CFR (Council of Foreign Relations) adlı - ABD elitlerinin ‘müttefikleriyle’ birlikte uluslararası politikaları çözümleme, belirleme, yönlendirme özgörevi ile çalışan- kuruluşun yayın organı olan Foreign Policy adlı derginin yaz 2026 sayısında kapak dosyasının başlığı ‘The End of’. Dosyada İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan dünya düzeninin sessiz çöküşü ele alınıyor. Kapaktaki başlığın altında yazılı spotlar ise oldukça ilginç: Neoliberalism, Trans-Atlantikçilik, Ahlaklılık gibi şeyler ve hatta Gelecek bile var!

Dosyadaki iklim siyasetinde dönüş konusunu ele alan Columbia Climate School öğretim üyesi Leah Aronowsky’nin vurguladığı hususlara bakalım. İklim siyasası uzun süre hedefler ve takvimler üzerine kuruldu: ısınmanın 1,5 derece artışla sınırlanması, net sıfır, karbon piyasaları, emisyon azaltım planları, Paris Anlaşması ve COP zirveleri. Manhattan’daki iklim saati dünyanın 1,5 derece eşiğine ne kadar kaldığını saniye saniye saydı. Fakat saat sıfıra gelmeden önce bile o siyaset biçimi bir kalıntıya dönüştü. Batı’da iklim hedefleri geri çekiliyor, bankalar 3 derecelik bir dünyanın yaratacağı iş fırsatlarını konuşuyor. Avrupa Birliği rekabetçilik adına içten yanmalı motor yasasını ve emisyon hedeflerini yumuşatıyor. Hedef merkezli iklim siyaseti artık sürdürülebilir gözükmüyor.
Aronowsky, bu sırada Çin’in başka bir yol izlediğinin altını çiziyor ve Batı hedefleri tartışırken, Pekin’in yeşil enerji geleceğini fiilen kurduğunu, güneş paneli, lityum-iyon batarya ve elektrikli araç tedarikinde dünyanın merkezine yerleştiğini belirtiyor. Yazar, Çin’in kendi emisyon hedeflerinde eksiklikleri olmasına karşın, temiz enerji alanında ilk süper güç durumuna geldiğinin yadsınamayacağını belirtiyor. Batı’nın tasarladığı, bilim temelli, anlaşma merkezli, hedeflerle yönetilen iklim diplomasisinin gezegeni kurtaracağı varsayımının artık çöktüğünü vurgulayan Aronowsky olagelen dönüşümün Batı’nın liderliğiyle, Batı’nın ahlaki diliyle değil de Çin’in sanayi politikası ile gerçekleştiğini belirtiyor.
ÇİN’DE YEŞİL KALKINMA
1994’te Devlet Konseyi (hükümet) tarafından kabul edilen “Çin’in 21. Yüzyıl Planı”nda Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi’nin (SKS) yürütülmesi kararlaştırılmıştır. 2003 yılının başında Devlet Konseyi, “21. Yüzyılın Başında Çin’in Sürdürülebilir Kalkınmasına Dair Eylem İzlencesi”ni yayımlayarak, 10 ve 20 yıllık sürdürülebilir kalkınma hedeflerini, öncelikli alanları ve destek önlemlerini saptamıştır.
ÇHC’de eko-sosyalizm kavramı ilk kez Pan Yue (Devlet Çevre Koruma İdaresi yöneticisi) tarafından 2007’de gündeme getirilmiştir.

Daha sonra Merkez Komite Genel Sekreteri Hu Jintao ÇKP 17. Ulusal Kongresi’ne sunduğu raporda ‘ekolojik uygarlık’ kavramına yer vermiştir.

2018’de hava kirliliğine karşı “Mavi Gökyüzünü Koruma Savaşını Kazanmak İçin 3 Yıllık Eylem Planı”nı yayımladı.
Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 15.,16., 17., ve 18. kongrelerinde SKS’ye yeni içerikler eklenmiştir.
SKS, Çin’in uzun erimli kalkınmasını ve gelecek kuşakların mutluluğunu ilgilendiren, bütünleştirici, temel ve uzun erimli bir konu olarak kararlılıkla uygulanması gereken yedi stratejiden (*) biri olarak belirlenmiştir. Bu stratejinin temelini ekolojinin, ekonomi ve toplumun sürdürülebilir gelişmesi oluşturur. Stratejinin ana çizgisi insan ile doğa arasındaki uyum, özü ekonomik kalkınma, temel hareket noktası halkın yaşam kalitesinin yükseltilmesi, itici gücü bilim ve teknoloji ile sistemlerin yenilenmesidir.
