Aslı Ağırdil
Gazze’deki soykırım, Batı Şeria’da işgal ve ilhak adımlarıyla genişliyor. İsrail 27 Ekim’de seçimlere hazırlanırken Netanyahu hükümeti, Filistin topraklarındaki baskıyı her geçen gün artırıyor.
İsrail, işgal altındaki Batı Şeria’nın yüzde 42’sini kontrol altında tutarken yerleşim ve yerleşim karakollarının sayısı 592’ye ulaştı. BM verilerine göre Filistinlilere yönelik can ve mal kaybına yol açan yerleşimci saldırıları ayda 200’ü aşıyor.
Bir yanda Gazze, diğer yanda Batı Şeria… İsrail sandığa giderken işgal politikası daha da sertleşiyor. Üstelik gerilim Lübnan’ın güneyine uzanırken İran’a yönelik tehditler de sürüyor.
Peki Batı Şeria’da halk ne yaşıyor? İsrail seçimleri bu politikayı nereye taşıyacak? Filistin Halk Partisi Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Dr. Aqel Taqaz, son gelişmeleri CGTN Türk’e değerlendirdi.
İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak süreci hız kazandı
Dr. Aqel Taqaz, bu yıl ekim ayı sonunda yapılması planlanan İsrail seçimlerinin en önemli gündem maddelerinden birinin Batı Şeria olacağını söyledi.
Taqaz, “Netanyahu’nun ‘Büyük Orta Doğu’ ve ‘Büyük İsrail’ planını açıklamasının ardından İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etme süreci hız kazandı. Bu süreç, uluslararası hukuk, BM kararları, iki devletli çözüm ve Filistin halkının hakları hiçe sayılarak ilerliyor. Netanyahu ve müttefiklerinin politikası ise Filistinlileri kendi topraklarından çıkarmayı hedefleyen bir çizgiye doğru ilerliyor.” dedi.
Gazze’de yaşanan kitlesel ölümlerin dünya kamuoyunun gözü önünde gerçekleştiğini belirten Taqaz, “Batı Şeria’daki gelişmeler ise medyanın Gazze ve Lübnan’daki savaşa yoğunlaşması nedeniyle büyük ölçüde gözlerden uzak kaldı. Batı Şeria’daki gerilim son altı ayda, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaşla birlikte daha da tırmandı.” ifadelerini kullandı.
“İlhak planında somut adımlar atılmaya başlandı”
Planın fiilen uygulanmasına yönelik atılan adımlara da değinen Taqaz, “Planın uygulanmasına binlerce yeni yerleşim biriminin inşasına onay verilmesiyle başlandı. Ardından Oslo Anlaşmaları kapsamında ‘C Bölgesi’ olarak tanımlanan alanlar İsrail’in parçası ilan edildi ve ‘çoban yerleşimleri’ olarak adlandırılan yerleşimler yaygınlaştırıldı.” ifadelerini kullandı.
Taqaz, bu sürecin Batı Şeria’daki sonuçlarına ilişkin ise “Batı Şeria’nın geniş kesimleri, İsrail ordusunun koruması altında hareket eden ağır silahlı aşırılıkçı yerleşimcilerin kontrolüne geçti. Bu yerleşimciler Filistinli topluluklara her gün saldırıyor; mülklere zarar veriyor, evleri ve araçları ateşe veriyor, ağaçları kökünden söküyor ve Filistinlilerin kendi topraklarına ulaşmasını engelliyor.” dedi.
“Batı Şeria açık hava hapishanesine dönüştürüldü”
Taqaz, İsrail ordusunun askeri kontrol noktaları ve demir kapılarla Filistin kent ve köylerini birbirinden kopardığını, bu bölgeleri adeta açık hava hapishanelerine dönüştürdüğünü söyledi.
Batı Şeria genelinde sayısı 1.200’ü aşan demir kapı bulunduğunu belirten Taqaz, bu uygulamanın kent ve köyler arasındaki geçişi engellediğini, aynı zamanda bölgenin kuzeyi, güneyi ve merkezi arasındaki bağlantıyı da kestiğini ifade etti.
Taqaz ayrıca, İsrail ordusunun Filistin kent ve köylerine her gece baskınlar düzenlediğini ve her gün onlarca Filistinliyi gözaltına aldığını kaydetti.
“İsrail’de partiler Batı Şeria’yı ilhak yarışında”
Taqaz, İsrail’deki siyasi partilerin seçim programlarında en radikal vaatleri ortaya koymak, yerleşim faaliyetlerini genişletmek ve Batı Şeria’nın Yahudileştirilmesine en fazla desteği vermek konusunda adeta birbiriyle yarıştığını söyledi.
Partilerin bu toprakların İsrail’e ait olduğunu ve geri çekilmenin söz konusu olamayacağını savunduğunu belirten Taqaz, bir Filistin devletinin kurulmasının engellenmesinin de seçim vaatleri arasında yer aldığını ifade etti.
