliz devletine ait olabilir. Fakat bu zorla devralma işlemiyle birlikte asıl aşınan, çelik değil — Batı'nın serbest piyasa ve kurala dayalı düzen anlatısının inandırıcılığıdır.