Büyük güç zirvelerinde asıl pazarlığın kapalı kapılar ardında yürüdüğü doğrudur; ancak bu pazarlığın hangi atmosferde, hangi imgelerle ve kimin anlatısıyla kamuoyuna ulaşacağı da en az masadaki metin kadar önemlidir. Xi Jinping ve eşi Peng Liyuan, 23–25 Eylül 2026 tarihleri arasında ABD’ye bir devlet ziyareti gerçekleştirdiler. Bu ziyaret, Trump’ın Mayıs 2026’daki Çin ziyaretine karşılık olarak tarafların üçüncü defa bir araya geldiği üst düzey bir buluşma oldu. Küresel sistemde yeni merkezlerin ortaya çıktığı ve çok kutupluluk söylemlerinin giderek arttığı bir dönemde, yeni diplomatik hamlelerin görülmesi son derece önemlidir. Bu dönemde devletlerin uluslararası konumlarını hangi diplomatik araçlarla temsil ettikleri de önem kazanmaktadır. Bence bu ziyarette en çok dikkat çeken konu, first lady diplomasisi oldu. Büyük güçler masaya otururken yumuşak gücün de arka planda konuştuğunu söyleyebiliriz.

Uluslararası alanda güç, farklı kaynakları ve etki biçimleriyle birlikte ele alınmalıdır. Devletlerin askerî ve ekonomik kapasiteleri kadar, diğer aktörlerin algılarını etkileyebilme ve kendi politikalarına yönelik kabul oluşturabilme becerileri de uluslararası konumlarını şekillendirir. Joseph Nye’ın yumuşak güç kavramsallaştırması, bu noktada açıklayıcı bir çerçeve sunmaktadır. Nye’a göre kültürün çekiciliği, siyasi değerlere bağlılığın inandırıcılığı ve dış politikanın meşru görülmesi, bir ülkenin yumuşak güç kaynaklarını oluşturur. Dolayısıyla gücün uluslararası ilişkilere yansıması, devletlerin sahip oldukları kapasitenin nasıl algılandığı ve ne ölçüde güven ürettiğiyle de bağlantılıdır (Nye, 2008). First lady diplomasisi, bu çerçevede, yumuşak güç kaynaklarının lider eşlerinin kişisel birikimleri ve kamusal rolleri üzerinden diplomatik ilişkilere taşındığı bir uygulama alanı olarak değerlendirilebilir. Kavramsal olarak daha dar ve aktör odaklı olan bu alan, kamu diplomasisinin kişisel temsil boyutunu görünür kılar.

First Lady Diplomasisi

Lider eşlerinin mesleki geçmişleri, toplumsal çalışmaları ve yabancı kamuoylarıyla kurdukları temaslar, temsil ettikleri ülkeye ilişkin algıları etkileyebilecek imkânlar sunar. Jian Wang’ın Peng Liyuan üzerine değerlendirmesi de first lady faaliyetlerini, ülkeler arasında yapıcı ilişkilerin geliştirilmesine elverişli bir toplumsal ortam oluşturma işleviyle ilişkilendirmektedir (J. Wang, 2014). Bu diplomatik rolün somut karşılığı, ikili ilişkiler bağlamında daha belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır. Devlet ziyaretleri sırasında gerçekleştirilen kültürel programlar, eğitim kurumlarıyla kurulan temaslar ve sosyal projelere ilişkin faaliyetler, iki ülke toplumlarının birbirlerini daha yakından tanımalarına ve ortak ilgi alanlarının görünürlüğünü artırmalarına katkı sağlayabilmektedir. Özellikle siyasi rekabetin yoğun olduğu ilişkilerde bu tür temaslar, resmî diplomatik kanalların ötesinde karşılıklı iletişimin sürdürülebileceği alanları genişletme potansiyeline sahiptir. Ning Wang, “First Lady Diplomacy” and the Construction of National Image başlıklı çalışmasında Peng Liyuan ile Amerikalı mevkidaşı Michelle Obama’nın kamusal ve diplomatik faaliyetlerini karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Wang’ın analizi, first lady diplomasisinin ulusal imajın inşasındaki rolünü ortaya koyarken, bu uygulamanın Çin açısından Trump dönemiyle sınırlı ve yeni bir olgu olmadığını da göstermektedir. Dolayısıyla first lady diplomasisi ekseninde Çin’in deneyimi, daha önceki dönemlere uzanan ve Peng Liyuan’ın faaliyetleriyle görünürlük kazanan süreklilik arz eden bir diplomatik pratik olarak değerlendirilmelidir. Çok taraflı ilişkilerde ise bu rol, uluslararası kuruluşlarla yürütülen çalışmalar ve belirli küresel meseleler etrafında geliştirilen iş birlikleri üzerinden şekillenir. Peng Liyuan’ın 27 Mart 2014’te UNESCO’nun kız çocuklarının ve kadınların eğitiminin geliştirilmesi alanında özel elçisi olarak görevlendirilmesi, bu boyutun somut örneklerinden biridir. UNESCO’nun faaliyetleri kapsamında Peng’in eğitim hakkına ilişkin farkındalığı artırması, uluslararası toplantılara katılması ve farklı ülkelerdeki uygulamaların paylaşılmasına katkı sağlaması öngörülmektedir. Bu örnek, kişisel tanınırlığın uluslararası bir kurumun gündemiyle birleşerek ortak çalışma alanları oluşturabilmesi açısından önemlidir. Aynı zamanda bir ülkenin, küresel sorunların çözümüne katkı sunan aktör olarak temsil edilmesine imkân sağlayabilir.

