Bugün, 1 Haziran, Hürmüz Boğazı halen kapalı. ABD ile İran, olası bir barış üzerinde uzlaşmaya çalışıyor. Her iki taraf da aslında farklı kulvarlarda koşuyor, birbiriyle zıt istekleri var. İran, eşit bir anlaşma isterken Trump, teslim olmuş bir İran fotoğrafının ortaya çıkacağı bir anlaşma beklentisi içinde.
Savaşın üçüncü tarafı ve masada adı geçmeyen İsrail ise hiçbir şekilde bir anlaşmanın yapılmasını istemiyor. İsrail medyası İran'la anlaşmayı İsrail için bir zafer değil yeni güvenlik arayışının bir başlangıcı olarak değerlendiriyor. İsrail, anlaşmanın kendileri için bir barış değil aksine yeni güvenlik önlemlerinin alındığı yeni bir güvensizlik ortamının yaratılacağı bir dönemin başlangıcı olarak görüyor.
Trump, İsrail'in endişelerini gidermek adına İsrail'e güvence vermek için durup dururken "İbrahim anlaşmaları imzalanmadan İran'la bir barış anlaşması olmayacak" dedi. Pakistan, Türkiye, Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan'ın İbrahim anlaşmalarını imzalayarak İsrail'i tanımaları gerektiği konusunda bir açıklama yaptı. Daha sonra bu açıklamasında bir revizyona giderek Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt şeklinde düzeltti.
Netanyahu ise yaptığı değerlendirmelerde İran'ın nükleer gücünün tamamen bitirilmesi gerektiğini, İsrail'in bunu tek başına yapamayacağını çünkü yeraltındaki tesisleri vurabilecek bombaların sadece ABD'de olduğunu söylüyor. Bir başka deyişle ABD olmazsa aslında İsrail’in hiç bir gücü yok.
Trump, bu süreçte çoğu defa attığı her adımı Netanyahu hükümeti ile istişare ettiğini söylüyor. Geçtiğimiz hafta Netanyahu ile uzun süren telefon görüşmeleri de yaptı. Muhtemelen ABD'nin bir türlü İran'la bir anlaşmaya varmamasının arkasındaki ana neden Netanyahu’nun bitmek bilmeyen ısrarlı talepleridir.
Bugüne kadar Trump'a içeride İran konusunda adım attırabilecek en önemli meselenin 3 Kasım'daki ara seçimler olduğunu defalarca söylemiştik; ancak Trump'ın geçen hafta yaptığı “3 Kasım ara seçimini umursamıyorum, takmıyorum" açıklaması uluslararası kamuoyuna bir bomba gibi düştü. Çünkü Trump'ın 3 Kasım ara seçimlerinde hezimete uğrama korkusundan dolayı İran meselesinde acele edeceği düşünülüyordu. Lakin Trump 3 Kasım'ın kendisi için bağlayıcı olmadığını açıkladı. Bu aslında en korkulan senaryoydu. Çünkü başından beri şu husus her zaman ön plandaydı: O da Trump'ın bu dönem son başkanlık dönemi olması ve önünde herhangi bir seçim olmaması. Demokrasilerde sandık iktidarların en önemli hesap verdiği yerdir. Dolayısıyla eğer Trump'ın önünde üçüncü dönem seçeneği olsaydı Trump seçmenin oyunu alabilme adına seçmenin taleplerini dikkate alabilirdi. Ancak Trump'ın önünde bir başkanlık seçimi olmaması nedeniyle Trump'ın eli oldukça rahat. Bunun üzerine bir de 3 Kasım ara seçimlerini de çok fazla önemsemediğini açıklaması, Trump'ın İran ve öteki konularda çok daha agresif, kontrolsüz ve hesapsız hareket edebileceği tehlikesini ortaya çıkardı. Trump'ın bu tepkisinde muhtemelen iç siyasette bugün geldiği çaresiz durumun etkisi büyüktür.
Bu durum bazılarına garip gelebilir. Fakat birinci başkanlık dönemine hazırlanırken Trump seçim kampanyasında yaptığı açıklamalarda kendisinin Washington'ın karanlık koridorlarındaki siyasetçilerden farklı olduğunu asla onlar gibi olmayacağını söyleyerek aslında ezberleri bozan da bir açıklama yapmıştı. Bir bakıma Trump geleneksel Amerikan siyasetinin dışında bir siyasetçi olduğunu hep söyledi. Cumhuriyetçi parti ile olan ilişkisi de bir nevi al-ver ilişkisinin ötesine geçemedi. Trump, fanatik bir cumhuriyetçi ve sıkı bir partizan değil. Trump’ın Cumhuriyetçi partiye bağlılığı sorgulanabilir. 6 Ocak 2021’de Kongre’nin basılmasında oynadığı rol de unutulmamalıdır.
Toparlamak gerekirse bu hafta önümüzde iki yeni gelişme var: Birincisi İsrail, bu anlaşmayı ne kendisi için ne de ABD için bir zafer olarak görmüyor aksine kendisi için büyük bir güvenlik riski olarak değerlendiriyor. Aynı zamanda İsrail ateşkese rağmen Güney Lübnan'a yerleşmeye devam ediyor. Lübnan'da saldırılarını yoğunlaştırıyor. Büyük ihtimalle Netanyahu, İran anlaşması karşılığında Trump ile Güney Lübnan üzerine bir kirli pazarlık yapıyor. Trump, bu pazarlığa oturur mu? oturur. Trump gözünü kırpmadan Suriye'ye ait olan Golan tepelerini bir çırpıda İsrail'e vermiş bir başkan olarak bunu yapabilir. Ayrıca bu sonbaharda Netanyahu’nun kaderini belirleyecek bir seçim var.
Bir diğeri ise Trump'ın Amerikan iç siyasetinde artık tüm gemileri yaktığını gösteren 3 Kasım'ı umursamıyorum açıklaması. Bu açıklama artık Trump'ın önünde hiçbir bariyerin kalmadığını göstermesi açısından önemli. Bu kendisini İran'da hissettireceği gibi Küba gibi yeni açılacak cephelerde de kendisini hissettirecektir.
SON BİR NOT: İran, Dini lider Ali Hamaney’in cenaze töreni için hazırlıklara başladığını duyurdu ama tarih vermedi. Kanaatimce cenaze töreninin muhtemelen tüm Müslümanlar için kutsal olan ama Şiiler için ayrıca önemli olan Muharrem ayının başladığı 15 Hazirandan önce olması zor. Hatta cenaze töreninin 25 Haziran günü yani Aşura günü (10 Muharrem), bir başka deyişle Kerbela trajedisinin yıldönümünde yapılacağı kuvvetle muhtemeldir. Muharrem ayı, Şiiler için matem ayıdır dolayısıyla Muharrem ayının ilk 10 günü içinde bu cenaze töreni yapılacaktır. Böylece, Şiiler hem Hz. Hüseyin’in yasını hem de Dini Lider Ali Hamaney’in yasını tutacaklar. Dolayısıyla tarih olarak 15-25 haziran tarihleri arasında diyebiliriz.