ABD’de 3 Kasım’da düzenlenen ara çeçimlerde Demokrat Parti hem Temsilciler Meclisinde hem de Senatoda çoğunluğu kazandı. Temsilciler Meclisi’nde yirmi dörtten fazla seçim çevresi el değiştirdi. Cumhuriyetçiler Senato’da Teksas ve Güney Carolina gibi kalelerinde koltuk kaybetti. Bir başkanın partisinin ara seçimde gerilemesi Amerikan siyasetinin alışıldık hadiselerindendir. İki yıl önce Donald Trump’a açık farkla oy veren bazı çevrelerin bu kez Demokratlara dönmesi ise daha ayrıntılı bir açıklama gerektiriyor.
ABD seçmeni açısından hayat pahalılığı ile İran savaşı aynı hikâyenin parçalarıydı. Hürmüz’de aksayan petrol sevkiyatı, işe arabasıyla giden Amerikalının haftalık hesabına yansıdı . Fakat tepkinin bir de güven boyutu vardı. Dışarıdaki savaşları bitireceğini, kaynakları Amerikan halkına ayıracağını söyleyen bir başkan, şubat ayında İsrail’le birlikte İran’a saldırdı , kasıma gelindiğinde savaşın hangi şartlarda biteceğini hâlâ anlatamadı . Benzin yarın ucuzlasa bile , bu siyasi borcun tamamı ödenmiş olmayacak.
Seçim ertesi en ağır hüküm Demokratlardan gelmedi. Başkan Yardımcısı JD Vance, Cumhuriyetçilerin yenilgisinin asıl sebebi olarak İran savaşını gösterdi. Güvendiği bir anketçiye atfen , 2024’te Trump’ı destekleyip bu kez Demokratlara yönelen seçmenlerin talepleri arasında savaşın bitmesi, geçim sıkıntısına öncelik verilmesi ve İsrail’le ilişkinin değişmesi vardı. Bu gerekçeler , ülke çapındaki her oyun açıklaması sayılamaz. Buna karşılık , kendi yönetiminin savaşa girme kararını partisinin seçim mağlubiyetiyle ilişkilendiren bir başkan yardımcısının sözleri, Vaşington’da uzun süre yankılanacak .
Trump’ın son iki yılı
Trump zaten üçüncü bir dönem için seçmene gitmeyecekti. Şimdi değişen, yeniden seçilmek isteyen Cumhuriyetçilerin kaderidir. Dün başkana itiraz etmeyi göze alamayan bir senatör, yarın onun İran politikasını savunmanın kendi koltuğuna mal olabileceğini düşünebilir . “Topal ördek” tabirinin Trump için en somut karşılığı, Kongrede kendi partisinin oylarını dahi eskisi kadar rahat sayamayacak olmasıdır.
İsrail Vaşington’da kimi kaybetti?
11 Şubat’ta Netanyahu’nun Beyaz Saray’da yaptığı uzun sunumun Trump’ın savaşa girme kararında etkili olduğunu Amerikan basınındaki ayrıntılı haberlerden biliyoruz. Vance’in seçim sabahı yaptığı muhasebe ise bu hikâyenin diğer ucunu gösteriyor. İsrail başbakanı bir Amerikan başkanını askerî harekâtın gerekliliğine ikna edebildi. Sekiz ay sonra aynı harekât, o başkanın yardımcısına göre, Cumhuriyetçilere Kongreyi kaybettirdi. Savaş kararının sorumluluğu elbette onu veren Amerikan başkanına ait. Netanyahu açısından asıl kayıp, bundan böyle bir Cumhuriyetçi başkanın dahi kendisini dinlerken bu seçim sonucunu hatırlayacak olması .
Yıllarca İsrail hükümetleri, Demokratlarla araları bozulduğunda Cumhuriyetçilerin desteğine güvenebildi. Gazze’deki sivil kayıplar nedeniyle İsrail’e silah sevkiyatına itiraz eden bir Demokratla, Amerikan askerinin başka bir ülkenin savaşına gönderilmesine karşı çıkan Trump seçmeni farklı kaygılardan hareket ediyor. Yine de İran’a yeni bir taarruz için para istendiğinde aynı oylamada buluşabilirler. İsrail açısından en ciddi değişiklik, Vaşington’daki itirazın Amerikan sağında da karşılık bulmasıdır.
