Xi-Trump tarihi zirvesi'nin hala tartışmaları devam ediyor, ilk somut yansıması karşılıklı gümrük tarifelerinde 30 milyar dolarlk bir miktarın indirilmesi oldu.
Ziyaretin öne çıkan en önemli görüntüsü Trump'ın Xi’yi uçağın merdivenlerinde karşılaması oldu. Semboller bu ziyaretin ana belirleyici unsuru olarak öne çıktı. Yılan yılında doğan Xi Jinping’e Amerikan kel kartalı hediye edildi. Kel Kartalların en önemli besini de yılanlar olunca çin sosyla medyasından büyük bir tepki geldi ve bunun bir uğursuzluk olduğunu söylediler. Gerçekten Trump’ın Xi’ye böyle bir mesaj verme planı var mıydı? Bunu söylemek kolay değil.
Trump ilk göreve geldiği yıldan bugüne açık bir Çin düşmanlığı yapmış dünyayı Çin'e karşı kışkırtmaya çalışmıştır. Avrupa Birliği'ne, NATO'ya, Japonya’ya ve Güney Kore'ye Çin'e karşı açıkça pozisyon almaları için yoğun baskı ve telkinde bulunmuştur. 2019'da Çin'i NATO'nun bir numaralı tehdidi haline getiren de Trump'ın kendisidir. Uzun süre Çin tehdidini dünyada kabul ettirmek için uğraşsa da NATO Ankara Zirvesi ile birlikte artık Çin değil Rusya NATO’nun bir numaralı düşmanı haline getirmiştir. Kuşkusuz Nato'nun Çin'e karşı politika değişikliği görünürde Trump'ın mayıs ayında yaptığı ziyaretin bir sonucudur ama geri planda önemli bir jeopolitik değişimin de yansımasıdır.
Trump'ın ilk başkanlık döneminden başlayan Çin-ABD gerilimi süresince Xi Jinping’in soğukkanlılığını koruması, Çin'in fevri adımlar atmaması, Xi’nin meseleyi Trump'la kişisel bir meseleye veya kan davasına dönüştürmemesi bugün Çin-ABD ilişkilerinin tekrar normalleşme sürecine girmesinde katkıda bulunmuştur.
Bilindiği üzere Trump'ın dış politikası çok kısa bir şekilde özetlenecek olursa havuç-sopa politikası üzerine kuruluydu. Bu politikada siyah ve beyaz alanlar var ama arada gri alanlar yok. Dolayısıyla Trump'ın politikalarına uygun hareket ediyorsanız havucu alıyorsunuz. Trump karşıtı bir politikadan yanaysanız ya da Trump'ın onaylamadığı bir politika izliyorsanız o zaman da Trump'ın sopasıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bir nevi ödül ve ceza üzerine kurulu basit mantıklı bir dış politika ki bu dış politika daha çok pragmatizm üzerine kurulu bir dış politika. Her ne kadar çok pratik olarak görülse de stratejik derinlikten uzak, müzakereye kapalı farklı perspektifler geliştirmeye de uygun olmayan bir dış politika anlayışı vardı. Ancak son gelişmeler Trump'ın artık bu dış politikası stratejisini değiştirmek zorunda kalmasına neden oluyor gibi…
Trump'ın ikinci başkanlık döneminde yeni bir stratejisi de hiç yoktan yere, daha önce var olmayan yapay krizler üretmek daha sonra bu krizleri çözebilme adına mesai harcamak ve nihayetinde bu krizleri tek taraflı çözdükten sonra da bir zafer ilan etmek olarak özetlenebilir. Herhalde son bir asırdan beri diplomasi tarihinde böyle bir dış politikası stratejisi görülmedi. Bir başka deyile Trump, senaryosunu kendi yazıyor, kendi sahneliyor ve kendi alkışlıyor.
Trump, başkanlığının birinci döneminde kendisi için rakip olarak gördüğü lider Putin'di ancak son dönemde Putin bu konumunu kaybetmiş durumda Trump'ın yeni rakibi ve kendine denk olarak gördüğü lider Xi Jinping; hatta ona derinden bir hayranlık beslediği kadar kıskançlık da besliyor.
