Berrak Güngör
Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki Nova Müzik Festivali saldırısı ardından başlayan İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırımı, üçüncü yılında sürüyor. Ne ateşkes ne de duraksama dinleyen İsrail’in saldırılarında 7 Ekim 2023’ten bu yana katledilen Filistinlilerin sayısı 74 bin 237’ye yükseldi. Biz soykırımın üçüncü yılı vesilesiyle bu haberi yayına hazırlarken İsrail hem Gazze’deki saldırılarına hem de işgal altındaki Batı Şeria’da işgal faaliyetlerine devam ediyor. Yani, Filistinlilerin varlığı hızla ve sistematik biçimde ortadan kaldırılıyor. Soykırımın, işgalin, işkencenin üç yılını B'Tselem'in Eylül 2026 raporundan (yaklaşık 2.000 tanık ifadesi, OCHA ve BM kaynakları) alınan verilerle sunuyoruz.
7 Ekim 2023, İsrail-Filistin çatışmasının yalnızca Gazze'deki seyrini değiştirmedi. B'Tselem'in Eylül 2026 tarihli kapsamlı raporuna göre, İsrail'in Batı Şeria'da on yıllardır sürdürdüğü işgal ve kontrol mekanizması da bu tarihten sonra yeni ve daha sert bir aşamaya geçti. Binlerce Filistinlinin öldürülmesi, yerleşimci saldırılarının artması, çalışma izinlerinin iptal edilmesi, hareket alanının daraltılması, tarım arazilerinin kullanılamaz hale getirilmesi ve toplulukların yerinden edilmesi İsrail’in Batı Şeria’yı Gazzeleştirme politikasının bir gerçekliği olarak karşımıza çıkıyor. Dünyanın dört bir yanından ‘’soykırımı durdurun’’ sesleri yükselirken, bugün Batı Şeria’daki Filistin varlığı da sistematik bir şekilde yok ediliyor.
B'Tselem tarafından hazırlanan rapor; yaklaşık 2 bin tanıklık, saha araştırması, resmi belgeler, görüntüler ve Birleşmiş Milletler kuruluşları ile yerel ve uluslararası insan hakları örgütlerinin verilerini inceleyerek Batı Şeria'daki gelişmeleri beş başlık altında ele alıyor: şiddet ve yıldırma, hareket kısıtlamaları, ekonomik olarak yok etme, sosyal ve siyasi hayatın parçalanması ile etnik temizlik ve toprakların ele geçirilmesi.
Biz de bu haberde, Gazze’den Batı Şeria’ya bir halkın İsrail eliyle imhasını ele alacağız.
7 Ekim sonrası: Gazze'den Batı Şeria'ya
7 Ekim 2023’ten sonra İsrail'in Gazze'ye yönelik soykırımı sürerken Batı Şeria'da da askeri operasyonların niteliği genişlemeye başladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun hükümetindeki aşırı sağcı isimler, Gazze'de uygulanan yöntemlerin Batı Şeria'ya taşınmasını açıkça savundu. Savunma Bakanı Israel Katz, Batı Şeria'daki askeri operasyonların Gazze'deki operasyonları örnek alması gerektiğini söyledi. Maliye Bakanı ve aynı zamanda Savunma Bakanlığı bünyesindeki Yerleşim İdaresi'nden sorumlu Bezalel Smotrich ise Batı Şeria'daki Filistinlileri doğrudan Gazze'deki yıkımla tehdit etti.
Smotrich'in şunları söyledi: "Tulkarm ve Cenin, Cibaliye ve Şucaiyye gibi olacak; Nablus ve Ramallah, Refah ve Han Yunus gibi olacak. Onlar da yaşanamaz enkaz yığınlarına dönüşecek ve sakinleri başka yerlerde yeni hayatlar aramak zorunda kalacak."
Bu sözler, İsrail tarafından 2025 yılında başlatılan ve yaklaşık 40 bin Filistinli’nin yerinden edilmesine neden olan ‘’Iron Wall’’ (Demir Duvar) operasyonunun siyasi olarak karşılığıydı. İşgal altındaki Batı Şeria'daki Cenin Mülteci Kampı'nda başlayan operasyon Tulkarm, Nur Şems ve el-Far'a kamplarına yayıldı. Söz konusu işgal operasyonu sırasında konutlar ve altyapı geniş çapta yerle yeksan edildi; tanklar, zırhlı araçlar ve buldozerler yoğun nüfuslu yerleşim alanlarında kullanıldı.