Taqaz, bu siyasi anlayışın söz konusu topraklarda yaşama ve kendi kaderini tayin etme hakkının yalnızca Yahudilere ait olduğunu savunduğunu belirterek, bu yaklaşımın Knesset’in yıllar önce kabul ettiği Yahudi Ulus-Devlet Yasası ile yasal zemine taşındığını kaydetti.
Bu kesimlere göre çözümün Gazze’deki Filistinlilerin Mısır’a, Batı Şeria’dakilerin ise Ürdün’e sürülmesi olduğunu aktaran Taqaz, bu yaklaşımın Filistinli mültecilerin haklarının reddedilmesini, UNRWA’nın yasa dışı ilan edilmesini, mal varlıklarına el konulmasını ve Batı Şeria’daki faaliyetlerinin engellenmesini de kapsadığını söyledi. Taqaz, UNRWA’ya ait tesislerin son savaş sırasında hem Gazze’de hem de Batı Şeria’da tahrip edildiğini belirtti.
“Seçimlerden sonra İsrail’in politikasında değişiklik beklenmiyor”
Kalandiya Mülteci Kampı’ndaki gelişmelere de değinen Taqaz, “25 Ağustos 2026’da Kudüs ile Ramallah arasında bulunan Kalandiya Mülteci Kampı’nda da aynı uygulama gerçekleştirildi. Kampa baskın düzenlendi, UNRWA’ya bağlı eğitim merkezinin faaliyetleri durduruldu ve binaya İsrail bayrağı çekildi.” ifadelerini kullandı.
İsrail’de hâkim olan aşırılıkçı siyasi atmosfere dikkat çeken Taqaz, “Seçim yarışı, Filistin halkının haklarını reddeden sağ ile aşırı sağ arasında geçiyor. Bu nedenle seçimlerin ardından İsrail’in siyasi tablosunda ciddi bir değişiklik beklemek mümkün görünmüyor.” dedi.
“Seçimler İsrail’in Filistin politikasını değiştirmeyecek”
Bu iki siyasi eğilime ilişkin Taqaz, “Bunlardan ilki, İsrail Komünist Partisi ile Barış ve Eşitlik için Demokratik Cephe’nin öncülük ettiği demokratik çizgi. Bu kesim, işgalin sona ermesini ve 1967 sınırları temelinde, başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını savunuyor. Diğer kesim ise Siyonist partilerle birlikte yönetime katılmayı hedefleyen İslami siyasi çizgiden oluşuyor.” ifadelerini kullandı.
Taqaz, seçimlerden sonra değişim beklentisine ilişkin ise “Tüm bu nedenlerle, İsrail seçimlerinin ardından mevcut durumda bir değişiklik yaşanacağını düşünmek bir yanılsamadan ibaret. Filistinliler bunu geçmişte onlarca kez deneyimledi.” dedi.
“ABD’nin politikasını seçimler değil, çıkarları belirliyor”
Taqaz, aynı durumun ister başkanlık ister ara seçimler olsun, ABD seçimlerinden bir değişim beklemek için de geçerli olduğunu söyledi. Bunun da bir yanılsamadan ibaret olduğunun görüldüğünü belirten Taqaz, ABD politikalarını belirleyen temel unsurun çıkarlar olduğunu ifade etti.
ABD’nin halkların haklarını, insan haklarını ve uluslararası hukuku hiçbir zaman gerçek anlamda önemsemediğini savunan Taqaz, Nekbe’den bugüne kadar geçen 88 yıl boyunca Filistin meselesine ilişkin onlarca Birleşmiş Milletler kararının Washington tarafından görmezden gelindiğini söyledi.
Taqaz, bu politikanın İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana Vietnam, Kore, Afganistan, Irak ve Suriye’de de sürdürüldüğünü belirtti. Aynı politikanın Gazze’deki imha savaşına ve İsrail’in Lübnan’daki savaşlarına destek verdiğini ve bunların üzerini örttüğünü ifade eden Taqaz, bugün ise Batı Şeria’da işgal güçleri ile yerleşimcilerin işlediği suçların meşrulaştırıldığını savundu.
“Avrupa onlarca yıldır ikiyüzlü bir politika izliyor”
Taqaz, Avrupa ülkelerinin tutumlarına da değinerek, “Avrupa’nın acınası tutumu ve onlarca yıldır sürdürdüğü ikiyüzlülük başlı başına ayrı bir tartışma konusu.” dedi.
ABD politikalarını izleyen diğer ülkeleri de eleştiren Taqaz, “Aynı durum, ABD politikalarını izleyen yakın ve uzak ülkeler için de geçerli. Bu ülkeler Gazze’deki imha savaşı sırasında etkisiz kaldı, İran’a karşı yürütülen savaşta ise suç ortaklığı yaptı.” ifadelerini kullandı.