Bu söylemde “insan ve doğa arasındaki uyum” ve “yaşam kalitesi” kavramları çok dikkat çekici nitelikte! Yaşam standardı (yani kişi başına gelir düzeyi) odaklı büyüme saplantılı bir kovboy ekonomisi anlayışından çok farklı! Keşke liberal otistik iktisatçılar, bürokratlar, teknokratlar ve homo-profitus (gözünü kâr bürümüş) iş insanları da bu gerçeği kavrasalar! Foreign Policy dergisinin 2026 yaz sayısında diğer kapitalist ve benzeri sosyal-demokrat kalkınma modelinin bittiği yazılmış zaten!

ÇKP 19. Ulusal Kongresi Raporu’nda (2017) ekolojik uygarlığın inşası, Yeni Dönemde Çin’e Özgü Sosyalizm’in önemli bir bileşeni haline gelmiştir. Bu konuda raporda insanın doğayla uyum içinde yaşaması konusunda önemli açıklamalar yer almış, bir kısmına yer verelim: Xi Jinping’in “Temiz su ve yeşil dağları feda etme pahasına altın ve gümüş dağları istemeyiz. Yeşil dağlar, altın dağlarla birdir” yaklaşımı yaşama geçirilmeli, kaynak tasarrufu ve çevre korumayla ilgili temel hükümet politikasında ısrar edilmeli, ekolojik çevreye insan hayatıyla eş değer verilmelidir; dağlar, sular, tarlalar, göller ve yaylalar sistemi bir bütün olarak planlanıp, en katı ekolojik çevreyi koruma kuralları ile korunmalıdır. Çevreye dost yeşil kalkınma modeli ve sade, düşük karbonlu yeşil yaşam tarzı oluşturulmalıdır. Çin uygar gelişme yolunu izlemeli, üretimi geliştirmeli, halkın yaşamını zenginleştirmeli, onlara güzel ve ekolojik ortam ve sağlıklı üretim ortamları sağlamalı, bunlarla birlikte küresel ekolojik güvenliğe katkı sağlamalıdır.
15. Beş yıllık planda yer alan ‘Güzel Çin’ ve ‘Halkın Yaşam Kalitesini Yükseltmek’ amaçları da bu paradigmanın istikrarlı bir biçimde sürdürüleceğini göstermektedir.
Bu açıklamalarda yer alan ‘ekolojik çevreye insan hayatıyla eş değer vermek’, ‘yeşil yaşam tarzı’, ‘en katı ekolojik çevreyi koruma kuralları’ kavramları oldukça önemli ve uzgörülü. Böylece herşey insan için, daha çok ve daha hızlı yaşam, sözde çevrecilik, yeşil dağları yok eden altın madenciliği gibi düşünceler çöpe!
Kapitalizmin doğurduğu bunalımın bir boyutu da ekolojik. Bunun neden olduğu yitimlere dayalı tinbilimsel durum olan ‘ekolojik keder (ecological grief)’ ve buna yol açan ‘eko-kaygı (eco anxiety)’ günümüzde çok yaygınlaştı. O halde bu çözüm çok önemli!
ÇİN DÜNYANIN EN FAZLA KARBON SALIMI YAPAN ÜLKESİ Mİ SAHİDEN?
Çin Dünya’nın en fazla karbon salımı (13.124.727.993 Ton, 13.124 megaton yani toplamın yüzde 33,12’si) yapan ülkesi durumundan çıkmak için oldukça köktenci plan ve uygulamalar gerçekleştiriyor. Son bir yılda dünyanın geri kalanının toplamından fazla güneş paneli ve rüzgar türbini kurmuş. 2030 enerji planında yaklaşık 3 trilyon dolarlık yatırımda rüzgar ve güneş enerjisinin ana bölüm olması planlanmış. Bu arada ikinci en fazla karbon salımı yapan da ABD (4.600 Megaton yani yüzde 11,69).
Bir de kişi başına kıyaslama yapalım. Çin’de kişi başına ortalama 9,13 ton karbondioksit; ABD’de kişi başına 13,5-14 ton. Daha yüksekleri de var, örneğin Katar :45,33 ton/kişi. Bu analiz başka bir perspektif sunuyor değil mi!
Bilirsiniz, yalanlar üçe ayrılırmış: pembe yalan, kuyruklu yalan, istatistik kılıfında yalan! Sayılama çalışmalarında hangi perspektifle bakıldığı yorumu ve giderek yargıyı etkiliyor, belirliyor.
