Slovakya Başbakanı’ndan AB’ye Çin mesajı: Dostane rekabet geliştirmeli
Slovakya Başbakanı’ndan AB’ye Çin mesajı: Dostane rekabet geliştirmeli
İçeriği Görüntüle

CGTN Türk Dış Haberler Servisi

İran’ı ekonomik yaptırımlar ve askerî saldırılarla teslim almak isteyen Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Orta Doğu’da yıllardır korumaya çalıştığı güç dengesini kendi eliyle değiştirmiş olabilir. ABD dış politikasının önde gelen neocon isimlerinden Robert Kagan, The Atlantic’te yayımlanan son makalesinde ortaya çıkan tabloyu “İran yalnızca savaştan sağ çıkmadı, ABD’nin bölgedeki hâkimiyetini sorgulatacak yeni bir güç elde etti.” İfadeleri ile tarif etti.

İran’ın geçmişte Amerikan süper gücü, askerî üstünlüğe sahip İsrail ve Washington ile yakın ilişkiler kuran Körfez ülkeleri tarafından çevrelendiğini hatırlatan Kagan, savaşın ardından şartların tersine döndüğünü savundu. “Bugün İran kendisini tamamen farklı koşullar altında buluyor. Süper güç ve İsrail ile doğrudan karşı karşıya geldi, onların sahip olduğu en gelişmiş silahların saldırılarına maruz kaldı. Bütün bunlara rağmen hayatta kalmanın çok ötesinde bir sonuç elde etti” diyen Kagan, bunun sonucunda İran’ın “ABD’nin de yardımıyla Orta Doğu ve Basra Körfezi’ndeki güç yapısını bütünüyle yeniden şekillendirdiğini” itiraf etti. Neocon düşünür “Bundan böyle bölgede hâkim güç ABD veya İsrail değil, İran olacak. Komşu ülkeler şimdiden bu yeni gerçekliğe göre pozisyonlarını ayarlamaya başladı” diye ekledi.

ABD’nin Aşil topuğu: Körfez’in enerji altyapısı

Kagan’a göre savaşın seyrini değiştiren temel unsur İran’ın ABD’den daha güçlü bir orduya sahip olması değildi. Tahran, Washington’ın esas zayıflığının Körfez’deki enerji altyapısını koruyamaması olduğunu gösterdi. İsrail’in İran’ın Güney Pars doğalgaz sahasını vurmasının ardından İran’ın Katar’daki Ras Laffan LNG kompleksini hedef alması bu nedenle savaşın kırılma noktalarından biri oldu.

“İran’ın bir hava savaşında ABD’yi yenemeyeceği açık olsa da, İran füzeleri ve insansız hava araçlarının Körfez’in petrol ve doğalgaz altyapısına dünya ekonomisini uzun süreli bir krize sürükleyecek kadar büyük zarar verebileceğini gösterdi” diyen Kagan, bu mesajın hem Körfez ülkeleri hem de Donald Trump tarafından anlaşıldığını belirtti. Kagan sürecin devamını “Bunun üzerine İran’ın enerji hedeflerine yönelik saldırıları durdurdu, isteksiz İsrail’e de aynısını yapması talimatını verdi ve kısa süre sonra daha geniş kapsamlı askerî harekâtı, İran’dan tek bir taviz bile koparmadan, sona erdirdi” sözleri ile anlattı.

Washington’ın sonraki aylarda İran’a yönelik saldırı tehdidini sürdürdüğünü ancak bu tehditlerin bir türlü hayata geçirilmediğini kaydeden Kagan, Tahran’ın da zamanla ABD’nin gerilimi belirli bir seviyenin üzerine taşımaya hazır olmadığını gördüğünü vurguladı.

Hürmüz artık pazarlık kozu değil

ABD’nin İran karşısındaki askerî sınırlılıklarının diplomasi masasına da yansıdığını belirten Kagan, haziran ayında imzalanan mutabakat zaptının Washington’ın istediği savaş öncesi düzene dönüş sağlamadığına dikkat çekti. Hürmüz Boğazı’ndan ticari gemilerin güvenli geçişine ilişkin düzenlemelerin İran’ın merkezi rolünü kabul ettiğini belirten Kagan, “MOU, savaş öncesindeki statükoya geri dönülmesini öngörmüyordu. Ayrıca ABD’ye, boğazın gelecekteki yönetimi üzerinde herhangi bir söz hakkı da vermiyordu” ifadelerini kullandı.

Kagan’a göre anlaşma, İran’ı Umman dışında boğaz üzerinde söz sahibi temel aktör haline getirirken Tahran’a 60 günün ardından güvenli geçiş için ücret talep etme imkânı da sağladı. Bu nedenle belgeyi “ABD’nin mart ayında uğradığı yenilgiyi hukuken ve diplomatik olarak kayıt altına alan” bir metin olarak değerlendiren Kagan, İran’ın bugün neden yeni bir anlaşma yapmak için acele etmediğinin de burada aranması gerektiğini yazdı.

İran’ın Amerikan güçlerinin çekilmesi, deniz ablukası ile yaptırımların kaldırılması, dondurulan varlıklarının serbest bırakılması ve savaş tazminatı ödenmesi gibi Washington açısından kabul edilmesi son derece zor taleplerde bulunduğunu hatırlatan Kagan, Tahran’ın bu şartları neden aşağı çekmesi gerektiğini düşünmediğini de sorguladı.

“Pek çok gözlemci hâlâ boğaz üzerindeki kontrolün, ABD’den daha fazla taviz koparmak amacıyla kullanılan bir pazarlık kozu olduğunu düşünüyor. Ancak artık bütün bunların ötesine geçmiş durumdayız” diyen Kagan, ardından görüşünü “Galip olan taraf, teslimiyet şartlarını belirlemek dışında yeniden müzakere masasına dönmek zorunda değildir” sözleriyle özetledi.