Verilen Mesajlar

Bence bu ziyarette üzerinde durulması gereken ilk konu, Peng Liyuan ile Melania Trump’ın karşılıklı temaslarında sergiledikleri dengeli, ölçülü ve nazik tutumdur. Büyük güçlerin ilişkilerinde davranışların da diplomatik bir karşılığı vardır. Muhatabına gösterilen ilgi, konuşmanın sürdürülme biçimi ve birlikte geçirilen zaman, devletlerin birbirlerini nasıl konumlandırdıklarına ilişkin mesajlar taşır. Melania’nın Peng’i kültürel bir programda ağırlaması ve iki ismin sanat ve eğitim etrafında ortak bir görünürlük oluşturması, bu açıdan önemlidir. Beyaz Saray’ın açıklamasında da kültürün toplumları ve kuşakları birbirine yaklaştırma işlevinin vurgulanması, programın temsil boyutunu ortaya koymaktadır. Washington’daki program, first lady diplomasisinin büyük güçler arasındaki temsil ve tanınma mücadelesine nasıl eklemlendiğini göstermektedir.

Peng’in Melania ile tercümansız İngilizce sohbet etmesini son derece önemli buluyorum. Bence Çin açısından asıl dikkat çekici nokta, bu dil becerisinin ulusal kimliğin temsiliyle birlikte görünür olmasıdır. Peng’in Çin kültürünü öne çıkaran kamusal görünümü, İngilizce iletişim kurabilmesiyle birlikte kültürel özgünlük ve uluslararası etkileşimin birlikte yürütülebileceği bir temsil sunmaktadır.

Nitekim sert siyasi gündem devam ederken karşılıklı saygının korunabildiğini göstermek, ilişkinin bütünüyle çatışma dili tarafından belirlenmesini sınırlandırmaya yönelik bir imkândır. Peng’in bu çerçevedeki önemi, Çin’in kendinden emin, iletişime açık ve muhatabıyla ilişki kurabilen bir aktör olarak temsil edilmesine katkı sunmasıdır. Melania’nın ev sahipliği de bu görüntünün oluşmasında pay sahibidir. Böylece Pekin’in vermek isteyebileceği yakınlık mesajı, karşı taraftan gelen nezaketle karşılık bulabileceği bir ortam kazanmıştır. Kısacası, Melania’nın ev sahipliği, Peng’in sunduğu yakınlık mesajının karşılıklı bir diplomatik temas içinde görünürlük kazanmasına katkı sağlamıştır. Bu açıdan first lady diplomasisinin uluslararası sistemdeki ağırlığı, kişisel görünürlüğün diplomatik ilişkilere nasıl taşındığı üzerinden okunmalıdır. İkili ilişkilerde karşılıklı tanınmayı destekleyen temaslar, çok taraflı düzeyde kurumsal iş birliğine ve ortak bir gündem oluşturma çabalarına dönüşebilir. First Lady diplomasisinin stratejik değeri, kişisel temsil ile devletin uluslararası ilişkileri arasında kurabildiği bağda ve bu bağın sürdürülebilir bir iş birliğine dönüşebilmesinde ortaya çıkmaktadır.