Umut Tezerer - CGTN Türkçe Servis

“Çin’de Yaşayan Türkler” röportaj serimizin bu bölümünde, uzun yıllardır Çin’de ikamet eden ve mesleki kariyeri gereği Avrupa’da da önemli bir süre bulunmuş başarılı iş insanı Ali Yıldız’ı ağırlıyoruz. Kendisiyle hem iş hayatındaki deneyimlerini hem de Çin’deki günlük yaşamına dair gözlemlerini keyifle konuştuk.

Uzun zamandır Çin’de yaşadığınızı biliyoruz, sizi biraz tanıyabilir miyiz? Çin’deki maceranız ne zaman başladı?

Öncelikle bugün bu röportajı sizinle yapmaktan büyük bir gurur duyuyorum. Davetiniz için çok teşekkür ederim; umarım keyifli ve verimli bir sohbet olur. Eşim ile birlikte 2019’dan bu yana Çin’deyiz. Beijing’e Kasım 2019’da geldik; malumunuz, hemen ardından Covid-19 salgını başladı ve o dönemi de burada geçirdik. Mesleğime gelince, Almanya kökenli bir otomotiv firmasında üst düzey yönetici olarak çalışıyorum. Beijing’deki operasyonlarımızda, Çin pazarına yönelik araç üretimi ve satış süreçlerini yönetiyorum.

2019da ilk geldiğiniz anı hatırlıyor musunuz? Beijing’le ilk karşılaşmanızda neler hissettiniz?

Aslında Çin’le ilk temasım 2017’de, yani 2019’dan iki yıl önce, bir workshop için Beijing’e geldiğimde olmuştu. O dönemde havaalanından çıktığımda şehrin yoğun bir sis ve kapalı hava ile kaplı olduğunu hatırlıyorum; neredeyse göz gözü görmüyordu. Almanya’da geçirdiğim 35-36 yılın ardından bu manzarayla karşılaşmak beni bayağı şaşırtmış, hatta hayal kırıklığına uğratmıştı. Ama o ziyaret sadece bir haftalıktı ve ardından Almanya’ya döndüm.

İki yıl sonra, 2019’da buraya yerleşme fırsatı doğunca, eşimle birlikte karar verdik ve geldik. Bu gelişimde ise apayrı bir Çin, apayrı bir Beijing beni karşıladı: hava tertemiz ve güneşliydi. Sadece iki yılda muazzam bir değişim yaşanmıştı. Dahası, karşılanma sürecimiz çok sistematikti; her şey planlanmış, organize edilmişti. Önümüzdeki gün ve haftalara dair programlar hazırdı. Bu sayede Çin’deki hayatımıza çok düzenli bir başlangıç yapabildik.

Eşinizle birlikte geldiğinizi söylediniz. Ailece bir arada olmak elbette avantaj. Peki, adaptasyon sürecinde herhangi bir zorluk yaşadınız mı?

Açıkçası, gelmeden önce “Acaba peyniri, yağı nereden bulacağız?” gibi küçük endişelerimiz vardı. Ancak Beijing’in ne kadar uluslararası bir şehir olduğunu görünce bu kaygılarımız anında yok oldu. İspanyol, Meksika ve hatta Türk mutfağına dahi rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Bizim için bu çok kıymetli. Tabii yalnızca Batı mutfağıyla yetinmedik; Çin yemeklerini de denedik, hatta bazılarının bizim mutfağımıza benzediğini bile söyleyebilirim. Hoşumuza gitmeyenler de oldu elbette, ama genel olarak herhangi bir uyum sorunu yaşamadık. Tam tersine, burada hayatımıza yeni bir yelken açtığımızı düşünüyorum.

Peki, dil bariyerini nasıl aştınız? Çince biliyor muydunuz, yoksa burada öğrendiniz?

Çince’yi daha önce bilmiyordum. Şirketimin sağladığı imkânla burada Çince dersleri aldım. Zaten kişisel olarak beş dile hâkimim; bu nedenle yeni bir dil öğrenmek benim için çok zor değildi. Bence istek ve azim olduğunda her dil öğrenilebilir. Üstelik Çince’nin çok mantıklı bir dil olduğunu düşünüyorum; detaylarına indiğinizde sistematiğini kavramak öğrenme sürecini kolaylaştırıyor.

