Editörün notu: Rocco Lacorte, Çin'deki Nankai Üniversitesi Marksizm Fakültesinde doçent olarak görev yapmaktadır. Bu makalede dile getirilen görüşler yazara ait olup CGTN'nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.

Uzun süredir iktidarda olan Marksist bir parti, ilerici niteliğini, güncelliğini ve halkın güvenini nasıl koruyabilir? Çin Komünist Partisi (ÇKP) 20. Merkez Komitesi'nin 5. Genel Kurul Toplantısı, çağımız açısından büyük önem taşıyan bu soruyu gündeminin merkezine yerleştirdi. Yanıt ise 29 Ekim 2026 tarihli bildiride açıkça ortaya konuldu: Tam ve titiz bir Parti özyönetimi yoluyla.

Bu yaklaşımın ardında daha derin bir felsefe yatmaktadır: İktidardaki bir parti, geçmiş başarılarına dayanarak değil, kendi niteliğini, disiplinini ve halkla bağlarını sürekli yenileme çabası sayesinde tarihin önünde kalabilir.

Marksizm, ortaya çıktığı günden bu yana hiçbir zaman değişmez formüllerden oluşan bir öğreti olmamıştır. Marx ve Engels, teorinin farklı tarihsel koşullara uyarlanması gerektiğini ısrarla vurgulamıştır. Lenin de bu anlayışı benimseyerek teori ile pratik arasında bağlantı kurabilen, birini diğerine “tercüme edebilen” kadroların yetiştirilmesinin önemine işaret etmiştir. Genel Kurul'da da bu görüş doğrultusunda, Partinin “üstün nitelikli genç kadroların yetiştirilmesini ve seçilmesini iyileştirmesi” gerektiği açıklığa kavuşturulmuştur.

Marksizmin önceki kazanımlarını geliştiren Çin Komünist Partisi, halkı merkeze alarak kendine özgü belirleyici niteliğini ortaya koymaktadır. Partinin özü, halkla kurduğu bağda yatmaktadır. Meşruiyeti ise ancak halka hizmet ederek, halkın eleştirel denetimini ve önerilerini dikkate alarak yenilenebilir.

Marksizme göre insanın “özü” tarihsel bir nitelik taşır ve belirli bir zaman ve mekândaki toplumsal ilişkilerle örtüşür. Çin kültürü de insanı, içinde yaşadığı ülkenin ve dünyanın bir parçası olarak ele alır. Bu nedenle hem Marksizm hem de Çin kültürü, insanları toplumdan soyutlanmış bireyler olarak gören anlayışa karşı çıkar. Bu iki düşünce geleneği arasındaki derin kültürel yakınlık, onların yalnızca yan yana getirilmesini değil, karşılıklı olarak birbirine “tercüme edilmesini” veya kaynaşmasını mümkün kılar.

“İki bütünleşme” anlayışı tam olarak bunu ifade etmektedir: Marksizmin temel ilkelerinin Çin'in özgün gerçekleriyle ve Çin'in seçkin geleneksel kültürüyle bütünleştirilmesi.

Birinci bütünleşme, mekanik tekrarları ve taklitçiliği reddeder. Partinin somut koşullardan hareket etmesini, teoriyi pratik yoluyla sınamasını ve gerçeklik değiştiğinde kavrayışını yeniden gözden geçirmesini gerektirir. Aksi takdirde düşünceler, halkın somut ihtiyaçlarını karşılayamaz ve gerçekliği etkili biçimde dönüştüremez.

İkinci bütünleşme ise Çin'e özgü bir gelişmedir. Marksist hakikat, Çin halkının zaten benimsediği değerlerle, tarihsel bilgelikle ve ortak ahlaki anlayışlarla bütünleştirildiğinde daha derin kökler salar. “Halk devletin temelidir”, “kamu yararı herkes içindir” ve “sürekli yenilenme” gibi ilkeler bunun örnekleridir.