Üstelik İsrail de bir hafta önce sandığa gitti. Netanyahu’nun koalisyonu çoğunluğunu yitirdi. Rakibi Gadi Eisenkot da hükümet kurmasını kolaylaştıracak açık bir çoğunluk elde edemedi. Hükümeti geçici olarak yöneten Netanyahu’nun rakipleri, Vaşington’daki seçim sonucunu , eski Başbakan’ın İsrail’in Amerika’daki partiler üstü desteğini aşındırdığı tezine dayanak yapıyor. Yıllarca Amerikan başkanına erişimini ülkesinde siyasi üstünlüğe çevirebilen bir başbakan için bunun kişisel bir maliyeti olacağı kuşkusuz.
Seçim günü, daha oylar sayılmadan, Trump yıllık yaklaşık dört milyar dolarlık Amerikan yardımını 2027’de sona erdirmek ve İsrail’e silah satışını sürdürmek istediğini açıkladı. Önerinin Netanyahu’dan geldiğini de söyledi. Dolayısıyla , henüz İsrail’e Demokrat zaferinin yol açtığı bir yardım kesintisi yok. Ortada , uygulaması, takvimi ve mali sonuçları yeni Kongre’nin önüne gelecek bir başkanlık açıklaması var. Aradaki fark önemli. İsrail aynı Amerikan silahını kendi bütçesinden satın aldığında , Vaşington’la askerî ilişkisi devam ederken İsrailli seçmenin hükümetine soracağı sorular değişir.
Yeni Kongre’nin önüne bir İsrail kentine yönelen füzeleri havada imha edecek önleyicilerin ikmali gelirse desteğin geniş kalması beklenir. Aynı gün İran’ın derinliklerindeki hedeflere karşı Amerikan uçaklarının kullanılmasını gerektiren bir talep gelirse bu çoğunluk dağılabilir. Gazze’de kullanılacak mühimmat ise sivillerin korunması ve yardımın ulaştırılması üzerinden ayrı bir tartışma açacaktır. İsrail’in güvenliği konusunda süren mutabakatın sınırları, bu üç kararda kimlerin el kaldırdığına bakılarak anlaşılabilir.
Bütün bunların Filistinliler bakımından anlamı, bir sonraki sevkiyat öncesinde Vaşington’un elindeki nüfuzu kullanıp kullanmayacağına bağlı. İnsani yardım geçişinin denetlenebilir biçimde artırılması gibi belirli bir talep, açık uçlu kınamalardan daha fazla sonuç verebilir. Öte yandan , Demokratların Kongreyi kazanması, Vaşington’da, İsrail hükümetini bir Filistin devletinin kurulmasına razı edecek siyasi iradenin oluştuğu anlamına da gelmiyor.
İran savaşı sandıkta biter mi?
Ara seçimlerin sonuçları, savaştan çıkmak isteyenlere kuvvetli bir gerekçe verdi. Ateşkesin şartlarını ise belirlemedi. 3 Kasım itibarıyla Vaşington ile Tahran bir anlaşmadan hâlâ uzaktı ve Trump yeni saldırı ihtimalini açık tutuyordu. Hürmüz çevresindeki son Amerikan vuruşları, geniş çaplı harekâta dönülmeden de can kaybına ve misillemeye yol açabilecek bir çatışmanın sürdüğünü gösterdi.
Benim kısa vadede en kuvvetli gördüğüm ihtimal, ABD’nin askerî baskıyı tümüyle kaldırmadan dar kapsamlı bir anlaşma aramasıdır. Gemilerin Hürmüz’den güvenle geçmesi ve Körfez’deki hedeflere saldırıların durması Amerikan seçmenine anlatılabilir kazanımlar . Tahran ise , karşılığında yeni saldırılara ara verileceğine güvenmek ve ekonomik bir karşılık görmek isteyecektir. En güç husus bu noktada ortaya çıkıyor . Vaşington, İsrail’in yeniden vurmayacağına dair ne kadar güvence verebilir? Tahran, kendisine yakın silahlı grupların her eylemini önlemeyi ne ölçüde taahhüt edebilir?
Nükleer dosya bu pazarlığın hem en ağır hem de ertelenmesi en kolay maddesi. Denetçilerin hangi tesislere ne zaman girebileceği üzerinde anlaşılmadan verilecek bir güvence İsrail’i tatmin etmeyecektir. Buna karşılık, her nükleer ihtilafın çözümünü Hürmüz’de seyrüseferin ön şartı yapmak, petrol sevkiyatını aylarca belirsizliğe mahkûm edebilir. Körfez başkentlerinin çıkarı, önce denizde ve kendi topraklarında güvenliği sağlayacak, ardından ihlalleri kimin tespit edeceğini belirleyecek bir düzenlemede yatıyor .