İş ortamınızda Çince yeterli oluyor mu?

İş yerinde Çince’ye pek ihtiyaç duymuyoruz; zira Çince konuşan uzmanlar, mühendisler ve yöneticiler var. Üst düzey yöneticilerin neredeyse tamamı İngilizce biliyor, dolayısıyla iletişim sorunu yaşamıyoruz. Ancak kendi adıma, Çinlilerle doğrudan Çince konuşabilmek gibi bir hedef belirledim. Ne zaman denesem, karşımdakilerin gerçekten memnun olduğunu görüyorum.

Hiç ilginç yanlış anlaşılmalar ya da iletişim kazaları yaşadınız mı?

Muhtemelen olmuştur ama Çinliler bu konuda oldukça hoşgörülü. Hafif bir gülümsemeyle geçiştiriyorlar, sizi zor durumda bırakmıyorlar.

Avrupa’da 35 yılı aşkın bir deneyiminiz var. İş disiplini açısından Çin’de nasıl bir tabloyla karşılaştınız?

Ailem Almanya’daydı; ben 9 yaşında Almanya’ya gittim, eğitimimi orada tamamladım ve Alman disipliniyle yoğrulmuş bir kariyer yaptım. Ayrıca 4 yıl Macaristan’da yeni bir fabrikanın kurulumunda görev aldım; işçi alımından sistem kurulumuna kadar pek çok süreci yönettim. 2019’dan beri de 7 yıldır Çin’deyim.

Alman disiplini çok katı ve şeffaflık (“transparency”) esastır; her şeyin açıkça masada olması beklenir. Çin sistemi ise daha esnek ve dolaylı yolları tercih eder. İlk 2-3 ay bu durum beni zorladı. Ancak Türk kültürünün de benzer bir esnekliğe sahip olması sayesinde, Çin’deki iş akış biçiminin perde arkasını çözmem uzun sürmedi. Bugün, bu sistemin mantığını anlamış durumdayım.

Bir Türk olarak Alman firmasının Çin’deki fabrikasında üst düzey yönetici olmanız büyük bir avantaj olsa gerek. Çinli meslektaşlarınız bu durumu nasıl karşılıyor?

Avantajlarını Çinli yöneticiler de sıkça dile getiriyor. Bana “Sana baktığımızda bizi daha iyi anlıyorsun ve işbirliği yapabiliyoruz; Almanlarla çalışırken ise daha farklı zorluklar yaşıyoruz” diyorlar. Bunun temel sebebi, Türk ve Çin kültürlerinin Asya-Avrasya ekseninde birbirine yakın olması. Batı dünyası ise Asya kültürünü tam olarak tanımadığı için buradaki insanların değerlerini, tepkilerini ve çalışma ritmini kavramakta zorlanabiliyor.

Beijing, dünyanın en tempolu şehirlerinden biri. Sektörünüzdeki yoğun mesaiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çinliler gerçekten azimli ve uzun mesai saatleriyle çalışan bir toplum. Özellikle büyük şehirlerdeki genç nüfus, Avrupa’ya kıyasla çok daha fazla çaba sarf ediyor. Avrupalı siyasetçiler bile artık “Çin ile rekabet edebilmek için daha uzun çalışma saatlerine geçmeliyiz” diyor. Bence Çin’in hızlı kalkınmasının ardında, genç ve dinamik iş gücünün bu yoğun çalışma azmi yatıyor. Teknik alanda da çözüm odaklı ve pragmatik bir yaklaşım sergiliyorlar.

2017den bu yana Çin toplumunun teknoloji ve dijitalleşmeyle dönüşümünü nasıl gözlemliyorsunuz?

