Pakistan’da cumartesi ABD ile İran artasında yapılan barış görüşmeleri 21 saatin sonunda fiyasko ile sonuçlandı. Her iki tarafın da pazarlığı yüksekten başlatması ve geri adım atmaması nedeniyle doğrudan görüşmeler sonuçsuz kaldı. ABD, adeta İran’a Sevr benzeri bir anlaşma dayatırken İran da egemenliğini ve bağımsızlığını gözetecek ve savaş öncesi pozisyonundan daha kötü bir anlaşma imzalamak istemedi. Meselenin nükleer program üzerinde kilitlendiği söylense de Hürmüz Boğazı üzerindeki tartışmalar esasen meselenin ve anlaşmazlığın özünü oluşturmaktadır.
Açıkça, ABD, Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmek istemektedir. Bunun yanında, İran’ın petrolleri üzerinde de söz sahi olmak zorunda. Aksi taktirde eve eli boş dönen Trump, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimlerde sandığa gömülmeye mahkum.
ABD-İran görüşmeleri Basra Körfezindeki savaşı bitirmekten çok Trump’ın ABD içinde Demokratlara, Cumhuriyetçilere, Sivil Toplum Kuruluşlarına, medyaya, lobilere ve nihayetinde Amerikan kamuoyuna verdiği savaşı bitirmeye yöneliktir. Bu savaşı bitirmek adına 2028 yılındaki başkanlık yarışından çekildiğini haftalarca önce duyuran Başkan yardımcısı J.D. Vance’ı göndermesine rağmen bir sonuç çıkmaması en fazla İsrail’i memnun etmiştir.
Ancak şunu da söylemek gerekir; adı üzerinde, diplomatik müzakereler sert tartışmalar ve karşılıklı tekliflerle yürür ve nihayetinde ortak bir zeminde buluşulur. Masada 40 günden beri yaşanan savaş yok. 47 yıldan beri süren bir düşmanlık vardı. Dolayısıyla, öyle bir gün içinde çözülecek bir mesel değil. Savaşı geçici veya kalıcı bir ateşkes ile durdurmak mümkün ama aradaki düşmanlığı kaldırmadan bir barış mümkün değil.
ABD-İran arasındaki savaş dondurulmuş bir ihtilaf haline getirilirse bu on yıllarca sürecek bir anlaşmazlık olarak rafta bekleyecek. Tıpkı geçmiş 47 yılda olduğu gibi. Kaldı ki 73 yıldan beri Kore sorunu benzer bir dondurulmuş ihtilaf olarak rafta bekliyor. Hatırlanacağı üzere Kuzey Kore, Çin ve ABD arasındaki bu savaş 1953 yılında bir ateşkes anlaşmasıyla sona ermiş olmasına rağmen Kuzey Kore’nin nükleer bir güç olarak ortay çıkmasına engel olamamıştır. Bugün, Japonya ve Güney Kore, Kuzey Kore’nin nükleer silahlarını kendileri için birincil derecede hayati bir tehdit olarak görmektedirler.
ABD, sorunları çözmek yerine onları zamanı geldiğinde tekrar kullanmak için derin dondurucuya atmayı tercih etmektedir. Şu sıralar Ermenistan, Azerbaycan ile bir türlü barış antlaşmasını imzalamaya yanaşmamaktadır. Meseleyi ateşkes ile idare edip ileride bir gün tekrar belki de masaya geri getirecek. ABD, Kafkaslarda ve Hazar bölgesinde gerçek bir barış istemiyor.
İhtilafların dondurulmasına bir başka örnek de Ukrayna savaşı. Burada da ABD aslında bir barış istemiyor. Uzayan savaşın hem Avrupa hem de Rusya üzerinde aşındırıcı bir etkisi olduğunu biliyor. Savaş üzerinden bu bölgeleri ve ülkeleri kontrol etmek zaten ABD’nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra en önemli politikalarından birisidir.
Trump, donanmaya Hürmüz Boğazı'nı abluka altına alma emri verdi!
Trump İran ile ABD arasındaki görüşmenin bir sonuca ulaşmaması üzerine donanmaya Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alma emri verdiğini söyledi. Trump, İran'ın o çok sevdiği ülkelere petrol satma imkanını elinden alacaklarını ifade etti. Lakin uluslararası hukukta zorlayıcı tedbirler arasında sayılan abluka yöntemi yine uluslararası hukuk açısından uluslararası bir boğazı ya da su geçiş yolu üzerinde kullanılamaz. Abluka bir devleti hedefler. Ancak uluslararası su geçiş yolları tüm devletler tarafından kullanıldığı için abluka hedef devletin yanında taraf olmayan diğer devletleri de etkiler.
Ayrıca abluka uygulanması için gerekli şartlar var: Birinci şart savaş halinde olunması gerekir. ABD, İran’a karşı şu anda savaş halinde olan bir ülke değildir. Fiili olarak savaşta olsa da yasal anlamda savaşta değildir çünkü Amerikan anayasasına göre bir ülkeye savaşı sadece ve sadece Kongre ilan edebilir.
Trump, İran’a Kongreyi bypass ederek önleyici müdahale kapsamında saldırmıştır. Yani bir ülkeden ABD’ye yönelik bir tehdit belirirse daha o tehdit ortaya çıkmadan onun yok edilmesi anlamına gelen bu yöntem 2003 yılında Irak’ın işgalini meşrulaştırmak için Bush yönetimi tarafından geliştirilen ama BM tarafından kabul edilmeyen bir tür meşru müdafaa yöntemidir.
İkinci şart ise BM Güvenlik Konseyi kararıyla abluka yapılabilir. 1990/1991 yıllarında Irak’ın Kuveyt’i işgali abluka stratejisi eliyle uygulanmıştı.
Sonuç olarak, savaşın gölgesi henüz Orta Doğu’nun üzerinden kalkmadı. Fakat birileri bu gölgeler içerisine saklanarak bölgede denklemi ve haritayı değiştirmek için çalışıyor.