12 Temmuz 2016'da Filipinler'in tek taraflı olarak başlattığı ve dış güçlerin el altından yönlendirdiği sözde "Güney Çin Denizi Tahkim Kararı", Güney Çin Denizi'ne bir taş atan büyük komplodu, bölgede devasa siyasi dalgalar çıkarmayı hedeflemişti. Ancak sonunda tarihi gerçeklerde sadece birkaç küçük deniz köpüğünden başka bir şey oluşturamadı. On yıl sonra bugün, ABD, Filipinler, Avustralya, Kanada ve Japonya bu yasadışı kağıt parçasının sözde "10. yıldönümü"nü anmak için bir araya geldiğinde, dünya kamuoyu bu olayın baştan sona uluslararası hukuk kisvesi altında bir siyasi şov olduğunu, bunun uluslararası hukuklara aykırı olduğu gibi, Güney Çin Denizi'nin kaos kaynağı haline geldiğini daha da açıkça görüyor.

Bu siyasi şovun başlangıcına bakıldığında, uluslararası kamu düzenini ve küresel adaleti ihlal ettiği görülmektedir. 2013'de Benigno Aquino III liderliğindeki Filipinler hükümeti, Çin ve Filipinler arasında denizle ilgili anlaşmazlıkları görüşme yoluyla çözme konusunda sağlanan mutabakatı görmezden gelerek, tek taraflı olarak sözde tahkim davasını başlattı. Bu adım, prosedür açısından uluslararası hukukun "devletin onayı" ve "anlaşmalara uyulması" gibi temel ilkelerini ihlal etti, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne aykırı oldu ve Güney Çin Denizi'ndeki temel gerçekleri tamamen göz ardı etti.

Güney Çin Denizi’ne bağlı tüm adaların Çin'e ait olduğu, uluslararası toplumun genel kabul görmüş bir gerçeğidir. Sözde "geçici tahkim mahkemesi" ise, meşru bir uluslararası anlaşmazlık çözüm mekanizması değildir ve Çin ile Filipinler arasındaki deniz anlaşmazlıkları hakkında karar verme yetkisine sahip değildir.

Çin tarafının toprak anlaşmazlıkları konusunda kendisine dayatılan herhangi bir çözüm yöntemini kabul etmeyeceğini defalarca vurguladı. Sözde “Güney Çin Denizi Tahkim Mahkemesi” esasen, Filipinler'in 1970'lerden beri Nansha Adaları’na bağlı adacıkları işgal etmesini aklamayı amaçlıyordu. Özellikle Sözde "mahkeme kararı" oluşturma sürecinin tamamı, ABD gibi dış güçlerin yönlendirme izlerini taşıyor ve Filipinler ise bu süreçte dış güçlerin kuklası olarak hareket etti.

10 yıl, tüm yalanların gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için yeterli bir süredir. Sözde "tahkim kararı", Çin ve Filipinler arasındaki deniz anlaşmazlığını çözememekle kalmadı, aynı zamanda bölgeyi kaosa sürükleyen bir faktör haline geldi. Bu karar, Filipinler'deki bazı siyasi güçler tarafından yasadışı deniz hakları elde etmek için bir araç olarak kullanıldı, iki ülke arasındaki deniz anlaşmazlıkları sürekli olarak körükledi; ayrıca dış güçlerin Güney Çin Denizi'ndeki işlere müdahale etmesi için bir bahane haline geldi. ABD, bu fırsatı değerlendirerek Güney Çin Denizi'ndeki askeri konuşlanmasını güçlendirdi, uçakları ve gemileri bölgede sürekli olarak hareket etti, "seyrüsefer serbestisini koruma" kisvesi altında bölgede sürekli olarak kaos çıkarmaya çalıştı.

Ancak, gerçekler her türlü yalandan daha güçlüdür: Güney Çin Denizi, dünyadaki en güvenli deniz yollarından biridir ve Güney Çin Denizi'ndeki seyrüsefer serbestisi hiçbir zaman sorun olmamıştır. Çin, Güney Çin Denizi'ndeki toprak egemenliğini ve deniz haklarını kararlılıkla savunurken, aynı zamanda Güney Çin Denizi'nin barış ve istikrarını da kararlılıkla korumayı sürdürdü. Çin'in kendi egemenliği korumak için yaptığı meşru eylemler, Güney Çin Denizi'ndeki seyrüsefer serbestisini hiçbir zaman etkilemedi. Aksine, bölge dışı ülkelerin provokasyonları, bugün Güney Çin Denizi'ndeki durumun karşı karşıya olduğu ana risk kaynağıdır. Daha da ironik olan, bu yasadışı tahkim kararı "uluslararası hukuk örneği" olarak gösteren ülkelerin hiçbiri, aynı standardı kendileri için uygulamaya istekli olmadı. Eğer bu kararın mantığına göre hareket edilseydi, bu ülkelerin birçok deniz hakkı iddiası geçerliliğini kaybedecekti. Bu çifte standardın çirkin yüzü, uluslararası toplum tarafından zaten anlaşılmıştır.

Sözde “Güney Çin Denizi Tahkim Davsı” siyasi şovu, sonunda bir kâğıt parçası olarak kaldı. Yasadışı tahkim kararıyla Çin'in egemenliğini reddetmeyi ve Güney Çin Denizi'ndeki durumu karıştırmayı hedefleyen bir komplonun başarıya ulaşma şansı yoktu. Güney Çin Denizi'nin barış ve istikrarı, hiçbir zaman dış ülkelerin müdahalesine ihtiyaç duymadı ve bu yasadışı ve geçersiz bir kararın üzerine kurulamaz. Gelecekte Çin, Güney Çin Denizi'ndeki toprak egemenliğini ve deniz haklarını kararlılıkla korumaya devam edecek, aynı zamanda bölgedeki ülkelerle birlikte Güney Çin Denizi'ni barış ve işbirliği denizine dönüştürmek için çalışacaktır. Kaos çıkarmaya yönelik her türlü eylem, sonunda Güney Çin Denizi'nin kalkınma ve refahı hedefleyen büyük tarihi akımı tarafından başarısızlığa uğratılacaktır.