CGTN Türk Dış Haberler Servisi
ABD ve İsrail’in İran’a karşı açtığı savaşta yeni faza geçildi. Mühimmat stokları eriyen ABD, füzelerle elde edemediği zaferi, ekonomik yaptırımlarla sağlamaya çalışıyor. ABD Başkanı Donald Trump, 19 Ağustos’ta “herhangi bir ülkeye karşı şimdiye kadar uygulanmış en ezici ekonomik operasyonu” başlattığını açıkladı.
İran ekonomisi kuşkusuz darbe aldı. Savaşın başlamasından bu yana riyal değer kaybetti, fiyatlar yükseldi. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da ülkenin gelirlerinin ciddi biçimde düştüğünü ifade etti. Trump'ın “Ekonomik D-Günü” olarak adlandırdığı maksimalist baskı planı, İran'la cephede yaşanan açmazı finansal açıdan kırmayı amaçlıyor. Ancak, dünyanın Batı'sından Doğu'suna akıllarda tek bir soru var: "Trump’ın planı yaklaşık 50 yıldır ambargo ve Washington’un baskıları altında yaşama refleksi geliştirmiş İran’ı ne kadar etkileyebilir?"
İran İslam Devrimi'nin gerçekleştiği 1979'dan bu yana ABD, binlerce İranlı yetkiliyi, şirketi ve kuruluşu yaptırım listesine aldı. Bu kişi ve kuruluşların ABD'nin yetki alanındaki varlıkları donduruldu ve Amerikan bankaları, şirketleri ve vatandaşlarıyla ticari ilişkiler geliştirmeleri yasaklandı. ABD hükümeti ayrıca petrol, bankacılık, tekstil ve imalat gibi İran'ın başlıca sektörlerinin çoğunu geniş kapsamlı yaptırımlarla hedef aldı. 2020'deki yaptırım sürecinden Tahran merkezli iki seramik ve fayans şirketi dahi nasibini aldı.
Trump başkanlığının ilk döneminde İran Merkez Bankası'nı ve ülkenin ulusal petrol şirketini resmen “terörün finansal destekçileri” diye tanımladı. Ancak Beyaz Saray’ın tüm çabalarına rağmen ABD yaptırımları İran'ın davranışını değiştirmekte çok az başarılı oldu. New York Times’a konuşan eski ABD diplomatı ve İran uzmanı Alan Eyre, “Bütün düşük, orta ve yüksek seviyeli hedefleri tükettik. Yaptırım ağacının tamamını kestik. Geriye hiçbir şey kalmadı” dedi.
Yaptırımlarla mücadelede 47 yıl
1979'da İran’da İslam Devrimi gerçekleştikten sonra yaşanan rehine krizi ABD yaptırımlarının başlangıç noktası oldu. Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter, çok sayıda İran ürününe yasak getirdi, ve ülkenin 12 milyar dolarlık varlığını dondurdu. Carter'ın halefi Ronald Reagan ise İran’ı resmen “teröre destek veren devlet” ilan etti. Bu karar silah satışının yasaklanmasına ve askeri amaçlarla kullanılabilecek ürünlerin ihracatının ciddi biçimde sınırlandırılmasına yol açtı.
1987'de İran'ın tüm mal ve hizmetlerinin ABD'ye ithalatı yasaklandı.
1990'ların ortalarında İran'ın kimyasal, biyolojik ve özellikle nükleer silahlara yönelik ilgisi Washington'ın ekonomik baskıyı artırmasına neden oldu. ABD Kongresi, İran'ın petrol sektörüne büyük yatırımlar yapan yabancı şirketleri yaptırımlarla tehdit eden bir yasa çıkardı. Eski ABD Başkanı Bill Clinton ise ABD'nin İran'la ticaret ve yatırımının neredeyse tamamını yasakladı.
2000'li yıllara gelindiğinde İran'ın nükleer programı Washington ve Batı Avrupa'da ciddi endişe yaratıyordu. 2006-2010 arasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), İran'ın nükleer programıyla bağlantılı onlarca yetkili ve kuruluşun varlıklarını dondurdu; İran ile silah ticaretini yasakladı. BMGK ayrıca İran'ın balistik füze denemelerini yasakladığını duyurdu.
ABD Kongresi sonraki yıllarda daha da sert adımlar attı. İran Merkez Bankası'yla işlem yapmayı yasakladı ve İran'dan petrol ithalatını azaltmamaları halinde diğer ülkeleri cezalandırmakla tehdit etti. Bu yaptırım dalgaları ve askeri müdahale ihtimaline ilişkin artan tartışmalar karşısında İran, 2013'te nükleer programı konusunda dönemin ABD Başkanı Barrack Obama yönetimi ve diğer dünya güçleriyle müzakerelere başlamayı kabul etti. Bunun sonucunda 2015 İran nükleer anlaşması imzalandı. Anlaşma, İran'ın nükleer faaliyetlerine yönelik sınırlamalar karşılığında önceki yirmi yıl içerisinde uygulanan nükleer bağlantılı ABD ve BM yaptırımlarının önemli bölümünün kaldırılmasını öngörüyordu.
