CGTN Türk Dış Haberler Servisi

Çin, 3 Eylül'de Çin Halkının Japon Saldırganlığına Karşı Direniş Savaşı ve Dünyanın Faşizme Karşı Savaşı'nda kazanılan zaferin 81. yıl dönümünü anıyor. 1937 yılında yaşanan 7 Temmuz olayı ülke çapına yayılan direniş ile başlayan ve 15 Ağustos 1945’te Japonya’nın tam teslimiyeti ile sona eren mücadelede hayatını kaybeden 35 milyondan fazla Çin vatandaşının anıldığı programlarda “adalet”, “barış” ve “halkın gücü” temaları ön plana çıktı.

Çin Halkının Japon Saldırganlığına Karşı Direnişi dünya tarihinin en önemli kırılma anlarından biri olarak kabul ediliyor. Zira bu mücadele sayesinde Japon emperyalizmi teslim alınırken, Tokyo yönetimi pasifist anayasayı kabul ederek küresel düzen açısından tehdit olmaktan çıkarıldı. Buna karşın son 4 yılda hızlanan Japonya’nın başta Asya bölgesi olmak üzere dünyadaki istikrarı bozacak şekilde yeniden militarizme dönüşü dikkat çekiyor.

Savaş sonrası sınırlar değişiyor

Japonya'nın askeri dönüşümünün temelini 2022'de kabul edilen üç stratejik güvenlik belgesi oluşturdu. Tokyo yönetimi bu süreçte savunma harcamalarını GSYH'nin yüzde 2'si düzeyine taşıma hedefi belirlerken, Japon Öz Savunma Kuvvetleri'nin geleneksel savunma anlayışının ötesine geçen “karşı saldırı kapasitesi” oluşturulmasına da kapı açıldı.

Bu dönüşüm artık yalnızca bütçelerde değil, Japonya'nın sahip olduğu silah sistemlerinde de görülüyor. Tokyo'nun ABD'den yaklaşık 400 Tomahawk seyir füzesi satın alma programı kapsamında ilk teslimatlar başladı. Temmuz 2026'da Japon destroyeri JS Chokai'den ilk Tomahawk test atışı gerçekleştirildi. Binden fazla kilometre uzaktaki hedeflere ulaşabilen sistemler, Japonya'nın uzun menzilli vurucu kapasite oluşturma stratejisinin merkezinde bulunuyor.

Seyir füzeleriyle de yetinmeyen Tokyo yönetimi, insansız hava, deniz ve sualtı araçlarını birlikte kullanacak yeni bir savunma mimarisi kuruyor. 2026 bütçesinde yalnızca “SHIELD” adı verilen insansız sistem mimarisinin geliştirilmesi için yaklaşık 100 milyar yen ayrıldı. Bakanlığın planlarında uzun menzilli “stand-off” silahları, hava ve füze savunması, insansız sistemler, yapay zeka ve komuta-kontrol altyapısı öncelikli alanlar arasında yer alıyor.

Silah ihracatındaki duvar da kalkıyor

Japonya'nın savaş sonrası güvenlik düzenindeki değişimin bir başka ayağını savunma sanayii oluşturuyor. Tokyo yönetimi 21 Nisan 2026'da Savunma Ekipmanı ve Teknoloji Transferine İlişkin Üç İlke'yi yeniden gözden geçirerek silah ve askeri teknoloji ihracatının önündeki kısıtlamaları daha da gevşetti.

Silah ihracatındaki dönüşüme Japonya'nın hızla büyüyen askeri bütçesi eşlik ediyor. Tokyo, 2022'de kabul ettiği beş yıllık programla savunma harcamalarını GSYH'nin yüzde 2'si düzeyine çıkarmayı hedeflerken, bu program uzun menzilli füzelerden mühimmat stoklarına, insansız sistemlerden hava ve füze savunmasına kadar geniş bir askeri kapasite artışını beraberinde getirdi. Üstelik eğilim beş yıllık programla sınırlı kalmıyor. Japonya Savunma Bakanlığı, 2027 mali yılı için 8,9 trilyon yenlik rekor bütçe talebinde bulundu.

81 yıl sonra militarizm yeniden yükseliyor

Japonya'nın uzun menzilli saldırı kapasitesi oluşturması, askeri harcamalarını rekor seviyelere çıkarması, silah ihracatının önündeki engelleri kaldırması ve savaş sonrası dönemde kendisine çizilen askeri sınırları aşındırması, Asya'da Japon militarizminin yeniden yükseldiğine ilişkin endişeleri haklı olarak güçlendiriyor.

Sahte bayrak tartışmaları ve manidar zamanlama: Almanya “Rus tehdidine“ neden ihtiyaç duyuyor?
Sahte bayrak tartışmaları ve manidar zamanlama: Almanya “Rus tehdidine“ neden ihtiyaç duyuyor?
İçeriği Görüntüle

Seksen bir yıl önce Japon militarizminin yenilgisi Asya'nın en kanlı dönemlerinden birini sona erdirmişti. Bugün Tokyo yönetimi aynı tarihsel koşullarda ya da aynı siyasi sistem altında değil; ancak savaş sonrasında Japonya'yı askeri güç olmaktan uzak tutmak için oluşturulan sınırlar birer birer ortadan kaldırılıyor. Asya'nın tarihsel hafızası düşünüldüğünde yüzlerce uzun menzilli füze, rekor askeri bütçeler ve büyüyen silah ihracatı yalnızca “savunma politikasındaki değişim” olarak görüleme