Çin'in yükselen değerleri: Yapay zeka, robotik ve biyoteknoloji
Çin'in yükselen değerleri: Yapay zeka, robotik ve biyoteknoloji
İçeriği Görüntüle

CGTN Türk Dış Haberler Servisi

Türkiye ile Çin arasında 4 Ağustos 1971'de kurulan diplomatik ilişkiler, 55 yıl sonra yalnızca iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin değil, Asya'nın batısı ile doğusu arasındaki stratejik bağlantının da en önemli başlıklarından biri haline geldi. 2010 yılında "Stratejik İşbirliği" seviyesine yükseltilen ilişkiler, son yıllarda ulaştırma koridorları, yatırım, teknoloji ve çok taraflı diplomasi ekseninde daha kapsamlı bir içerik kazandı.

İlişkilerde en dikkat çekici dönüşüm ekonomik alanda yaşandı. 1990'lı yıllarda sınırlı kalan ticaret hacmi, Çin'in küresel üretim merkezi haline gelmesi ve Türkiye'nin Asya ile ekonomik ilişkilerini çeşitlendirmesiyle birlikte hızla büyüdü. İki ülke arasındaki ticaret hacmi ilk kez 2000 yılında 1 milyar dolar seviyesini aşarken, takip eden çeyrek yüzyılda neredeyse kesintisiz artış gösterdi.

Resmi verilere göre ikili ticaret hacmi 2023'te 48,3 milyar dolar, 2024'te yine 48,3 milyar dolar olurken, 2025 yılında 52,9 milyar dolara yükselerek yeni bir eşiği geride bıraktı. Türkiye'nin Çin'e ihracatı yaklaşık 3,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken, Çin'den ithalat 49,6 milyar dolara ulaştı. Mermer, krom, bakır, bor ürünleri ve çeşitli madenler Türkiye'nin başlıca ihraç kalemlerini oluştururken; elektronik, telekomünikasyon ekipmanları, bilgisayar ve yüksek teknolojili ürünler Çin'den yapılan ithalatın omurgasını oluşturuyor.

Bu tablo Ankara açısından ticaret dengesinin iyileştirilmesi ihtiyacını gündemde tutsa da, aynı zamanda Çin'in Türkiye için vazgeçilmez ekonomik ortaklardan biri haline geldiğini de göstermekte. Son yıllarda tarım ürünlerinin Çin pazarına girişini kolaylaştıran yeni protokoller ile yatırım odaklı görüşmeler de bu dengenin iyileştirilmesine yönelik adımlar arasında yer alıyor.

Kuşak ve Yol ile Orta Koridor'un kesiştiği nokta

İlişkilerin stratejik boyutunu ise ulaştırma koridorları oluşturuyor. Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping'in 2013 yılında ilan ettiği Kuşak ve Yol Girişimi, Asya ile Avrupa arasındaki ticaret yollarını yeniden şekillendirmeyi hedeflerken, Türkiye de kendi Orta Koridor vizyonunu bu girişimle uyumlu hale getirme kararı aldı. Bu kapsamda 2015 yılında Türkiye'nin Orta Koridor Girişimi ile Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nin uyumlaştırılmasına yönelik mutabakat zaptı imzalandı. Bu sürecin kurumsal zemini ise 6 Kasım 2024'te Pekin'de gerçekleştirilen ilk Ortak Çalışma Grubu toplantısıyla güçlendirildi.

Orta Koridor'un önemi son yıllarda daha da arttı. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi, Kızıldeniz ve Süveyş hattındaki güvenlik riskleri ile Avrasya'daki jeopolitik değişimler, Türkiye'nin Avrupa ile Asya arasındaki lojistik merkez olma iddiasını güçlendirdi. Çin açısından Türkiye; Orta Asya, Kafkasya ve Avrupa'ya açılan kritik bir geçiş noktası olarak öne çıkarken, Ankara da Çin sermayesi, üretim kapasitesi ve lojistik ağlarından daha fazla yararlanmayı hedefliyor.