Hava saldırıları ise Batı Şeria'da ikinci intifadanın ardından ilk kez bu ölçekte geri döndü.
B'Tselem'e göre 21 Haziran 2023 ile 23 Mayıs 2026 arasında Batı Şeria'da hava saldırılarında 269 Filistinli öldürüldü. Bunların 45'i çocuktu ve en az 128'i saldırı sırasında herhangi bir çatışmaya katılmıyordu. 2005'ten Ekim 2023'e kadar geçen 18 yıldan uzun sürede İsrail ordusunun Batı Şeria'daki hava saldırılarında öldürdüğü kişi sayısı yalnızca 14'tü. Bu Gazze’deki soykırımın durdurulamamasının Batı Şeria’da işgal aygıtını nasıl güçlendirdiğini de gözler önüne seriyor.
Gazze’de soykırım sürüyor
İsrail’in Batı Şeria’da Gazzeleştirme politikası devam ederken Gazze’deki durum da soykırımın üçüncü yılında gittikçe karanlık bir tabloya dönüşüyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Washington ve Tel Aviv’in çıkarlarını öncelediği 20 maddelik Gazze planı tıkanmış durumda. Planın ilk aşaması gereği 10 Ekim 2025'te ateşkes konusunda anlaşıldı. Bunun ardından Hamas ve İsrail arasında esir takası yapıldı. Ancak planın daha sonraki aşamaları — Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail ordusunun Gazze'den çekilmesi ve yeniden imar — hayata geçirilemedi.
Bu aşamalara geçilememesinin en büyük nedeni de İsrail’in bölgedeki askeri faaliyetleri ve saldırıları oldu. 10 Ekim 2025’te anlaşılan ateşkes, İsrail tarafından 5 binden fazla kez ihlal edildi. Gazze Sağlık Bakanlığı, Ekim 2025'teki ateşkesten bu yana en az 1.400 Filistinlinin öldürüldüğünü açıkladı. İsrail ise saldırılarını ‘’Hamas hedefli’’ diyerek meşrulaştırmaya çalışıyor.
Üstelik geri çekilmesi beklenen İsrail'in Gazze üzerindeki fiili kontrolü gerilemek yerine genişledi.
Trump'ın planının ilk aşamasında İsrail'in, Gazze'nin yaklaşık yüzde 53'ünü kontrol eden bir "sarı hat"a çekilmesi öngörülüyordu. Anacak İsrail ordusu bugün Gazze'nin yaklaşık üçte ikisini kontrol ediyor. Bu hat ilerledikçe yaklaşık 2 milyon Filistinli, giderek daralan bir kıyı şeridine sıkışıyor; çok sayıda insan çadırlarda veya ağır hasarlı binalarda yaşamaya devam ediyor.
İnsani durum da planın vaat ettiği normalleşmenin çok uzağında.
Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı kuruluşların hazırladığı Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması'nın (IPC), verilerine göre Gazze'de hâlâ 1,2 milyondan fazla insan akut açlıkla karşı karşıya. Ateşkesten mayıs sonuna kadar Gazze'ye günde ortalama 227 yardım ve ticari mal taşıyan kamyon girdi. Oysa Trump planında günlük en az 600 kamyon öngörülüyordu.
Yeniden imar konusunda da tablo benzer. Trump'ın öncülük ettiği Board of Peace, eylül ayında 2,45 milyar dolarlık bir başlangıç planı açıkladı. Ancak AB ve BM'nin nisan ayında yayımladığı değerlendirmeye göre Gazze'nin önümüzdeki on yıldaki toparlanma ve yeniden inşa ihtiyacı 71,4 milyar dolar.
Gazze'de ateşkes ilan edilmiş olsa da İsrail'in askeri kontrolü sürüyor, saldırılar devam ediyor ve nüfus giderek daha küçük bir alana sıkışıyor.
Batı Şeria'da ise aynı dönemde askeri baskı, yerleşimci şiddeti ve toprak üzerindeki kontrol derinleşiyor.
İsrail Devleti, 7 Ekim’deki Hamas saldırısı ardından 1948 yılında kurulmasından bu yana sürdürdüğü işgali hızlandırmanın kendince ve müttefiklerince ‘’meşru’’ bir yolunu bulmuş oldu. Şimdiyse uluslararası camianın kısık sesleri, işgalin Batı Şeria’da topyekün ilerleyişine neden oluyor.
