‌1 milyar dolar giriş aidatı ödeyip ABD ile dünyanın her yerindeki çatışmaları çözmeye gidebilir miyiz?‌ ABD Başkanı Trump, “ilk önce Gazze çatışmasını, ardından diğer çatışmaları çözmek” hedefiyle bir “Barış Kurulu” kurarak bir kez daha o “akılalmaz ticari zekâsını” sergiledi.

Bu sözde Barış Kurulu’nun yapısına bakıldığında modern uluslararası siyasetin ve kurallarının izi bulunmuyor. Başkanın etrafında dönecek Yürütme Kurulu’nda yer alacak isimler arasında Beyaz Saray’ın açıklamasına göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump'ın Ortadoğu temsilcisi Steve Witkoff, Trump'ın damadı ve danışmanı Jared Kushner, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair. ABD ulusal güvenlik danışmanı Robert Gabriel, Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga ve ABD’li milyarder Marc Rowan olmak üzere 7 üyesinin tamamının Trump'ın çevresinden isimler ve siyasetten çok finans öne çıkıyor.

Batı basınındaki haberlere göre taslak tüzüğün sızdırılan ayrıntılarında, Trump görevden ayrılsa bile ömür boyu kurulun başkanı olarak görev yapacağı belirtiliyor. Aynı tüzüğe göre yetkileri de çok geniş olacak. Üye devletleri davet etme veya etmeme yetkisi, alt organlar oluşturma veya feshetme yetkisi var. Dahası görevinden ayrılmaya karar verdiğinde veya görevini yerine getiremeyecek duruma geldiğinde halefini atama yetkisi de onda.

Katılım kriterleri ise fiyattan ibaret. Katılmak isteyen ülkeler 1 milyar dolar bağış yaparsa, “daimi üyelik” elde edebiliyorlar. BM Şartı’nın ruhuna göre, büyüklüğü, gücü, mali durumu ne olursa olsun tüm ülkeler eşittir. Bu “Barış Kurulu” ise uluslararası ilişkileri hiçe sayıyor.

‌“Dünya çapındaki çatışmaları çözmeye hizmet etmek”‌ şeklindeki sözde iddia kulağa hoş gelse de Ortadoğu'daki uzun süreli savaşlardan Rusya ve Ukrayna arasındaki krize, Latin Amerika'daki huzursuzluklara kadar ABD'nin arkasında planlamadığı veya körüklemediği çatışma var mı?

Sorun çıkarmaya ve savaştan kâr etmeye alışmış, Gazze çatışmasında sürekli taraf tutan ve giderek artan bir insani felakete yol açan bir hükümetin şimdi aniden "barış işi" yapmayı teklif etmesi derin bir ironi.

Haberler, Trump'ın yaklaşık 60 ülke ve uluslararası kuruluşa üyelik daveti gönderdiğini, ancak çok azının yanıt verdiğini, hatta yakın müttefiki İsrail Başbakanı Netanyahu'nun bile açıkça muhalefetini dile getirdiğini gösteriyor.

‌“Taklit BM”‌ kurma saçmalığı ABD’li siyasetçilerin iliklerine kadar işlemiş hegemonyacı düşünceyi bir kez daha açıkça ortaya koyuyor. Onların görüşüne göre, dünyada barış için uluslararası hukuka dayalı bir uluslararası düzen gerekmez sadece ABD’nin kurallarına uyulması yeterlidir. Ancak bu aşırı “narsizm” ABD’nin kendi gücüne dayanarak küresel olarak gerçekten cezasız hareket edebileceği anlamına gelmez; aksine, Amerikan hegemonyasının sonuna yaklaştığının tipik bir belirtisidir.

Amerika Birleşik Devletleri neden böylesine tuhaf bir "Barış Kurulu" kurmak için bu kadar istekli? Trump neden sürekli Birleşmiş Milletler'e saldırıyor ve birbiri ardına "küçük çevreler" kurmaya çalışıyor? Sonuç olarak, gelişmekte olan ülkelerin kolektif yükselişi ve uluslararası ilişkilerde demokratikleşmenin ilerlemesiyle birlikte, Amerika Birleşik Devletleri BM Güvenlik Konseyi ve çeşitli uluslararası kuruluşlarda giderek daha fazla dirençle karşılaşıyor ve tek taraflılığı ve çifte standartları kabul görmüyor. Artık keyfi hareket edemeyeceği bir durumla karşı karşıya olan Amerika Birleşik Devletleri, kendini eylemleri üzerinde düşünmek yerine öfkelenerek, gerçekleri kabullenmeyip kendi hukukunu genel hukuk yerine, kulüp kurallarını da anlaşmalar yerine koyarak, dünyayı güçlü olan haklıdır şekindeki “orman kanunlarına” geri çekmeye çalışmaktır.

‌Gerçek barış‌, yalnızca BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine bağlı kalınarak, ülkeler arasında eşitlik ve karşılıklı yarar ilkesine dayalı diyalog ve işbirliğiyle mümkündür. Küresel olarak giderek çok kutuplu hale gelen bir dünyada, “küçük çevrelerle” büyük eğilime karşı koymaya yönelik her girişim başarısız olmaya mahkumdur. Hegemonya hayaline kapılan her şovun sonu kendi yüzüne yediği tokat olur.