Her ne kadar son Washington ziyaretinde ilişkileri düzeltmiş olsa da Trump'ın hala Çin ve Xi takıntısı devam ediyor… Trump, çok yakın dostum dediği Xi’nin hiçbir uluslararası krizde doğrudan desteğini alamadı. Grönland meselesinde,Venezuella ve Hürmüz boğazı meselesinde Çin'den beklediği desteği alamadı.
Çin'in Rusya'nın aksine farklı bir dünya algılaması ve farklı bir dış politika yöntemi var. Rusya, batı dünyasıyla tarih boyunca iç içe olmuş olsa da ve Batı dünyasının bir parçası olarak her zaman görülmüş olsa da ve Batıyla birlikte hareket etmiş olsa da Çin, hiçbir zaman Batı ile bir arada olmadığı gibi Batı dünyasıyla Çin'in kendi dünyası bambaşka medeniyetler üzerine kuruludur. Bu nedenle ABD bazen uluslararası kimin sorunları Rusya'yla daha iyi uzlaşırken Çin'de bu bazı konularda uzlaşamamıştır.
Tüm bunlara rağmen Xi ziyarette barış içerisinde bir arada yaşamayı teklif etmiş, iki ülkenin iki ulusun da barış içerisinde bir arada yaşayabilmesi için gezegenin yeterince büyük olduğunu söylemiştir. Yine Xi Jinping’in en ilginç değerlendirmelerden bir tanesi de rekabet üzerine olmuştur: Özetle rekabetin birbirini yok etme yerine iki ülkenin arasında birbirlerini yakalama yarışı olarak görmesi gerektiğini vurgulamıştır. Daha barışçıl bir dil kullanan Xi Jinping iş birliğine Çin'in verdiği önemi bir çok vesileyle hatırlatmıştır ama en önemli ifadesi Çin'in yeniden dirilişi ile Amerika'yı yeniden büyük yap projesi olan MAGA’nın birlikte başarılabileceğini söylemesi olmuştur.
Çin lideri, Çn’in ve ABD'nin dünyadaki iki büyük güç olduğunu dolayısıyla dünyadaki bir çok sorunu Çin ve ABD'nin el ele vererek çözebileceğini de söyleyerek aslında yeni bir dünya düzeninin de işaretini vermiş oldu.
Çok kutuplu uluslararası sistemin kurulabilmesi için bir geçiş dönemine gerek olduğu bir çok yazar tarafından dile getirilmektedir. Bu ya tek kutuplu düzenden çok kutuplu bir düzene geçiş ya da iki kutuplu düzenden çok kutuplu düzene bir yumuşak geçiş olarak adlandırılabilir. Bu bağlamda, Çin- ABD ilişkilerindeki yeni yumuşama gevşek bağlı iki kutuplu bir sistemin oluşmasına ön ayak olabilir mi ? Şu anda konuşulması gereken önemli sorulardan birisi bu yani mevcut uluslararası sistemi çok kutuplu sisteme taşıyacak olan süreç Çin ve ABD tarafından oluşturulacak geçici gevşek yapılı iki kutuplu sistem mi olacak? Bu henüz belli olan bir mesele değil ancak görünen o ki entelektüel düzeyde çok fazla tartışılacak bir mesele olacağı açık…
Washington'daki tarihi ziyarette ortaya çıkan tablo eğer Trump'ın yeni bir politik oyunu veya hamlesi değilse uluslar politika için önemli bir kazanım olacaktır ancak Trump'ın genel siyasi siciline bakıldığında çok fazla değişime açık olduğunun çeşitli olaylar vesilesiyle görüldüğünden dolayı bir noktada Çin’e yönelik tavrında da bir süreliğine temkinli yaklaşmakta fayda var. Özellikle 3 Kasım seçimlerinden sonraki Çin politikalarına dikkat etmek lazım.
Kuşkusuz, bu süreci en yakından takip edenlerin başında Putin gelmektedir. Daha önce ABD-Rusya askeri gücü çerçevesinde şekilleniyor gibi gözüken iki kutuplu sistem şimdi bu iki kutuplu geçici sistem sanki Çin ile ABD arasında şekilleniyor gibi. Burada en önemli husus Çin'in hiçbir şekilde herhangi bir kutba veya düzene kendisini ait görmüyor olmasıdır. Bir başka deyişle Çin'in ABD ile iki kutuplu bir sistem kurma gibi ne arzusu ne de bir arayışı var fakat bazen devletlerin arzularının dışında sistem ve süreç devletleri farklı bir konuma da getirebilir.