İkinci ihtimal, anlaşma sağlanmadan aralıklı çatışmanın sürmesidir. Taraflar kapsamlı bir uzlaşmanın iç siyasi maliyetinden kaçınırken , her biri son karşılığı verme hakkını saklı tutar. Bu durumda tankerleri sigortalayan şirketin hesabı, diplomatların kullandığı “sükûnet” kelimesinden daha güvenilir bir gösterge olur. Birkaç gün ateş açılmaması, gemi sahiplerini aynı rotaya döndürmeye yetmeyebilir.
En tehlikeli yol ise , Amerikan kaybına yol açan bir saldırı veya İsrail’in tek taraflı bir vuruşuyla yeniden geniş çaplı savaşa dönülmesidir. Seçim kaybetmiş Trump’ın buna cevap veremeyeceğini düşünmek Tahran için ağır bir hesap hatası olur. Başkanın bir daha seçmene gitmeyecek olması, ilk askerî kararını kolaylaştırabilir. Ne var ki haftalar sürecek bir harekâtın ödeneğini istemek, hedefini anlatmak ve sonunda neyin başarı sayılacağını açıklamak zorunda kalacaktır. Demokratlar Ocak ayında komitelerin yönetimini devraldığında kendilerini de zor bir karar bekliyor. Savaşı sınırlamak isterken bölgedeki Amerikan askerini korumasız bırakmadıklarını seçmene göstermek durumundalar.
Pekin bekleyebilir, Kiev bekleyemez
Yeni Kongre 3 Ocak’ta göreve başlayacak. O tarihten sonra Demokratlar hangi bütçe teklifinin görüşüleceğine, hangi bakanın komite önüne çağrılacağına ve Senatoya sunulan hangi atamaların bekletileceğine karar verebilecek. Vergi, göç ve federal harcamalar konusunda Trump’ın geniş kapsamlı yasalar çıkarma imkânı daralacak. Özellikle hayat pahalılığı konusunda muhalefet de sorumluluk üstlenecek. Seçmen, akaryakıtı ve gıdayı ucuzlatma sözü veren Demokratlardan, soruşturma oturumlarının ötesinde bir sonuç bekleyecek. Başkanın veto yetkisi ise sürüyor. Vetoyu aşmak iki kanatta da üçte iki çoğunluk gerektiriyor.
Bu dengenin dış politikaya ilginç bir yansıması var. Rakibiyle baş başa görüşmek isteyen Amerikan başkanının Kongre’den randevu alması gerekmiyor. Fakat görüşmenin sonunda vaat edeceği askerî yardımın ödeneği, kaldıracağı yaptırımın yasal dayanağı ,yahut vereceği güvenlik güvencesinin ömrü masadaki diğer liderin hesabına giriyor. İçeride sıkışan Trump’ın dışarıda daha çok diplomasiye yönelmesi beklenir . Asıl mesele, muhataplarının bu diplomasinin ürününe kaç yıllık değer biçeceğidir.
Xi Jinping açısından en yakın sınav, Ocak’ta süresi dolacak ticaret ateşkesidir. Gümrük vergilerinin Amerikan tüketicisine maliyeti sandığa yansımışken Pekin’in acele taviz vermesi için pek sebep yok. Yine de Çin yönetiminin seçimden geniş kapsamlı bir Amerikan yumuşaması sonucu çıkarması yanıltıcı olabilir . Eylül’de Trump–Xi görüşmesini en sert eleştirenler arasında Demokrat senatörler vardı. İleri teknoloji çiplerinin Çin’e satışında gösterilen esnekliğe itiraz ediyor, Tayvan için Kongrenin onayladığı silah paketinin ilerletilmesini istiyorlardı. Çinli müzakereci için buradan çıkacak sonuç hayli somut. Tarım ürünleri ve tarifelerde bir orta yol bulunabilirken aynı anlaşmaya Tayvan veya yarı iletkenler konusunda bir Amerikan tavizi eklemek eskisinden daha güç olabilir.
Moskova’nın hesabı farklı. Trump, doğrudan Amerikan askerî ve mali yardımını büyük ölçüde durdurmuşken , Demokrat çoğunluk Ukrayna’ya yeni ödenek tekliflerini gündeme getirebilir. Rusya’ya enerji yaptırımları konusunda Cumhuriyetçiler arasından da destek bulabilir. Ne var ki , Ukrayna’nın şehirlerini bu kış koruyacak Patriot önleme füzeleri ile Ocak’ta Vaşington’da başlayacak bütçe görüşmeleri farklı takvimlere tabi. Bir yardım paketinin vetoyu aşacak desteği bulması, mühimmatın üretildiği veya teslimata hazır olduğu anlamına gelmiyor. Putin’in müzakereye oturup oturmama hesabında bu birkaç aylık farkın bile değeri var.
