CGTN Türk Dış Haberler Servisi

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan uluslararası düzen, ABD’ye askerî üstünlük, ekonomik nüfuz ve dünya siyasetinin yönünü belirleme imkânı sağladı. Washington’ın deniz yollarından uluslararası pazarlara uzanan gücü, Amerikan şirketlerinin faaliyet alanını genişletirken ülke içinde büyüyen refahın da dayanaklarından biri oldu. Bugün bu üstünlüğün geleceği tartışılırken kaybın Amerikan toplumuna nasıl yansıyacağı sorusu öne çıkıyor.

ABD’nin ünlü dış politika dergilerinden Foreign Policy yazarı Nick Danforth, 29 Ekim’de yayımlanan “Amerika’nın gerilemesi için kimsenin bir planı yok” başlıklı yazısında “Ya sıradan Amerikalılar gerçekten de ABD’nin benzersiz uluslararası konumundan yararlandıysa ve bu konum ortadan kalktığında yokluğunu derinden hissedeceklerse?” sorusunu yöneltti.

İşçi sınıfına aktarılan pay

Danforth’un göre Soğuk Savaş boyunca ve özellikle hemen sonrasında ABD dış politikası, seçmenlere küresel üstünlüğün hem maddi hem psikolojik getirilerini sundu. Washington, müttefiklerinin sanayileşmesini kendi belirlediği koşullarda destekledi, direnen hükümetleri pazarlarını açmaya zorladı ve askerî gücünü uluslararası ekonomik düzeni şekillendirmek için kullandı. Bu süreçte ortaya çıkan büyümeden Amerikan toplumu da yararlandı. Kazançlar kapitalizmin doğası gereği eşit paylaşılmasa da refah artışı, sosyal güvenlik ağının ve kamu programlarının genişlemesine elverişli bir toplumsal zemin oluşturdu.

Foreign Policy makalesinde çizilen çerçeve, emperyalizm teorisinin merkez ülkelerdeki işçi sınıfının dış egemenlik ilişkilerinden pay alabileceği yönündeki tartışmasıyla kesişiyor. Gelişmiş kapitalist ülkelerin uluslararası ekonomik ve siyasi üstünlüğünden doğan kazançların bir bölümünün ücretler, istihdam ve toplumsal refah üzerinden emekçi kesimlere ulaşması, mevcut düzene bağlılığı da güçlendirebilir. Danforth, yazısını bu teorik çerçeve üzerine kurmasa da ileri sürdüğü tarihsel yorum, Amerikan toplumunun geniş kesimlerinin küresel güç ilişkilerinden maddi yarar sağladığı düşüncesini destekliyor. Yazarın “Savaş sonrası Amerikan dış politikasının en parlak döneminde, ülkenin dünyadaki rolü gerçekten de bütün Amerikalılara yaygın ekonomik kazançlar sağladı.” değerlendirmesi bu bağlamda çarpıcı bir örnek teşkil ediyor.

Hegemonyanın rıza kapasitesi aşınıyor

Makalenin bir diğer önemli boyutunu ise küresel gücün toplum içindeki psikolojik karşılığı oluşturmakta. Amerikan vatandaşları, ülkelerinin ekonomik ve askerî ağırlığından güvenlik duygusu, itibar ve dünyadaki gelişmeleri kontrol edebilme hissi elde etti.

Kuzey Kore'den ABD-Güney Kore tatbikatına tepki: Bölgesel güvenliği tehdit ediyor
Kuzey Kore'den ABD-Güney Kore tatbikatına tepki: Bölgesel güvenliği tehdit ediyor
İçeriği Görüntüle

Danforth bunu, “Amerika önemli olduğu için Amerikalılar da daha önemliydi” sözleriyle savunuyor. Bu açıdan hegemonyanın kaybı, gelir ve tüketim imkânlarının ötesine geçen bir sarsıntı yaratabilir. Ulusal kimliğini güçlü, saygı gören ve başkalarının davranışlarını belirleyebilen bir ülkenin vatandaşlığı üzerinden kuran kesimler için gerileme, kişisel bir statü kaybı olarak da yaşanabilir.

Trump’ın siyaseti, Danforth’un değerlendirmesinde, tam da bu kayıp duygusuna sesleniyor. Güç gösterileri, askerî törenler ve toprak edinmeye yönelik söylemler, destekçilerine ülkenin yeniden kontrolü ele aldığı hissini sunuyor. Yazar, Trump’ın bu beklentiyi karşılarken ABD’nin geçmişten devraldığı askerî, diplomatik ve ekonomik birikimi tükettiğini vurguluyor.

Danforth’un uyarısı, savaş yorgunluğunun kalıcı bir barış talebi olarak görülemeyeceği yönünde. Güvensizlik ve aşağılanma hissi güçlendiğinde, dış müdahalelerden bıkmış bir toplum yeniden askerî karşılık bekleyebilir. Böylece gerilemenin yarattığı öfke, ülkenin elindeki kaynakları daha da tüketen girişimleri besleyebilir.