Trump'ın ilk dönemi ve Tahran'ın yeniden sınanma süreci
Trump 2018'de nükleer anlaşmadan çekildi ve Obama dönemindeki anlaşma kapsamında kaldırılan nükleer bağlantılı yaptırımları yeniden yürürlüğe koydu. Trump 2019'da İran'ın petrol gelirlerini tamamen kesmeye çalıştı. İran ham petrolü ithal eden ülkelerin, ABD finans sistemine erişimini kaybetmesi de dahil olmak üzere ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalacağını açıkladı.
Ancak İran, ABD yaptırımlarına boyun eğmedi ve refleks geliştirdi. Bunun yollarından biri, İran petrolünü yabancı alıcılara taşıyan tankerlerden gölge filo kurması oldu.
Aradan geçen yılların ardından Trump yeniden sahneye çıktı. İkinci Başkanlık dönemine İran'a yönelik baskı politikaları söylemleriyle başladı. Şimdi ise gündem, "benzeri görülmemiş" ekonomik baskı operasyonu. Ancak görünen o ki Washington, İran'ın tüm ticari ortaklarına boyun eğdirecek güç ve yetkinlikte değil.
Bu "yetkinlik" tartışması sürerken ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran ile ticaret yapan hiçbir ülkenin yaptırımlardan muaf tutulmayacağını söyledi.
Fakat Batı medyasına görüş veren Eyre gibi uzmanlar bu açıklamanın uygulanabilirliğinden şüpheli. Çin'e atıfla konuşan Eyre, Bessent'in tehdidinin gerçekliğini sorguladı; "Bunun yaşanacağını düşünmüyorum" dedi.
New York Times'a göre Bessent de bunun farkında. İran'ın ticaret ortaklarına yönelik harekete geçmek yerine neden belirsiz uyarılar yönelttiği sorulduğunda, "çatışmadan kaçınmayı umduğunu" söyledi.
"Trump'ın koltuğunun ömrü İran'ın çöküşünü görmeye yetmez"
İran ekonomisi, 2011’den bu yana uygulanan yaptırımların yarattığı ağır baskıyı, ticaretin çeşitlendirilmesi ve sosyal destek mekanizmalarıyla absorbe ederek ayakta kalmayı başardı. Foreign Policy'de yer alan bir habere göre "İran'da ekonomik çöküşün gerçekleşmesi için riyalin işlevini yitirmesi, hiperenflasyonun kalıcı hale gelmesi ve devletin maaş, emekli aylığı ile temel sübvansiyonlar gibi yükümlülüklerini yerine getirememesi" gerekiyor. Şimdilik böyle bir tablo yok: Enflasyon yüksek seyretse ve riyalin değer kaybı hızlansa da para birimi işlevlerini sürdürüyor ve İran’ın önümüzdeki 4-5 ay içinde aylık yüzde 40-50 düzeyinde hiperenflasyona sürüklenmesi uzmanlara göre düşük bir ihtimal.
İran’ın ekonomik ve coğrafi çeşitliliği ablukanın etkinliğini azaltıyor. ABD ile imzalanan Mutabakat Zaptı'nın sağladığı kısa süreli rahatlama döneminde yapılan 6 milyar dolarlık petrol ihracatı da dahil olmak üzere, İran’ın petrol gelirleri hâlâ 2020 seviyesinin üzerinde. İran’ın 45 milyar dolarlık altın rezervleri, ülkenin üç yıllık temel gıda ve ilaç ihtiyacını karşılamaya yeterli. Ayrıca İran’ın çeşitli coğrafi bölgeleri, daha yüksek maliyetlerle de olsa, ülkeye temel mallara, gıdaya ve ilaçlara erişim sağlıyor.
Foreign Policy'de yer alan habere göre İran, Venezuela’nın 2017-2021 arasındaki hiperenflasyon krizi ve Lübnan’ın 2019'da yaşadığı gibi yaygın bir dolarizasyonla karşı karşıya kalsa, fiyatlar ve işlemler riyalden yabancı para birimlerine kaysa ve mali çöküş devletin kurumlarını finanse etme kapasitesini zayıflatsa bile, ekonomik sıkıntılar Batı'nın istediği siyasi değişime neden olmayacak.
Haberde, ekonomik sıkıntıların geniş çaplı protestolara dönüşebileceği belirtilse de bunun Washington’ın beklediği hızda gerçekleşmesinin olası olmadığı belirtildi. Foreign Policy'e göre ABD'nin beklentileri Trump'ın görev süresi içinde gerçekleşmeyebilir. Yani Trump'ın koltuk ömrü, İran'ın çöküşü üzerine kurduğu hayalleri görmeye yetmeyebilir.
Ayrıca yazıda ekonomik bir açmaz yaşasa bile bunun İran'ın teslim olacağı anlamına gelmediği ifade ediliyor. Böylesi bir sonucun "deniz taşımacılığını ve enerji piyasalarını sekteye uğratmaya devam edebilecek, ABD açısından daha yüksek askeri, ekonomik ve siyasi maliyetler yaratabilecek bir rakip ortaya çıkarabileceğine" dikkat çekildi. Yazıya göre İran'a yönelik baskı ekonomik çöküş getirse bile bu, ABD için zafer anlamına gelmeyecek.