Batı Şeria’nın işgalini anlamak: Smotrich’in ‘’Kararlılık Planı’’
Decisive Plan (Kararlılık Planı) veya orijinal adıyla "Israel’s Decisive Plan", günümüzde İsrail Maliye Bakanı ve aşırı sağcı Dini Siyonizm Partisi lideri olan Bezalel Smotrich tarafından 2017 yılında ortaya atılan, Filistin meselesini "kesin olarak çözmeyi" amaçlayan radikal bir doktrindir.
Bu plan, iki devletli çözüm modelini tamamen reddeder. Şeria Nehri ile Akdeniz arasındaki topraklarda (Batı Şeria dahil) yalnızca Yahudi milletinin kendi kaderini tayin hakkı (egemenlik) olduğunu savunur.
Planın temel işleyişi, Batı Şeria'daki Filistinlilere üç seçenek dayatılması üzerine kurulu:
1. Boyun Eğmek ve Haklardan Vazgeçmek: Filistinliler ulusal kimlik ve devlet kurma vizyonlarından tamamen vazgeçerek İsrail egemenliğini kabul edecekler. Bu durumda seçme/seçilme hakkı olmaksızın, ikinci sınıf bir statüde (belediye düzeyinde ikamet izniyle) yaşamaya devam edebilirler.
2. Göç Etmek: İsrail'in tek uluslu yapısını ve egemenliğini kabul etmeyen Filistinliler, maddi destek ve teşviklerle başka ülkelere göç etmeye zorlanacaktır.
3. Militan Mücadele / İmha: Bu iki seçeneği de reddedip silahlı ya da siyasi olarak direnmeye devam eden tüm Filistinliler "terörist" ilan edilecek ve İsrail ordusu tarafından sert askeri güçle tamamen ezilecek/yok edilecektir.
İsrail'in 2025 yılı başında Batı Şeria'nın kuzeyindeki mülteci kamplarına başlattığı Demir Duvar Operasyonu (Operation Iron Wall), analistler ve uluslararası insan hakları örgütleri (BADIL vb.) tarafından Smotrich'in bu "Decisive Plan" stratejisinin sahaya pratik bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Bu plan, 7 Ekim 2023 saldırıları henüz gerçekleşmeden önce ideolojik bir metin olmanın ötesine geçerek devlet mekanizmasına yerleşmeye başladı. İsrailli insan hakları örgütü B'Tselem'e göre bu dönüşüm, 2022 sonunda Netanyahu hükümetinin kurulmasıyla kurumsal bir nitelik kazandı. Hükümetin koalisyon anlaşmalarında, Batı Şeria'daki yerleşimlerle ilgili yetkilerin önemli bölümünü üstlenecek yeni bir “Yerleşim İdaresi” (Settlement Administration) oluşturulması öngörüldü. Savunma Bakanlığı bünyesinde oluşturulan yapı, daha önce İsrail ordusuna bağlı Sivil İdare tarafından yürütülen çok sayıda sivil işlevi devraldı. Yetki devri Şubat 2023 ile Mayıs 2024 arasında kademeli olarak tamamlandı.
Bu yeni yapının sorumluluğu, Kararlılık Planı'nın mimarı ve aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'e verildi. Böylece Batı Şeria'daki yerleşimlerin planlanması ve genişletilmesi, inşaat faaliyetleri, toprakların yönetimi ve İsrail yasalarına göre dahi izinsiz kabul edilen kaçak yerleşim noktalarının (outpost) yasallaştırılması gibi alanlarda, yerleşimci hareketiyle siyasi olarak bağlantılı bir bakanın yetkisi genişletildi.
B'Tselem'in değerlendirmesine göre bu değişiklik, işgalin yalnızca askeri bir yapı üzerinden yönetilmesinden farklı bir aşamaya işaret ediyor. Toprağın kontrolü, yerleşimlerin genişletilmesi ve Filistinlilerin yaşam alanlarının daraltılması, giderek aynı devlet mekanizmasının birbirine bağlı unsurları haline geliyor.
Rakamlarla şiddetin tablosu
7 Ekim 2023'ten 30 Haziran 2026'ya kadar İsrail, B'Tselem verilerine göre Batı Şeria'da 1.087 Filistinliyi öldürdü.
Bunların: 242'si çocuk, 21'i kadındı.
7 Ekim 2023’ten sonra Batı Şeria’daki çocuk ölümlerindeki artış ayrıca dikkat çekici.
İsrail 2024'te Batı Şeria'da 89, 2025'te 54, 2026'nın ilk altı ayında ise 15 çocuk ve genci öldürdü.
