Elbette ki bu sorunun yanıtı hayır. Ancak eli kanlı katil Netanyahu, İsrail’i ziyaret eden Hindistan Başbakanı Modi’ye, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Hayfa Cephesinde Osmanlı kuvvetlerine karşı savaşan Hint askerlerine atıf yaparak teşekkür etti: “Yardımlarınızı asla unutmayacağız,” dedi. Hatta bir ara o kadar gaza geldi ki, Hintli komutanların cephe kaybedildiğinde hayatlarını hiçe sayıp ileri atıldıklarını anlatan bir hikâye uydurdu. Yalan diyorum; çünkü Hintliler İngiliz ordusunda asla subay olamazlardı.

İngiltere’nin Hindistan’ı sömürüsü, dünya tarihinde sömürgeciliğin en kanlı ve en vahşi örneklerinin başında gelir. On sekizinci yüzyılın ortalarında başlayan doğrudan sömürü, iki yüzyıl boyunca devam etti. Bugün hâlâ dolaylı yollarla devam ediyor. Hindistan, İngiliz sömürüsü başlamadan önce dünya ekonomisinin %25’ine sahipti. Aynı Hindistan, doğrudan İngiliz sömürüsü sona erdiğinde dünyanın en fakir ülkelerinden biri hâline geldi. Sömürgeciler, Hindistan’ın geleneksel üretim araçlarını yok etmekle kalmayıp, Hint dokumacıların ellerini kesecek kadar ileri gitmiştir. Sömürgecilik bununla da yetinmeyip, İngiltere’nin dünyanın dört bir yanındaki çıkarlarını korumak için milyonlarca yoksul Hintliyi zorla askere almıştır. Bu dönemde milyonlarca Hintli hayatını kaybetmiştir. Şanslı olanlar ise ülkelerinden on binlerce kilometre uzakta, adeta mucize kabilinden hayatlarına devam edebilmişlerdir.

Bu konuyla ilgili iki ilginç örnek var. İngilizler ve Avrupalı sömürgeciler Latin Amerika kıtasına o kadar gözü dönmüş bir biçimde saldırmıştır ki, yerli halkların önemli bir bölümü hayatını kaybetmiştir. İşte bu sebeple başta Afrika olmak üzere dünyanın farklı yerlerindeki sömürgelerinden köle getirmek zorunda kalmışlardır. Hindistan da bu sömürgelerden biridir. Bugün Latin Amerika’da Guyana ve Trinidad ve Tobago’nun devlet başkanları, Hint kökenli bu kölelerin torunlarıdır. “Üzerinde güneş batmayan imparatorluk” kavramı da, bu kölelerin kanı üzerinde kurulmuş, dünyanın dört bir yanındaki sömürge ülkelerini kast etmektedir.

İngilizler için, başta Hindistan olmak üzere Asya’daki sömürgelere erişim yolları çok önemliydi. Bu sebeple çözülme dönemine giren Osmanlı İmparatorluğu’nda bulunan ve bu yolun tam kalbinde yer alan Orta Doğu, İngilizler için hayati önemdeydi. İşte bu nedenle İngiltere Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaş açmış ve savaşta dünyanın dört bir yanında bulunan sömürgelerinden getirdiği bu askerleri kullanmıştır. Netanyahu’nun İsrail meclisinde teşekkür ettiği Hintli askerler işte bu askerlerdir. Ancak bu askerlerin bırakın İsrail devletini, Yahudilik diye bir dinden bile haberleri yoktu muhtemelen. Orada da zorla tutuluyorlardı; tıpkı Çanakkale cephesine gelmiş Anzaklar gibi.

Kurtuluş Savaşı’nda özellikle Müslüman olan askerlerin taraf değiştirme hikâyeleri hâlâ kulaktan kulağa anlatılır. Uzun lafın kısası, hiçbir sömürge askeri, sömürgecisinin çıkarları için burada değildi. Netanyahu da tüm bunları bilecek kadar zekidir. Onun bugün Hindistan’ın yer yer ırkçılığa kayan, Müslüman düşmanı politikalarıyla anılan başkanı Modi’ye gösterdiği ilgi ve alaka bugünkü menfaatleriyle ilgilidir. Modi ve Netanyahu’nun çıkarları bugün ortaktır; çünkü ikisi de artık aynı sınıfta yer almaktadır. Ancak fakir ve yoksul Hintlilerin çıkarı asla ne İngilizlerle ne de İsrail ile çakıştı. Tam tersi oldu. Netanyahu’nun teşekkür etmesi gereken kişi, Balfour Deklarasyonu’nun önünü açan ve en büyük savunucularından biri olan Churchill olmalıdır. Tarihte var olmayan bir devleti, Orta Doğu’da çıkarlarını korumak adına Filistin’i işgal ederek kuran İngilizler olmalıdır.

Biz, modern sömürgeciliğe yani emperyalizme karşı bağımsızlığını kazanan ilk ülkelerden biriyiz. Anadolu, köleleştirilmek için işgal edildiği yıllarda, sömürgecilerin getirdiği Hintli askerleri anımsıyoruz. Ama Netanyahu’nun anlatılarındaki gibi değil; vatan şairimiz Nâzım Hikmet’in dizelerindeki gibi, Kuvâyi Milliye Destanı’ndaki Kambur Kerim’in hikâyesindeki gibi…

Dayısı sürmeğe gittiği günler şimendiferi

Kerim'e ekmek vermediğinden teyzeleri

(çok uzun saçlı, ihtiyar iki kadın)

Hintli askerlerle dost oldu Kerim.

Bunlar

(şaşılacak şey)

Türkçe bilmeyen

ve siyah sakalları, siyah gözleri parlak,

avuçlarının üstü esmer, içi ak

ve tel örgülerin üzerinden

Kerim'e bisküviti kutularla atan amcalardı.

Kocaman bir ambarları vardı,

Kerim içinde oynardı.

Ambarda nohut çuvalları, bakla, kuru üzüm,

(şaşılacak şey,

katırların yemesi için)

ve sonra cephane sandıklarıyla silahlar.

Bir gün dedi ki makinist dayısı Kerim'e :

«Ambardan silâh çalıp bana getir,

gâvura karşı koyan zeybeklere göndereceğim.»

Ve ambardan silâh çaldı Kerim :

bir

bir tane daha

beş

on.

Aldattı Hindistanlı dostlarını

zeybekleri daha çok sevdiğinden…