Böyle bir bütünleşme olmadan Marksizm, değişmez formüllere dönüşerek yol gösterici gücünü kaybeder. Oysa bu bütünleşme sayesinde Parti, önderlik kapasitesini korur; hem “bilimsel” hem de “halkçı” niteliğini sürdürür. Komünizm hedefi doğrultusunda ilerlerken aynı zamanda yönettiği ulusun medeniyet kimliğiyle bağ kurar.

Parti önderliğinin teorik özü burada yatmaktadır: Çin'e özgü Marksizm, Marksist yöntemin zayıflatılması değil, onun canlı biçimde hayata geçirilmesi ve güçlendirilmesidir.

Dolayısıyla bu daha geniş “bütünleşme” çerçevesi, Partinin tam ve titiz bir özyönetim uygulamasını, halkın, çağın ve dünyanın ortaya koyduğu sorulara yanıt vermesini ve halk merkezli niteliğini canlı tutmasını mümkün kılmaktadır. Çünkü Partinin meşruiyeti, ancak belirli ihtiyaçlara sahip somut bir halka hizmet ederek yenilenebilir. Genel Kurul'un Parti özyönetimine odaklanması, sıradan bir idari mesele değil, Partinin güncelliğini ve önemini korumasının temel koşuludur.

ÇKP 20. Merkez Komitesi'nin 5. Genel Kurul Toplantısı'nda bu yaklaşım açık biçimde ortaya konulmuştur. Partinin yüz yılı aşan tarihsel yolculuğu değerlendirildiğinde, halkın iktidar üzerindeki denetimi ve Partinin kendi kendisini reformdan geçirmesi, tarih boyunca pek çok iktidar gücünün yükselişine ve çöküşüne neden olan tarihsel döngünün aşılmasına yönelik iki temel yanıt olarak öne çıkmıştır. Her ikisi de Marksist partilerin tarihinde ÇKP'nin kendine özgü keşifleri olarak sunulmaktadır.

Yeni dönemde Parti, kendi bünyesindeki ciddi sorunlarla “en sıkı önlemler” ve “kesintisiz çabalar” yoluyla mücadele etmiştir. Gevşek ve zayıf özyönetimin temel nedenleri ele alınmış, uzun süredir denetimsiz kalan sağlıksız eğilimler dizginlenmiş, köklü sorunlar giderilmiş ve Parti, devlet ile ordu içindeki ciddi tehlikeler ortadan kaldırılmıştır. Böylece Parti, devrimci bir olgunlaşma sürecinden geçerek daha da güçlenmiştir.

Bu süreç, “dört öz” olarak ifade edilen öz arınma, öz mükemmelleştirme, öz yenilenme ve öz geliştirme ilkelerinin anlamını ortaya koymaktadır. Bu ilkeler; eleştiri ve özeleştiri, örgütsel düzeltme, parti içi denetim ve değişen koşullara uyum sağlayan kurumsal reformlar yoluyla hayata geçirilmektedir. Parti, dış baskılar kendisini buna zorlamadan önce kendi eksikliklerini gidererek tarihsel inisiyatifi ele geçirmiştir.

Bunun yanı sıra Genel Kurul'da, tam ve titiz bir Parti özyönetiminin kararlılıkla sürdürülmesine yönelik, birbirini destekleyen sistematik planlar ortaya konulmuştur.

“Partinin güçlendirilmesi” temel bir görev olarak tanımlanmıştır. İdeallerin ve inançların sağlamlaştırılması, Partiye bağlılığın ve halka duyulan sevginin derinleştirilmesi, komünistlerin gerçek siyasi karakterinin korunması gerektiği vurgulanmıştır. Siyasi yapılanma ise temel yönlendirici ilke olarak belirlenmiş; Merkez Komitesinin merkezi ve birleşik önderliğinin, parçalanmaya karşı birliği güvence altına aldığı ifade edilmiştir.

