Kuşkusuz, bu haftanın en önemli olayı Trump’ın Çin ziyareti. Daha şimdiden dünyanın merakla beklediği zirvenin sonuçları önümüzdeki dönem için oldukça önemli.

Başından beri Trump’ın dış politikası havuç ve sopa esası üzerine kuruludur. Dış politikasında siyah ve beyaz renklerin arasında bir gri geçiş alanı bulunmamaktadır ve dış politikada baskın rolünü sürekli göstermek isteyen yüksek egoya sahip bir bakış açısı vardır. 21. yüzyılın dünyası çok kutuplu bir dünya olma özelliğini arz etmektedir, dolayısıyla tek bir gücün baskın liderliği artık modası geçmiş bir kavram olarak görülmektedir.

Trump, hala eski kafalı bir lider olarak; hatta zaman zaman 19. yüzyıl zaman zamansa 20. yüzyıl konjonktürü içerisinde ya da bir başka deyişle geçmişte yaşayan bir lider olarak ABD´yi bir Hollywood projesi olarak tasavvur ederek hareket etmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda da gerek Rusya gerek Avrupa birliği hatta gerekse Çin’e karşı elindeki sopayla bir şeyler yaptırabileceğine inanmaktadır.

Göreve gelmesin ardından Ukrayna konusunda Rusya’ya taviz vermesi, Çin’e karşı tarife savaşı başlatması, Avrupa Birliği’ni güvenlik şemsiyesinden çıkarması ve ticari anlamda rakip ilan etme arayışı ve bunların tümü aslında Trump‘ın dar dış politik yaklaşımının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Dünyaya havuç ve sopa üzerinden bakmaya çalışan Trump, politikalarına uyanları havuçla ödüllendirirken kendisine karşı çıkanları ise sopayla tehdit etmeye çalışmaktadır. Ancak bu denklem bugünün dünyasında ne kadar etkili? Son bir yıldan beri yaşanan gelişmelerde bu açıkça görülmektedir.

Maksimum bir haftalık bir süre için öngörülen İran operasyonu bugün Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığı uzun soluklu bir jeopolitik çatışmaya dönüşmüştür. Trump’ın ne sopası ne de havucu, ne İran’ı teslim olmaya, ne de dünya güçlerini bu savaşa iştirak etmeye ikna etmiştir. Büyük bir hayal kırıklığı içerisinde olan Trump, Amerikan iç siyasetinde de inanılmaz bir şekilde sıkışmıştır. Tabiri caizse, Trump, İran Savaşı’ndan daha büyük bir savaşı şu anda ABD iç siyasetinde vermektedir.

Göreve gelir gelmez Çin’e karşı başlatmış olduğu ‘Tarife Savaşı’nda daha ilk rauntta mağlup olan Trump, geçtiğimiz ekim ayında Güney Kore’nin Busan zirvesinde Xi Jinping ile bir araya geldiğinde Çin ile meselelerin çözümü adına kendisini bir bakıma zorla Pekin’e davet ettirmişti. Lakin İran Savaşı mart ayındaki görüşmenin mayıs ayına ertelenmesine neden olmuştu. 14-16 Mayıs tarihleri arasında Trump, Pekin‘i ziyaret edecek. Ziyaretin gündemi oldukça yoğun ancak ilk etapta kapalı olan Hürmüz Boğazı ve İran savaşının görüşmenin bir numaralı önceliği olacağı açık. Fakat İran’ın dışında iki ülke arasında oldukça derin SORUNLAR bulunmaktadır. Özellikle iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin geleceği, tarife meselesi, Tayvan meselesi önemli konu başlıkları olarak sıralanabilir.

Özellikle, Çin, tarafı Trump’ın onaylamış olduğu Tayvana yönelik 11 milyar dolarlık silah satışının iptal edilmesini istiyor. Yine son dönemde Japonya’nın yeni başbakanı Takaiçi’nin Japonya’nın yeniden silahlandırılmasına yönelik attığı adımlar ve Çin’e karşı düşmanca tavrı ve bu bağlamda Tayvan konusundaki provokasyonları da Trump‘a iletilecek konu başlıklarından birisi olacak. Açıkça Xi, Trump‘tan Takaiçi’nin frenlenmesini isteyecek. Bunun yanında, bilindiği üzere 3 Kasım ara seçimleri Trump için oldukça hayati öneme sahip. Dolayısıyla Çin’le finansal ve ticari sorunların da çözümü aslında Amerikan ekonomisi üzerindeki baskının da biraz hafiflemesi anlamına gelecek. Özellikle soya fasulyesi üreticilerinin tek müşterisi olan Çin’in, bu alımları durdurması özellikle Trump‘a oy veren Amerikalı çiftçilerin hayal kırıklığına uğraması anlamına gelecektir. Trump, elinde bir takım enerji kartlarıyla Pekin’e gidiyor. Pekin’de nadir toprak elementlerinin ABD’ye akışının kesintisiz devam etmesi karşılığında ABD’nin de Çin’e enerji akışının kesintisiz devam etmesini sağlayacağını söyleyecek. Bu teklifin Xi nezdinde ne kadar bir etki oluşturacağı bilinmez ama Çin, kirli pazarlıkları sevmeyen şeffaf ve kazan-kazan ilkesine inanan bir ülke.

Bu arada, son dönemde Trump, Avrupa’ya en fazla öfke duyan başkanların başında geliyor. Yukarıda da bahsedildiği üzere egolu kişiliğiyle Avrupa’dan tam bir sadakat ve bağlılık bekleyen imaj çizmesine rağmen Avrupa’dan beklediği sadakati de bağlılığı da görememesi nedeniyle Avrupalı liderlere çok büyük bir öfke duyuyor. Bu sebeple bu öfkenin karşılığı olarak Avrupa’ya karşı adeta bir intikam aracı olarak Rusya ve Çin’le ilişkileri geliştirmek isteyen bir Trump var. Lakin ne Rusya’nın ne de Çin’in Trump‘la bir ittifak veya bir blok kurma gibi bir düşünceleri yok.