Bu sayıların arkasında yalnızca askeri operasyonlar yok. Bazı çocuklar evlerinin önünde, yollarda veya aileleriyle birlikte seyahat ederken vuruldu. B'Tselem'e göre 7 Ekim'den sonra Batı Şeria'daki askeri uygulamalarda en önemli değişikliklerden biri, canlı mermi kullanımının sıradan kolluk faaliyetlerinde giderek daha fazla meşru bir araç haline gelmesi oldu.
7 Ekim 2023–30 Haziran 2026 arasında İsrail ordusunun Batı Şeria'daki gözaltı operasyonlarında en az 271 kişi öldürüldü. Bunların 44'ü çocuk, 5'i kadın olarak kaydedildi. Üstelik öldürülenlerin yaklaşık yüzde 74'ü, yani en az 200 kişi, gözaltı operasyonunun hedefi değildi. 2000'den 7 Ekim 2023'e kadar yaklaşık 23 yılda gözaltı operasyonlarında öldürülen 577 kişide hedef olmayanların oranı yüzde 45'in biraz üzerindeydi.
"1967'den beri hiç olmadığı kadar öldürüyoruz"
Bu değişim, B'Tselem'in "ateş etme eşiğinin düşürülmesi" olarak tanımladığı daha geniş bir politikanın parçası. Merkez Komutanı Avi Bluth Mayıs 2026'da Batı Şeria'daki operasyonlar hakkında "1967'den beri hiç olmadığı kadar öldürüyoruz" dedi. Ancak B'Tselem, Bluth'un öldürülenlerin yalnızca yüzde 4'ünün çatışmaya dahil olmayan kişiler olduğu yönündeki açıklamasının kendi verileriyle uyuşmadığını belirtiyor.
Batı Şeria'daki şiddetin ikinci ayağı ise yasadışı konutlarda yaşayan İsrailli yerleşimciler.
OCHA verilerine göre:
- 2024: 1.400'den fazla saldırı
- 2025: 1.800'den fazla saldırı
- 2026'nın ilk altı ayı: 1.200'den fazla saldırı.
- 2026'nın ilk yarısındaki ortalama günde yaklaşık altı saldırı.
- 2026'nın ilk çeyreğinde yaklaşık 360 Filistinli yerleşimci saldırılarında yaralandı.
Yalnızca Mart ayında yaklaşık 170 kişi yaralandı.
7 Ekim 2023–Mart 2026 arasında B'Tselem, İsrailli siviller tarafından öldürülen 30 Filistinli tespit etti. 14 kişinin ölümünde ise failin asker mi sivil mi olduğu kesinleştirilemedi. Ölenler arasında dört çocuk ve genç bulunuyordu. Ancak raporun asıl dikkat çektiği nokta, yerleşimci şiddetinin artık devlet şiddetinden ayrı değerlendirilememesi. 7 Ekim sonrasında İsrail ordusu binlerce yerleşimciyi, yaşadıkları bölgelerde görev yapmak üzere Bölgesel Savunma Taburları'na dahil etti.
İlk altı ayda kaydedilen 700'den fazla yerleşimci saldırısının yaklaşık yarısında saldırganların üniforma giydiği görüldü. B'Tselem'e göre bazı yerleşimciler zamanla fiilen askeri yetkiler kullanmaya başladı; Filistinlilerin kimliklerini kontrol etmek, evlere girmek, köylerde sokağa çıkma yasağı uygulamak ve yapıların yıkılmasına müdahil olmak...
''Devletin fiyat etiketi''
Mart 2026'da yasadışı yerleşimcilerin önde gelen isimlerinden Elisha Yered, al-Mughayir'e yönelik operasyonları anlatırken dikkat çekici bir itirafta bulundu. Yered, Filistinlilerin yaşadığı bölgelerde "sürtüşmeyi" yerleşimcilerin kendilerinin başlattığını ve bundan gurur duyduklarını söyledi.
Ardından 2025'te al-Mughayir'de yaşananları anlattı.
Askeri operasyon sırasında D-9 buldozerleri ve diğer ağır iş makineleri köyde üç gün boyunca çalıştı. 3.500 zeytin ağacı söküldü.
Yered bu uygulamayı "devletin fiyat etiketi" olarak tanımladı.
B'Tselem'in değerlendirmesine göre burada dikkat çekici olan, yerleşimci şiddetinin askeri müdahaleden önce gelmesi ve ardından devlet gücünün devreye girmesi.