Diplomasi yalnızca ekonomiyle sınırlı değil

Türkiye ile Çin ilişkileri son yıllarda yalnızca ticaret üzerinden tanımlanmıyor. Her iki ülke de çok kutuplu uluslararası sistem tartışmalarında daha görünür hale gelirken, uluslararası kurumların mevcut yapısının reforme edilmesi gerektiğini savunuyor. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere küresel yönetişim mekanizmalarının günümüz güç dağılımını yansıtmadığı yönündeki eleştiriler, Ankara ile Pekin'in zaman zaman benzer söylemler geliştirdiği alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Her iki ülke de gelişmekte olan ekonomilerin küresel karar alma süreçlerinde daha fazla temsil edilmesini savunurken, Küresel Güney ülkeleri arasında işbirliğinin artırılmasını destekliyor.

Bu nedenle Türkiye ile Çin arasındaki temaslar yalnızca ikili gündemlerle sınırlı kalmıyor; G20, Birleşmiş Milletler ve Şanghay İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda da yeni diyalog alanları oluşturuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping son yıllarda birçok uluslararası zirve kapsamında bir araya gelirken, 2025 yılında Tianjin'deki Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi de bu temasların son halkalarından biri oldu.

Bununla birlikte ilişkilerde yeni dönemin en dikkat çekici diplomatik adımlarından biri ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Haziran 2024'te gerçekleştirdiği Pekin, Urumçi ve Kaşgar ziyaretleri oldu. Fidan, ziyaret boyunca ekonomik işbirliği, ulaştırma koridorları, yatırım ve bölgesel istikrar başlıklarını ön plana çıkarırken, Türkiye'nin Asya açılımına verdiği önemi vurguladı. Fidan’ın ziyareti sırasında Türkiye’nin BRICS’e üyelik yönünde verdiği mesajlar da dikkat çekici anlar olarak hafızalarda yer etti.

Yeni işbirliği alanı: Yapay zekâ ve yeşil dönüşüm

Türkiye ve Çin arasındaki işbirliğinin gelecek potansiyeli de dikkat çekici bulunuyor. Çin, elektrikli araçlar, batarya teknolojileri, güneş panelleri, rüzgâr enerjisi ekipmanları ve akıllı üretim sistemlerinde dünyanın en büyük üreticilerinden biri konumunda bulunuyor. Türkiye ise Avrupa pazarına yakınlığı, gelişen sanayi altyapısı ve enerji dönüşüm hedefleri sayesinde bu alanlarda önemli bir üretim ve yatırım merkezi olmayı hedefliyor.

Benzer bir tablo yapay zekâ ve robotik teknolojilerinde de ortaya çıkıyor. Çin'in büyük dil modelleri, endüstriyel robotlar, akıllı üretim ve insansı robot teknolojilerindeki hızlı ilerlemesi; Türkiye'nin dijital dönüşüm, savunma sanayii, üretim otomasyonu ve teknoloji girişimciliği hedefleriyle birleştiğinde yeni ortaklık fırsatları doğurabilir. Ortak Ar-Ge merkezleri, üniversite-sanayi işbirlikleri, teknoloji parkları ve girişim sermayesi yatırımları iki ülke ilişkilerine yeni bir boyut kazandırabilecek başlıklar arasında gösteriliyor.

Halklar birbirine daha da yaklaşıyor

İlişkilerin geleceğini belirleyecek en önemli unsurlardan biri ise halklar arasındaki temasların artması olarak görülüyor. Türkiye'nin 2026 başında Çin vatandaşlarına yönelik başlattığı 90 güne kadar vizesiz seyahat uygulaması, turizm ve kültürel etkileşim açısından yeni bir dönemin kapısını araladı. Turizm sektörü temsilcileri, bu kararın Çinli ziyaretçi sayısında önemli artış sağlayacağını değerlendiriyor. Nitekim 2025 yılında 425 binden fazla Çinli turist Türkiye'yi ziyaret etti. İki ülke arasında imzalanan turizm işbirliği anlaşmaları ve doğrudan uçuşların artmasıyla bu rakamın daha da yükselmesi bekleniyor.

Öte yandan Türkiye'den Çin'e eğitim amacıyla giden öğrencilerin sayısında da son yıllarda artış yaşanıyor. Çin üniversitelerinin uluslararası öğrencilere sunduğu burs programları, teknoloji ve mühendislik alanlarındaki akademik kapasite ile birlikte değerlendirildiğinde eğitim diplomasisi, iki ülke ilişkilerinin en dinamik başlıklarından biri haline geliyor. Konfüçyüs Enstitüleri, Türkoloji çalışmaları, kültür yılları, medya işbirlikleri ve akademik değişim programları da toplumlar arasındaki karşılıklı anlayışı derinleştiren araçlar olarak öne çıkıyor.