Bu nedenle, Kasım’da Shenzen’de düzenlenmesi düşünülen APEC Zirvesi vesilesiyle Trump, Xi ve Putin arasında yapılması görüşülen buluşma önem taşıyor . Henüz kesinleşmiş bir zirve yok. Üç lider nükleer silahların denetimi için gerçek bir müzakere başlatabilirse, seçim yenilgisi Trump’ın uluslararası ağırlığını bütünüyle tüketmemiş demektir. Fakat , aynı masada Ukrayna’nın geleceği Kiev’e, Avrupa güvenliği Avrupalılara danışılmadan konuşulursa, Vaşington’daki seçim sonucu müttefiklerin güvensizliğini gidermeye yetmez.
Avrupa’nın Vaşington’dan alamayacağı güvence
AB’nin de NATO’nun da karargahları Brüksel’de bulunuyor. Ancak , bu kuruluşlar Amerikan seçiminin sonucunu farklı masalarda okuyacaklar. AB’nin ticaret müzakerecisi, fiyat artışlarından çekinen bir Beyaz Saray karşısında otomobil, çelik ve yatırımlar konusunda daha sabırlı davranabilir. Avrupalı sanayicinin Amerikan pazarına erişimi ise , Demokratların da korumak isteyeceği Amerikan işçisinin çıkarıyla çeliştiği noktada güçleşecektir. Vaşington’da çoğunluk değişti diye Atlantik’in iki yakasında sanayi politikalarının uzlaşmasını beklemek gerçekçi olmaz .
NATO açısından asıl mesele, bir kriz sabahı Amerikan başkanının ne kadar süratle hareket edeceğidir. Temmuz’daki Ankara Zirvesi’nde Trump müttefiklerine ABD’yi İttifak içinde tutmak istediğini söylemişti. Demokrat Kongre Avrupa’daki kuvvetlerin, ortak tatbikatların ve Ukrayna desteğinin bütçesini savunarak bu sözü güçlendirebilir. Fakat Baltık’ta veya Karadeniz’de ilk saatlerde yapılacak istişarenin yerini hiçbir bütçe maddesi tutmaz. Avrupa’nın savunma kapasitesine yatırım yapma gerekçesi, sandıktan hangi parti çıkarsa çıksın geçerliliğini koruyor.
Ankara’nın Demokratlarla geçmişteki tecrübesi
Türkiye’de Demokratların seçim zaferinin ihtiyatla karşılanmasının tarihî sebepleri var. 1964’te Demokrat Başkan Lyndon Johnson’ın Kıbrıs konusunda Başbakan İsmet İnönü’ye gönderdiği mektup, bir müttefikin en zor anında Amerikan güvencesinin hangi şartlara bağlı olduğunu Türk kamuoyuna sert biçimde hatırlattı. 1974 Kıbrıs Harekâtı sonrasında Demokratların çoğunlukta olduğu Kongre’nin dayattığı silah ambargosu bu kuşkuyu derinleştirdi. Bugün Kongre’de Kıbrıs, Ermeni meselesi ve insan hakları gündeme geldiğinde kimi Demokrat üyelerden yükselen itirazlar , Ankara’da böyle travmatik bir tarihî hafızaya kaydediliyor .
Buna karşılık , aynı tarihin bir de öteki yüzü var. 1947’de Türkiye’ye Amerikan desteğini bir devlet politikasına dönüştüren Demokrat Başkan Harry Truman’dı. Türkiye 1952’de NATO’ya yine onun başkanlığı sırasında katıldı. Daha çarpıcısı, Kongrenin koyduğu silah ambargosunun kaldırılması için siyasi ağırlığını ortaya koyan ve 1978’de bu kararı yürürlüğe sokan başkan da bir Demokrattı. Jimmy Carter, bunu Türkiye’ye bir lütuf olarak sunmadı. NATO’nun güney kanadının güçlendirilmesini ve Doğu Akdeniz’de çözüm aranmasını Amerikan menfaati olarak savundu.
Ankara için bu sicilden çıkarılacak ders, bir partinin Türkiye’yi sevip sevmediği üzerine tahmin yürütmenin yanıltıcı olabileceğidir . Demokrat bir başkanın Türkiye ile iş birliğinde gördüğü stratejik yarar, aynı partiden bir senatörün kendi seçim çevresinde karşılaştığı siyasi baskıdan farklı olabilir. Önümüzdeki iki yılın özelliği, muhataplarımızın bu defa farklı partilerden de olmasıdır. Beyaz Saray’da varılan mutabakatın neden Amerikan çıkarına hizmet ettiğini, Kongrede o mutabakatın sahibi olmayan insanlara anlatmak gerekecek.