Batı Şeria'da şiddetin bir kolu da ekonomi. Ekonomik baskının en görünür alanlarından biri de tarım. Batı Şeria'da 10 milyondan fazla zeytin ağacı bulunuyor. Yaklaşık 80–100 bin aile zeytin üretiminden doğrudan veya dolaylı gelir sağlıyor. Ancak 7 Ekim sonrasında hasat üzerindeki kısıtlamalar, yerleşimci saldırıları ve araziye erişimin engellenmesi nedeniyle kayıplar büyüdü.
2023'te 96 binden fazla dönüm zeytinlik hasat edilemedi. Yaklaşık 1.200 ton zeytinyağı üretilemedi ve ekonomik kayıp yaklaşık 10 milyon dolar oldu.
2024'te Batı Şeria'daki zeytin çiftçilerinin yaklaşık üçte biri hasat yapamadı.
2025'te tarım sektöründeki toplam zarar 103 milyon dolara ulaşırken bunun yaklaşık yüzde 45'i zeytin sektöründen kaynaklandı.

7 Ekim sonrasında ekonomik baskının en büyük araçlarından biri çalışma izinleri oldu. İsrail, 140 binden fazla Filistinlinin çalışma iznini iptal etti.
İsrail'de çalışan Filistinlilerin gelirleri Batı Şeria ekonomisi için kritik öneme sahipti. 2022'de Filistinlilerin İsrail'deki işlerinden elde ettiği toplam ücret geliri yaklaşık 4,3 milyar dolardı. 2024'te bu rakam 532 milyon dolara düştü.
Yani yalnızca iki yıl içinde ekonomiye giren gelirde yaklaşık 3,8 milyar dolarlık kayıp meydana geldi. B'Tselem, bunun yalnızca işçileri değil, İsrail'den gelen gelirle ayakta duran Batı Şeria'daki işletmeleri, ticareti ve hizmet sektörünü de etkilediğini belirtiyor.
İşsizlik oranı 2022'de yüzde 13,1 iken 2024'te yüzde 31,3'ün üzerine çıktı; 2025'te yüzde 28,7 olarak kaydedildi. Gençler arasında durum daha da ağır. 2025'te Batı Şeria'daki 18–29 yaş grubunun yaklaşık yarısı ne çalışıyor ne de eğitim veya mesleki eğitim alıyordu.

B'Tselem'in tanıklıkları, gözaltı merkezlerinde Filistinlilerin sistematik kötü muamele ve aşağılanmaya maruz kaldığını ortaya koyuyor.
Hebron'da Mayıs–Ağustos 2024 arasında toplanan 25 tanıklıkta; rastgele gözaltılar,
dayak, tehdit,
aşağılama,
çıplak bırakma, görüntülerin çekilmesi ve paylaşılması
gibi uygulamalar anlatıldı.
Bazı kişiler herhangi bir suç şüphesi olmadan işlerine veya alışverişe giderken gözaltına alındı.
Rapordaki tanıklıklara göre cezaevi sistemi yalnızca tutuklama ve hapis işlevi görmüyor; rapora göre Filistinliler üzerinde korku ve yıldırma yaratmanın da bir parçası haline geliyor. Cinsel şiddet iddiaları da bu çerçevenin içinde.
Save the Children'ın Eylül 2025 araştırmasına göre İsrail gözaltısında bulunan 12–17 yaş grubundaki Filistinli çocukların yarısından fazlası cinsel şiddete maruz kaldı veya buna tanık oldu.
BM Soruşturma Komisyonu da cinsel şiddetin Filistinli mahpuslara yönelik kötü muamelede standartlaşan bir uygulama haline geldiği değerlendirmesinde bulundu.
İsrail'in elinde tuttuğu Filistinli cenazeler de sistemin başka bir boyutunu oluşturuyor. B'Tselem'e göre Haziran 2026 sonu itibarıyla İsrail, 794 Filistinlinin cenazesini teslim etmemişti.
Bunların 82'si çocuk veya genç, 10'u kadındı.
Cenazelerin tutulması ailelerin dini ve toplumsal ritüellerini yerine getirmesini engelliyor; bazı aileler aylar hatta yıllar boyunca yakınlarının bedenlerine ulaşamıyor. Raporda ayrıca Filistinli cesetlerinin askeri buldozerlerle taşındığı, çatıdan atıldığı ve mezarların hedef alındığı vakalar belgeleniyor.