Çin, her beş yılda bir ayrıntılı beş yıllık planlar hazırlıyor ve bu planlarda dijitalleşmeyi, inovasyonu en üst sıraya koyuyor. Geçmiş planlamalara baktığınızda “dijital alanda dünya lideri olma” hedefi net bir şekilde yer alıyor. Devlet, bu hedefleri desteklemek için büyük teşvikler sağlıyor. Otomotiv sektöründe bunu açıkça görüyoruz; onlarca, hatta yüzlerce elektrikli araç firması ortaya çıktı. Sadece araç üretimi değil, araç içi eğlence ve bağlantı sistemleri de çok ileri seviyede. Sesli komutlarla aracı yönetmek, telefonu entegre ederek tüm uygulamaları kullanmak mümkün. Bu gelişmeler rastgele değil; merkezi yönetimin stratejik planlaması ve güçlü teşvikleriyle mümkün oluyor.

Çin’deki bu inovasyon ve yenilikler Almanya’ya da yansıyor mu? Batı’daki gelişmelere katkı sağlıyor mu?

Kesinlikle. Son dönemde Alman otomotiv devlerinin CEO’larının Çin’i ziyaret ederek gelişmeleri yakından takip ettiğini görüyoruz. Şirketimiz bünyesinde Almanya ile Çin arasında çift yönlü bir inovasyon transferi gerçekleştiriyoruz: Almanya’daki yenilikleri buraya, buradakileri de Almanya’ya taşıyoruz.

Peki, bundan sonrası için planlarınız ne? Almanya , Türkiye mi yoksa Çin’de devam mı?

Gönlümden geçen Çin’de kalmak. Çin’in gelişimiyle benim hayatımın da geliştiğini hissediyorum; eşim de aynı görüşte. Ancak üst düzey yönetici olarak kararlar tek taraflı olmuyor; şirket, Çin’deki birikimimizi başka ülkelerde de değerlendirmek isteyebilir. Dolayısıyla önümüzdeki aylarda Almanya, ABD, Güney Afrika veya farklı bir ülke karşımıza çıkabilir. Kararı bekleyip göreceğiz.

Türkiye’den veya eğitim için Çin’e gelmeyi düşünenlere ne tavsiye edersiniz?

Çin’i mutlaka ilk üç hedef arasına koymalarını öneririm. İnovasyon, dijitalleşme ve yapay zekâ (YZ) alanlarında Çin eşsiz fırsatlar sunuyor. Öğrenciler için de imkânlar Avrupa’ya kıyasla çok daha elverişli; geçim kolaylığı ve eğitim kalitesi açısından kesinlikle değerlendirilmeye değer.

MİNİ ANKET

Röportajımızın sonunda küçük bir anket yapalım. 1’den 10’a kadar; 1 “hiç memnun değilim”, 10 ise “çok memnunum” anlamına geliyor.

Çin'deki genel yaşam kalitesinden ne kadar memnunsunuz?

10 diyebilirim.

İş kariyer açısından memnuniyetinizin düzeyi nedir?

8-9.

Çin toplumuna entegre olabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Evet düşünüyorum, %100, 10 puan.

Ulaşım sistemi ve altyapıdan memnuniyetinizin oranı nedir?

8.

Neden 8?

Altyapıda özellikle yağmurlu havalarda su tahliye sorunları yaşanabiliyor, iletişim ve ulaşım ise mükemmel.

Çin mutfağına ne kadar uyum sağladınız?

7-8 diyebilirim.

Çince iletişim kurabilmekte ne kadar rahatsınız?

6 diyelim.

Çin'de kendinizi ne kadar güvende hissediyorsunuz?

15! 10 üzerinden 15; burada kendimi son derece güvende hissediyorum.

Sağlık hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir?

Bu soruya da 15 diyebilirim.

Beijing’de Türk kültürüne ve toplumuna erişim...?

Çok önemli bir soru. Daha önce farklı ülkelerde bulundum. Çin'de Türk toplumu gerçekten çok çekirdek bir topluluk ve aramızdaki iletişim üst düzeyde. Sağ olsun buradaki büyükelçimiz yakın bir şekilde buradaki Türklerle ilgilendiğini görebiliyorum. O açıdan gerçekten çok mutluyum, yanıtım:10.

Türklere Çin’i tavsiye etme olasılığınız..?

10.

Gerçekten verimli ve keyifli bir sohbet oldu. Anlattıklarınız, Çin hakkında kafasında soru işareti olan pek çok kişiye ilham verecektir. Çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.