Çin'in Batılı bir güç ile ilk temasının Roma İmparatorluğu’yla olduğu söylenilir. M.S. 166'da Romalı tüccarlar Çin'e geldi. Çin imparatorluğu bu tüccarları aynı zamanda birer elçi olarak gördüler.
Çin'in Batı dünyası ile ilişkileri meşhur ticaret yolu İpekyolu çerçevesinde gelişti. Ticaret bu ilişkilerin temelini oluşturdu. Diplomasi bu ticari zemin üzerinden yükseldi.
Trump'ın uzlaşmaz tutumu ve Avrupa düşmanlığı, Avrupa'yı yeni arayışlara itti. 1945 sonrası kurulan yeni sistem Avrupa'yı kendi ayakları üzerinde durmak yerine ABD gibi güç merkezlerine yaslanarak politika izlemesini sağladı. Uzun yıllar hem güvenliğini hem siyasetini hem de ticaretini bir şekilde ABD'ye emanet etmiş olan Avrupa uğradığı hayal kırıklığı nedeniyle bir kez daha yaslanacağı yeni bir jeopolitik güç merkezi arayışı içerisine girmiştir.
Dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve çok kutuplu sistem söyleminin öncüsü ve Avrupa'nın en büyük ticaret ortağı Çin, Avrupa için yeni jeopolitik dayanak noktası olarak öne çıkmıştır. Davos zirvesinde Trump’ın Transatlantik ilişkilerine büyük darbe vuran konuşması ve açıkça Danimarka’yı ve Grönland’ı tehdit etmesi, Çin ile ilişkileri geliştirmeye çalışan Kanada’ya tarife silahını göstermesi Avrupa’nın yönünü Batı’dan Doğu’ya dönmesine neden olmuştur. Şu anda Avrupalı liderler için en popüler destinasyon Pekin olmuştur. Sekiz yıl aradan sonra bugün İngiltere Başbakanı Pekin’i ziyaret ediyor. Sırada Almanya da dahil AB’nin önemli üyeleri var.
Ancak bu yeni süreçte Avrupa korku ile güvenlik arasında bir çelişkidedir. Hem bir taraftan Çin ile yeni bir sayfa açmak isteyen bir Avrupa var ama aynı zamanda Çin'e karşı düşmanca söylemleri bırakmayan bir AB var. Hatırlanacağı üzere, son dönemde yeni güvenlik mimarisi ve politikası için AB’nin yayınlamış olduğu güvenlik raporlarında Çin, Rusya'yla beraber Avrupa için en büyük tehdit olarak gösterilmiştir.
Maalesef, Avrupa'nın tehdit algılaması Amerikan değerlendirmeleri ile şekillenmiş, bir bakıma AB, ABD’nin dümen suyunda gitmeye devam etmektedir. Bu durumda NATO’nun etkisi büyüktür. NATO'nun Avrupalı genel sekreteri Rutte’nin, NATO konusunda Avrupa’yı adeta tehdit ederek Avrupa'nın kendi başına bir nükleer şemsiye kuramayacak olmasına işaret etmesi bunun bir yansımasıdır.
Aslında, Avrupa’nın içinde yaşadığı çelişki Çinliler için önemli bir siyasi durumdur. Mao Zedung, Çin dış politikasının çelişki üzerine kurulu olduğunu söyler…
Mao, der ki; “Her şey çelişkilidir; çelişki olmadan hareket, değişim ve gelişme olmaz. Somut çelişkiyi çözmeden, doğru politika olmaz.”
Dolayısıyla Mao'nun bu yaklaşımı siyaseti “tek doğru yol” yerine değişken güç dengeleri üzerinden okuyan bir yaklaşımdır. Bu nedenle Mao Zedung, Çin dış politikasını çelişkiler üzerine kurulu olarak tanımlanmıştır. İşte bu nedenle Çin, kendisine düşmanca yaklaşan ABD ve AB’ye her zaman barışçıl bir şekilde yaklaşmıştır. Aradaki çelişki düşmanlığa karşı barıştır.
Xi Jinping’in ana çelişki tanımı ise özetle şöyledir:
Çin artık “yakalamaya çalışan” değil, model kuran bir güç ama ABD ile rekabet, teknolojik yarış, Jeopolitik baskılar çelişkileri sertleştirmektedir.
Xi Jinping için yeni dönemin ana çelişkisi şöyledir: Çin’in nicelikten niteliğe geçtiğini ilan eden; büyümeyi değil kontrollü, güvenli ve eşitlikçi kalkınmayı merkeze alan ideolojik bir çerçevedir. Bu yaklaşım kendisini dış politikada da göstermiştir. Bu nedenle AB ile ilişkileri gelişirken aradaki en büyük çelişki olan Çin’e karşı AB’nin negatif duygularını merkeze alan değil Çin’in önceliklerini merkeze alan bir politik yaklaşımdır.
1930’lardan beri çelişkilerin ele alınması Çin siyasetinde önemli bir yer edinmiştir. Her dönem bu çelişkiler farklı bir biçimde çıksa da Çin üstesinden gelmeyi bilmiştir. İşte bu nedenle Trump’ın her türlü düşmanlığına rağmen Çin-ABD ilişkileri bir şekilde hayatta kalmayı başarmış ve ilişkileri sürdürülebilmiştir. Geçtiğimiz yıl Güney Kore’de Busan’da Trump-Xi görüşmesi de bunun bir yansımasıdır. Benzer şekilde önümüzdeki Nisan ayında Trump’ın Pekin ziyareti bu bağlamda değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak Küresel politikadaki, çelişkileri ortadan kaldırma adına Xi Jinping, Dörtlü Küresel Girişim vizyonunu yani Küresel Kalkınma Girişimi Vizyonu, Küresel Medeniyet Girişimi Vizyonu, Küresel Güvenlik Vizyonu ve Küresel Yönetişim Vizyonunu sunmuştur.
Belirtmek gerekir ki Çin, AB için yeni bir ABD olmak istemiyor. Çin, AB’ye eşit bir zeminde karşılıklı fayda çerçevesinde kazan-kazan ilkesi doğrultusunda bir işbirliği eli uzatmaktadır. Çin, bu işbirliğini merkezinde güçlü bir BM’nin olduğu tek çelişkinin daha fazla kalkınma ve daha fazla barışın olduğu çok kutuplu bir dünyada gerçekleştirmek istiyor.