Mayıs ayında diplomasinin kalbi Pekin’de attı. Gerçekten içinde bulunduğumuz mayıs ayı Pekin için diplomasi açısından oldukça yoğun geçiyor. Önce ABD Başkanı Trump Pekin‘i ziyaret etti hemen ardından Rusya Devlet Başkanı Putin Pekin’e geldi. Sırasıyla Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve ardından Sırbistan Cumhurbaşkanı Vučić de Pekin‘i ziyaret eden liderler arasındaydı.

Bu baş döndürücü trafiğin şok etkileri hem dünyada hem de Pekin’de daha ortadan kalkmamışken geçtiğimiz çarşamba günü Tayvan Demokratik İlerleme Partisi’nin lideri ve cumhurbaşkanı olan Lai Ching-te'nin göreve gelmesinin ikinci yılı münasebetiyle yaptığı konuşmada sarf ettiği sözler Çin’de çok büyük tepkiye neden oldu. Lai, “Tayvan'ın geleceği, sınırlarımızın dışındaki güçler tarafından kararlaştırılamaz ve korku, bölünme veya kısa vadeli kazançla rehin tutulamaz. Tayvan'ın geleceği 23 milyon insanımız tarafından birlikte belirlenmelidir.” diyerek bir kez daha Çin’e meydan okudu. Oysa son seçimlerde Lai’ nin partisi Demokratik İlerleme Partisi Parlamento’daki çoğunluğu kaybetti.

Tayvan Parlamentosu şu anda Çin’le barışçıl birleşmeyi savunan Kuomintang yani Çin milliyetçi Partisi ve ortaklarının elinde. Konuşmasında Lai bu duruma da işaret ederek bütçede zorlandıklarını, hiçbir yasanın geçmediğini ve üst düzey hiçbir atamanın yapılamadığından şikayet ediyor. Tayvan parlamentosunda muhalefet, iktidarı oldukça zorluyor bu haliyle zaten Lai topal ördek konumuna gelmiş durumda. Lai, Tayvan'ın geleceğine 23 milyon Tayvan halkı karar verir diyor ama 23 milyonun tamamı da Lai ve onun partisi Demokratik İlerleme Partisi’ni desteklemiyor. Eğer muhalefet son seçimde ortak bir adayda anlaşabilseydi bugün Tayvan’da iktidarda Çin’le barışçıl birleşmeyi savunan bir lider oturuyor olacaktı.

İşin ilginç yanı Tayvan halkı da artık bu tartışmalardan bıkmış durumda. Son 30 yıldan beri Tayvan'da bir bağımsızlık söylemi, yeni ulus söylemi, yeni devlet söylemi ve yeni bir tarih söylemi sürekli gündemde tutuluyor. Tayvan‘da yaşayan Çinlilerden binlerce yıllık tarihlerinden, geleneklerinden ve kimliklerinden vazgeçmesi isteniyor. Bu esasen bir Amerikan projesidir!

Tayvan’da yaşayan Çinlilerin tamamı Çin ana karasından Tayvan’a tarihin çeşitli dönemlerinde gelmişler. Ancak bugünkü Tayvan’ı kuranlar ve yönetenler Tayvan’a 1940’ların ortalarında gelmiştir. Son 30 yıldan beri Demokratik İlerleme Partisi bağımsızlık yanlısı politikalarını sürekli dile getirmiş ancak hiçbir zaman referanduma sunmamıştır. Çünkü iktidar da biliyor ki Tayvan halkı bağımsızlık yönünde oy kullanmayacak.

Demokratik İlerleme Partisi’nin en büyük destekçisi ABD’dir. ABD, Tayvan’a her yıl milyarlarca dolar silah satmaktadır. Tayvan'ın büyük emeklerle kazandığı paraları Amerikan silah endüstrisi cebine indirmektedir. Tıpkı körfezde İran tehdidi masalıyla Körfez ülkelerine milyarlarca dolar silah sattığı gibi Tayvan’da da Çin tehdidi masallarıyla her yıl milyarlarca dolar silah satıp burayı batmayan bir uçak gemisi gibi kullanmaktadır.

Trump‘ın geçtiğimiz yıl Tayvan'a 11 milyar dolarlık silah satışını onayladığı ve bu yılda 14 milyar dolarlık silah satışının onayının masasında beklediği bir ortamda Tayvan liderinin böyle bir açıklama yapmış olması Trump‘ı zora sokmaktan başka bir anlam taşımıyor. Çünkü Trump, özellikle 14 milyarlık silah satışını Çin’e karşı bir nevi pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışıyor. Trump'ın verdiği beyanatlar da Çin’in tutumuna göre bu satışı onaylayıp onaylamayacağına bakacağını söylüyor. Çin sıklıkla ve ısrarla bu tip kirli pazarlıkların bir tarafı olmayacağını her defasında vurguluyor. Buna rağmen, Trump içinde bulunduğu çaresizlik nedeniyle bütün tuşlara basmaya çalışıyor.

Öyle ki İran meselesinde yine kafa karıştırıcı açıklamalar yaptı ve İran’la anlaşmaya çok yaklaştıklarını söyledi. Arabulucu yine her zamanki gibi Pakistan. Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir’in Tahran’da gerçekleştirdiği temaslar ve bunun sonucunda ortaya çıkan süreç hem körfez liderlerinin hem Türkiye’nin desteğini de alarak trafiği bir noktaya getirmiş gibi gözüküyor.

Trump'ın amacı aslında Çin ve Rusya arasında olan Büyük Avrasya Ortaklığına girmek. Hatırlanacağı üzere Çin'de yapılan son Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinde Büyük Avrasya Ortaklığı'nın artık Şanghay İşbirliği Örgütü bünyesindeki ortaklığı tanımlamak için kullanılması kararı alınmıştı. Putin ve Xi arasındaki Büyük Avrasya ortaklığının bir parçası olmak isteyen Trump çok çabaladı ama başarılı olamadı. Avrupa'ya ve kendi muhalefetine karşı bir çıkış yolu olarak Büyük Avrasya Ortaklığını gören Trump, aynı zamanda Avrasya’ya ABD’yi yerleştirmenin de anahtarı olarak Büyük Avrasya ortaklığını görüyor.

Öte yandan, Trump, Japonya ve Tayvan üzerinden Çin'e karşı büyük bir kumar oynuyor. Bunun farkında olan Xi Jinping'in, Trump ile görüşmesinde gerekirse Tayvan için savaşacaklarını söylemesi Tayvan konusunda şakalarının olmadığını göstermesi açısından önemliydi.