Partinin temel örgütlenme ilkesi olan demokratik merkeziyetçiliğin titizlikle uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Bu ilke, parti içi demokrasi ile doğru merkeziyetçiliği bir araya getirerek kararların hem kolektif biçimde alınmasını hem de bağlayıcı olmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

Yüksek nitelikli kadroların sıkı standartlar doğrultusunda yetiştirilmesi ve merkezi organlardan taban birimlerine kadar her düzeydeki Parti örgütlerinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Böylece Parti çizgisinin eşgüdümlü ve etkili biçimde uygulanması hedeflenmektedir.

Aynı derecede önemli bir diğer konu ise yolsuzlukla mücadele ve iktidar yetkisinin kurumsal mekanizmalarla denetlenmesidir.

Genel Kurul'da, Partinin işçi sınıfının ve halkın ezici çoğunluğunun çıkarları dışında hiçbir özel çıkarı bulunmadığı için yolsuzluğa hiçbir şekilde müsamaha göstermediği bir kez daha vurgulanmıştır.

İktidar yetkisinin kurumsal bir denetim çerçevesine alınması gerektiği belirtilmiştir. Yolsuzlukla mücadelenin sıfır tolerans ilkesiyle sürdürülmesi, eski ve yeni yolsuzluk biçimlerinin yanı sıra gizli yolsuzluk yöntemlerinin de üzerine gidilmesi, biçimcilik, bürokratizm, hazcılık ve savurganlık gibi olumsuz eğilimlerin düzeltilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Denetim, disiplinin uygulanması ve yolsuzlukla mücadele gibi kurumsallaşmış mekanizmalar; Partinin bütünlüğünü zedeleyen unsurları ortadan kaldırmayı, istenmeyen uygulamaları kökünden temizlemeyi, uzun vadeli potansiyel riskleri ele almayı ve uzun süreli iktidarın beraberinde getirebileceği yozlaşmayı önlemeyi amaçlamaktadır.

Bu süreç, bazı yabancı yorumcuların ileri sürdüğü gibi üst düzey siyasi rakiplerin tasfiye edilmesiyle ilgili değildir. Aksine, Partinin siyasi önceliklerini farklı liderlik dönemleri boyunca sürdürebilecek disiplinli bir sistemin inşa edilmesiyle ilgilidir.

Genel Kurul'da disiplin ve hukuk kurallarını ağır biçimde ihlal eden bazı yetkililerin Partiden ihraç edilmesi yönünde alınan kararlar da tesadüfi değildir. Bu kararlar, tam ve titiz bir Parti özyönetiminin yalnızca bir slogan değil, işleyen bir uygulama olduğunu göstermektedir.

Bütün bu yaklaşımın temelinde, Partinin nesnel olarak çalkantılı bir dünyaya hazırlıklı olması gerekliliği yatmaktadır.

Genel Kurul bildirisinde vurgulandığı üzere, küresel koşullarda, ülke içinde ve Parti bünyesinde yaşanan köklü değişimler; egemenliğin, güvenliğin ve kalkınma çıkarlarının korunmasını, reform ve kalkınmanın ilerletilmesini, toplumsal uyum ve istikrarın sürdürülmesini daha acil ve zorlu görevler hâline getirmiştir.

“Dört sınav” ve “dört tehlike” uzun süreli, karmaşık ve ciddi niteliğini korumaktadır.

Partinin kendi niteliğinden veya başlangıçtaki ideallerinden ödün vermeden dışarıdan gelen fırtınaları atlatabilmesinin koşulu, siyasi birliğin ve öz disiplinin sürdürülmesidir. Böylece toplumun kaynakları ve çabaları, ortak hedeflere tutarlı biçimde yönlendirilebilir.

Disiplin ve tam ve titiz bir Parti özyönetimi yalnızca biçimsel uygulamalar değildir. Bunlar, Parti inşasının, örgütlenmenin ve değişen dünyaya hazırlıklı olmanın özünde yer almaktadır. Aynı zamanda ulusal gücün, ortak geleceğe sahip bir dünya topluluğunun inşasına yönelik daha geniş, enternasyonalist bir ufkun temeline dönüşmesini sağlayan zemini oluşturmaktadır.