Altı uçak ve iki ayrı Vaşington
Temmuz ayında Ankara’da Donald Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesinin başında Türkiye’ye uygulanan yaptırımları kaldıracağını söyledi. F-35’ler konusunda daha ihtiyatlı konuştu. Ekim ortasında Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye için üretilmiş altı uçağın teslimine ilişkin görüşmelerin sürdüğünü açıkladı . İki müttefikin cumhurbaşkanları arasında verilen siyasi mesajların altı uçağı hangardan çıkarmaya yetmemesi, Amerikan ara seçimlerinin Türkiye bakımından anlamını belki de seçim haritalarından daha iyi anlatıyor.
F-35 dosyasında ise üç ayrı talep sık sık birbirine karışıyor. Türkiye’nin savunma sanayiine uygulanan CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, Türkiye için üretilmiş uçakların teslimi ve Türk sanayiinin üretim ortaklığına dönmesi ayrı kararlar gerektirir. Amerikan yasasının F-35 devri için öngördüğü istisna, diğer koşullar yanında,Türkiye’nin artık S-400 sistemine sahip olmadığının ve yeniden edinmeyeceğine dair inandırıcı güvence verdiğinin Kongre’ye belgelenmesine bağlı. Yürütme, gerekli bildirimden ancak 90 gün sonra bu istisnayı kullanabiliyor. S-400’lerin nasıl muhafaza edileceğine ilişkin bir siyasi mutabakat ile Amerikan yasasındaki sahiplik ölçütünü karşılayan bir düzenleme arasında Ankara’nın da Vaşington’un da görmezden gelemeyeceği bir fark var.
Suriye’de daha acil bir sınav var. Türk diplomasisinin Amerikan Kongresi’nde anlatması gereken, sınır güvenliğimizin yanı sıra önerdiğimiz düzenin sahada nasıl işleyeceğidir. Şam’ın otoritesi altında kurulacak yapıda emir komuta kime ait olacak? Ankara Vaşington’da konuya ilişkin olarak yöneltilecek sorulara uygulanabilir cevaplarla gittiğinde, Türkiye’nin itirazını dinlemeye mesafeli bir Amerikalı parlamenterin önüne de kendi seçmenine anlatabileceği bir seçenek koyar.
Seçim sonuçları bağlamında İsrail’le ilgili tartışmanın Türkiye’ye kendiliğinden bir diplomatik kazanç getirmesi güç görünüyor . Gazze için insani erişimde birlikte çalışmaya hazır bir Demokrat senatör, aynı gün Doğu Akdeniz’de Türkiye ile Yunanistan arasındaki bir ihtilafta Ankara’ya itiraz edebilir. Suriye’de bir Türk-İsrail askerî hadisesini önleyecek doğrudan haberleşme düzeni, bu şartlarda, Vaşington’da kimin kime daha yakın olduğu tartışmasından daha fazla güvenlik üretir.
Karadeniz’de de benzer bir imkân var. Montrö’yü titizlikle uygulayan Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’la mayın tehdidine karşı yürüttüğü iş birliğinin ticaret gemilerine sağladığı faydayı Amerikan Kongresi’ne anlatabilir. Bunlar, Türkiye hakkında farklı düşünen milletvekillerinin dahi üzerinde buluşabileceği işlerdir.
Türkiye’nin İran’la komşuluğu ve NATO üyeliği, savaşın genişlemesini önlemekte hem çıkarımız hem de sorumluluğumuz bulunduğu anlamına geliyor. Ankara’nın Tahran’a ileteceği bir Amerikan mesajı kadar, İran’ın hangi güvenceler olmadan belirli bir adımı atamayacağını Vaşington’a doğru aktarması da kıymetlidir. Böyle bir diplomasi, sessiz yürütüldüğünde sonuç verir. Türk-Amerikan ilişkilerine kazandıracağı güven de bir zirve bildirisine yazılabileceklerden daha uzun ömürlü olabilir.
3 Kasım seçim sonuçlarının Ankara’ya bıraktığı soru esasen çok somut. Cumhurbaşkanı’nın Amerikan başkanına doğrudan telefon açabilmesi bir kriz gecesinde hayat kurtarabilir. Ancak , ertesi sabah Türkiye için üretilmiş uçaklar hâlâ hangardaysa Kongre’de kiminle, hangi teklif üzerinden konuşacağız? ABD ile ilişkileri yönetenlerin başarısını iki başkanın birbirine kolayca ulaşabilmesi kadar, o altı uçaktan ilkinin hangi şartlarda bir Türk pilotuna teslim edileceği de gösterecek.