COP 31
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen en üst düzey küresel iklim zirvesi (Türkiye-Antalya’da yapılacak olan) COP 31 hazırlıklarına devam ediliyor. 196 ülkeden 120’ye yakın devlet ve hükümet başkanı ve 400’ün üzerinde bakanın ve günlük yaklaşık 100 bin ziyaretçinin katılımı bekleniyor. Konferansın temel odak noktalarının İklim finansmanı ve NDC (Ulusal Katkı Beyanları) 3.0; su ve gıda güvenliği, sıfır atık yaklaşımı olması planlanmış.
Son günlerde Çevre Bakanımız Murat Kurum ile Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol Londra’da bir araya geldiler. Birol’un yaptığı açıklamaya göre üç öncelikli stratejik konu saptanmış:
Elektriğin toplam enerjideki payını yüzde 20’lerden 2035’e dek yüzde 35’e çıkarmak: Yapay zeka için gerekli veri merkezlerinin enerji oburluğu / Satılan her 100 arabanın 30’u elektrikli olmasının etkisi / Klima aygıtlarındaki istemin artışı –ABD’de her 100 evin 90’ında klima varlığı-
2035’e dek atık oranını yarıya indirmek: Deloitte ve Amsterdam merkezli sivil toplum kuruluşu Circle Economy’nin hazırladığı ‘Değer Açığı’ adlı rapora göre her yıl küresel üretimin dörtte biri (yaklaşık 25,4 trilyon Avro) kayıp oluyor. Bu kayıplar işleme kayıpları (0,9 trilyon avro), enerji kayıpları (8,7), gıda kayıp ve israfı (0,7), ömrünü tamamlamış ürün atıkları (10), sabit sermaye tüketimi (5,2).
Atıkların önlenmesinin emisyonun azalamasına da etkide bulunması bekleniyor.
Afrika’daki temiz yemek pişirme hedefi: Her 5 aileden dördünün yemek yaparken odun ve tezek kullanımı kadınlarda solunum yolu hastalıklarına yol açarak ölümlere (her yıl Afrika’da 500 binin üstünde kadın ölümüne) neden oluyor.
Murat Kurum’un açıklamalarında enerji başlığında 5 temel öncelik öne çıkıyor: Temiz enerji dönüşümü / Sıfır Atık ve metan azaltımı / İklime dirençli kentler / İklim eylemi uygulama mekanizması / Yeşil sanayileşme.
ÇİN – TÜRKİYE İŞBİRLİĞİ OLANAKLARI
Çevre Bakanımız Murat Kurum Pekin’de Konut ve Kentsel-Kırsal Kalkınma Bakanı Ni Hong ve ve Çin Ekoloji ve Çevre Bakanı Huang Runqiu ile 12-14 Mayıs tarihlerinde bir görüşme yaptılar. Toplantıdan oldukça verimli kararlar çıkmış. Bu olanakları başlıklar halinde ele alalım.
a) İklim finansmanı ve yatırımlar: Asya Altyapı Yatırım Bankası ve İpek Yolu Fonu gibi uluslararası Çin sermayeli kuruluşların Türkiye’nin yeşil dönüşüm ve çevre altyapı projelerine fon sağlaması,
b) Enerji dönüşümü ve yenilenebilir enerji: Çin Enerji Mühendislik Grubu gibi küresel şirketlerle rüzgar, güneş, yeşil hidrojen ve enerji depolama alanlarında ortak yatırımların ele alınması,
c) Akıllı şehirler ve Afet konutları: Kentleşme ve konut politikalarında afetlere dirençli, yaşam kalitesi odaklı ve akıllı şehirler inşasına dair deneyimlerin paylaşıldığı ortak çalışma
d) Yeşil Teknoloji transferi: Elektrikli araç altyapısı, sanayide karbon salımını azaltıcı yeşil teknoloji transferi ve döngüsel ekonomi.
SONSÖZ
İnsan doğa uyumunu esas alan yaşam kalitesi paradigmasını dünyada egemen kılacak Asyagil ittifak için Türkiye ve Çin birlikte öncülük yapabilirler!
(*): Bu yedi stratejinin diğerleri şöyle: Ülkeyi bilim ve eğitimle canlandırma stratejisi / Ülkeyi yetenekli bireylerle güçlendirme stratejisi / Yenileşime dayalı kalkınma stratejisi / Kırsal kesimleri canlandırma stratejisi / İleri ve geri bölgeleri eşgüdümlü kalkındırma stratejisi / Ulusal savunma gerekleri ve askeri ve sivil ekonominin uyumlaştırılması, bütünleştirilmesi.