Haber Merkezi
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın geçtiğimiz günlerde “tarihi bir dönüm noktası” ilan ederek duyurduğu Üçlü Çerçeve Anlaşması’nın pilot uygulaması, Lübnan’ın güneyinde başlatıldı.
Resmi açıklamalara göre Froun, Srifa ve Zawtar el-Garbiye köylerinde Lübnan Ordusu’nun konuşlanması ve İsrail güçlerinin kademeli çekilmesi hedefleniyor. Ancak sahada yankılanan gerçekler, ABD’nin “barış ve istikrar” söyleminin çok uzağında.
Roma’da kararlaştırılan, Lübnan’da tasfiye edilen
Geçen hafta Roma’da yürütülen müzakerelerin ardından ABD öncülüğündeki Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu (MCG4L) himayesinde hayata geçirilen bu süreç, Washington’un Lübnan’ın iç işlerine doğrudan müdahalesinin yeni bir halkası olarak okunuyor.
Uzmanlar, pilot bölge adı altında sunulan bu uygulamanın, aslında İsrail’in işgal politikalarına meşruiyet kazandıran bir araçtan ibaret olduğuna dikkat çekiyor.
Zira operasyonun başladığı gün sahaya yansıyan tablo, ABD’nin iddialarını yalanlıyor:
-
Froun ve Srifa'da Lübnan Ordusu’nun zaten mevcut olduğu,
-
Zawtar el-Garbiye’de ise İsrail askerlerinin halen kasaba çevresinde konuşlu bulunduğu
görülüyor. Yani ABD’nin “çekilme” dediği durumun, sahada karşılık bulmadığı dikkat çekiyor. Bu durum, anlaşmanın Lübnan’ın egemenliğini değil, İsrail’in çıkarlarını önceleyen bir metin olduğunu gözler önüne seriyor.
“Tarihi fırsat” mı, “vesayet projesi” mi?
ABD Dışişleri Bakanlığı bu adımı “Lübnan’ın istikrarı için fırsat” olarak nitelerken, Lübnan’daki bağımsız gözlemciler ve siyasi çevreler durumu tam tersi yönde yorumluyor. Hizbullah’ın anlaşmayı “ABD vesayetinin kabulü” olarak reddetmesi, Lübnan’daki toplumsal ve siyasi kutuplaşmayı daha da derinleştiriyor.
Ancak mesele sadece Hizbullah’ın tavrı değil. Anlaşmanın en kritik boşluklarından biri, bölgelerin denetimini kimin yapacağı sorusu. İsrail, çekildiği bölgelerde denetimi kendi elinde tutmak isterken, Lübnan bu yetkinin kendi ordusuna ait olması gerektiğinde ısrar ediyor. Gözlemciler, ABD’nin bu konudaki sessizliğinin ise, aslında kimin tarafında durduğunu açıkça ele verdiğine dikkat çekiyor.
Net bir takvim yok, ama emir var
Anlaşmada İsrail’in çekilmesi için herhangi bir net takvim yer almıyor. İsrailli yetkililer, Hizbullah’ın “tehdidi” sona erene kadar sınır boyunca yaklaşık 10 kilometrelik bir “güvenlik bölgesi” oluşturmakta kararlı olduklarını açıkça ifade ediyor. Bu, Lübnan topraklarının bir başka bölümünün fiilen işgal altında tutulacağı anlamına geliyor.
ABD’nin Lübnan Ordusu’na sağlayacağı mali yardım ise, bu işgalin maliyetini Lübnan halkına ödeten bir kısır döngünün parçası olarak değerlendiriliyor. “Yardım” adı altında sunulan kaynakların Lübnan’ı kendi topraklarında pasif bir aktöre dönüştürmeye hizmet ettiği değerlendirmeleri ağırlıkta.
Söylem çekilme, gerçek İşgal
Uzmanlar, ABD ve İsrail’in Lübnan politikasının, egemenlik ve bağımsızlık söylemlerini araçsallaştırarak, sahada işgal gerçeğini kalıcılaştırmaktan başka bir işe yaramadığını, “Pilot bölge” operasyonunun, Lübnan’ın geleceğini Lübnanlıların değil, Washington ve Tel Aviv’in belirlediğinin en son kanıtı olduğunu vurguluyor.
Uluslararası toplumun bu çifte standartlı müdahaleye sessiz kalması ise, sadece Lübnan’ın değil, bölgesel barışı için de en büyük zafiyet olarak değerlendiriliyor.




