Epstein davası gündemdeki ağırlığını koruyor. Ancak dava daha çok Trump’ın siyasi kariyerini sonlandırma potansiyeli veya Cumhuriyetçilerin, Demokratlar üzerinde bir şantaj aygıtı olmanın ötesine geçemedi. Fakat bu dava bunların da ötesinde tartışılması gereken bir konu. Yalnız burada bir parantez açmak gerekiyor. Epstein’ın adasına giden, onun misafiri olan veya onunla arkadaşlık etmiş herkesi suçlu gibi göstermek doğru değil. Epstein özellikle adaya çok farklı insanları davet ederek, yaptığı işleri kamufle etmek istemiş de olabilir. (Noam Chomsky’nin de bu gruptan olduğunu düşünüyor ve böyle olmasını umut ediyorum.) Yazı da zaten işin bu magazinsel boyutunu değil sistemsel boyutunu işleme çabasıyla yazıldı.

ABD yargısı Epstein’a reşit olmayan kızlarla para karşılığı cinsel istismar suçu ve fuhuş ağı kurduğu gerekçesiyle 2005 yılında dava açmıştı. Polis soruşturmasında 30’dan fazla mağdur tespit edildi. Ancak Epstein, avukatlarının savcılıkla yaptığı “gizli anlaşma” neticesinde, neredeyse hapis bile yatmadan kurtulmuştu. Üstelik bu gizli anlaşma, ABD yasalarına aykırı olarak, mağdurlara haber verilmeden yapıldı. Tahmin etmek zor değil. Epstein gibi birinin, hem Demokratlardan hem Cumhuriyetçilerden onlarca, belki de yüzlerce hatırlı dostu vardır. Yine bu hatırlı dostlar sayesinde, (belki de bu hatırlı dostlarla birlikte) yukarıda sözünü ettiğimiz suçları ve yine belki de hiç aklımıza gelemeyecek başka suçları da işlemiş olabilir. Ta ki 2019 yılında tekrar tutuklanıncaya kadar. Epstein davasıyla dünyanın en büyük sermayedarlarının ve elitlerinin, hukuksuzluğun ve ahlaksızlığın tam da ortasında yer aldığına şahit olduk. Çoklukla bizim liberal çevrelerimizin de “demokrasi ve hukukun beşiği” saydığı devletin, çıkarları ile çatıştığında demokrasiyi de hukuku da nasıl manipüle ettiğini veya yok saydığını gördük, görüyoruz. ICE ajanlarının sorgusuz sualsiz öldürdükleri masum insanlar, İsrail’i protesto edenlerin sosyal medya hesaplarına bakılıp sınır dışı edilmeleri de, demokraside geldikleri son nokta.

Bugün ABD yargısının yapmak istediği, Epstein davasındaki mağdurları korumak değil. Bu kötülük ağına takılmış sermayedar ve elitler arasından bazılarını kurban vererek, asıl suçluyu gizlemektir. Bugüne kadar davanın işleyişi ve kamuoyunda tartışılma biçimi bunu göstermektedir.

Şöyle düşünelim; Dünya üzerinde bizim ülkemiz dahil pek çok ülkede pedofili veya pedofili yatkınlığı olan yüzlerce insan olabilir. Başka insanlara acı çektirmek isteyen, yüzlerce sadist olabilir. Ama bunlar bir araya gelip, örnekte olduğu gibi bir ada satın alamıyorlar. Malikaneler satın alıp uçak filoları ile “misafir” ağırlayamıyorlar. Organize bir kötülük olamıyorlar. Bu organize kötülük başta ABD olmak üzere, hükümetler tarafından korunmuyor.

Suçlular gizlenmiyor. Epstein davasının sorunu tam da bu. Sorun sanki, pedofili bir adam olan Epstein’ın, fantezilerini birkaç zengin züppe ile gerçekleştirmiş olması gibi gösteriliyor. Oysa asıl çıkarılması gereken sonuç bu küresel elitlerin oluşturduğu sömürgeci sınıfın, tüm dünyayı kendi malları-metaları olarak görmesi. Bu meta bazen bir çocuk bedeni, bazen bir ülkenin yer altı kaynakları olabiliyor. Bu sınıf için, ikisinin birbirinden farkı yok. Sonuçta onlar kendilerini tüm bu küresel düzenin sahipleri olarak görüyorlar. Bu düzen içindeki insanların, toplumların, ülkelerin üzerinde, hak ve söz sahibi olduklarını düşünüyorlar. Haksız da değiller hani. Çünkü içinde bulunduğumuz kapitalist küresel sistem, tüm bunlara ne yazık ki olanak sağlayabiliyor. Başta ABD olmak üzere kimi ülkelerde, hükümetlerde, siyasi partilerde, medyada, akademide tahmin ettiğimizin çok daha ötesinde bir güce sahipler.

Pekiyi nereden geliyor bu güç? Yanıtı Epstein üzerinden bulalım. Epstein bir finans danışmanıydı. Ancak herhangi bir finans danışmanı da değildi. O dünyanın en büyüklerine danışmanlık yapanlardan birisiydi. Trump’tan Bill Gates’e, İngiltere Kraliyet Ailesi’nden büyük fon yöneticilerine kadar pek çok küresel elite danışmanlık hizmeti veriyordu. Hem çok kazandırıyor, hem de çok kazanıyordu. Epstein’ın hangisine ne kadar kazandırdığını bilmiyoruz. Ancak sayıları 3000 civarından olan bu süper zenginlerin kazançlarını, Oxfam International İcra Direktörü Amitabh Behar, son Davos toplantısında şu şekilde açıkladı. “Son 12 ayda dünya genelindeki milyarderlerin servetlerine 2,5 trilyon dolar daha eklendi. Toplam servetleri 18,3 trilyon dolarla rekor seviyesine ulaştı. Bu artış, önceki beş yıllık ortalamadan üç kat daha hızlı. Sadece geçen yıl biriken bu 2,5 trilyon dolar, dünyadaki yoksulluğu 26 kez kökten bitirmeye yetecek bir kaynaktır."

Sonuç olarak Epstein ve onunla beraber bu kötülükleri yapanların gücünün nereden geldiği açıkça ortada. Bu güç paradan ve onun sahibi olduğu bu sistemden geliyor. İnsanın insanı sömürüsü üzerine kurulu olan, kapitalist sistemden geliyor. Parası olanın haklı olduğu, parası olanın güçlü olduğu ve güçlü olanın yine haklı olduğu bu sistemden geliyor. Epstein bugün her toplumda yüzlerce benzerini bulabileceğiniz bir insandı. Ne ilk olacak ne de son. Ancak Epstein’ın bu skandalın sebebi değil, sonucu olduğunu kavramalıyız. Sebep ise her türlü sömürünün kaynağı olan ve beraberinde çürümeyi de getiren bu sistem.