CGTN Türk Dış Haberler Servisi
Goldman Sachs’ın yaklaşık çeyrek asır önce ortaya koyduğu ve dönemin koşullarında iddialı bulunan sonradan BRCIS adını alacak “BRIC” öngörüsü, dünya ekonomisinin geçirdiği dönüşümle yeniden gündemde.
Yüzyılın başında Çin ekonomisi İtalya’ya yakın büyüklükte ve ABD ekonomisinin yalnızca yüzde 12’sine denk gelirken, Hindistan kabaca Hollanda ekonomisi büyüklüğündeydi ve dünyanın en büyük 10 ekonomisinin oldukça gerisinde bulunuyordu. Aradan geçen dönemde Çin dünyanın ikinci, Hindistan ise beşinci büyük ekonomisi haline geldi. Goldman Sachs, önümüzdeki 50 yılda bu değişimin daha ileri bir aşamaya taşınacağını ve gelişmekte olan ekonomilerin küresel üretim içerisindeki payının artmaya devam edeceğini öngörüyor.
Goldman Sachs Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Ekonomi Eş Başkanı Kevin Daly’nin Nikkei Asia sitesinde aktardığı 104 ülkeyi kapsayan projeksiyonlarda Çin, Hindistan, Endonezya ve Bangladeş’in yükselişine özellikle dikkat çekiliyor. Dünya nüfusunun yüzde 40’ından fazlasını barındıran bu dört ülke, son birkaç on yıldaki küresel gelir yakınsamasının başlıca merkezleri arasında gösteriliyor.
Çin zirveye, Hindistan ikinci sıraya
Goldman Sachs’ın hesaplamalarına göre dünya ekonomisindeki ilk büyük değişiklik yaklaşık 2035 yılında yaşanacak. Çin’in bu tarihlerde ABD’yi geçerek dünyanın en büyük ekonomisi haline gelmesi bekleniyor. 2050 yılına gelindiğinde dünyanın en büyük beş ekonomisinin Çin, ABD, Hindistan, Endonezya ve Almanya olması öngörülüyor.
Değişim 2075’te ise daha belirgin hale geliyor. Goldman Sachs’ın projeksiyonunda dünyanın en büyük 10 ekonomisi Çin, Hindistan, ABD, Endonezya, Nijerya, Pakistan, Mısır, Brezilya, Almanya ve İngiltere olarak sıralandı. Böylece bugün dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD üçüncü sıraya gerilerken, Çin liderliğini koruyor. Hindistan ise ABD’yi geride bırakarak dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumuna yükseliyor.
Bu sıralama BRICS’in son yıllardaki genişlemesi açısından da önem taşıyor. İlk iki sıradaki Çin ve Hindistan ile sekizinci sıradaki Brezilya grubun kurucu ülkeleri arasında bulunuyor. Dördüncülüğe yükselmesi beklenen Endonezya ve yedinci sıradaki Mısır da BRICS üyesi. Beşinci sıraya çıkacağı tahmin edilen Nijerya ise BRICS partner ülkeleri arasında yer alıyor.
Böylece Goldman Sachs’ın 2075 projeksiyonunda üst sıralara çıkması beklenen ekonomilerin önemli bölümü aynı zamanda BRICS içerisinde veya grubun çevresinde oluşan işbirliği mekanizmalarında yer alıyor.
Dünya büyüyecek ama daha yavaş
Gelişmekte olan ülkelerin payının artması, dünya ekonomisinin geçmişten daha hızlı büyüyeceği anlamına gelmiyor. Goldman Sachs, küresel potansiyel büyümenin en yüksek seviyesinin geride kaldığını düşünüyor. Dünya ekonomisinin önümüzdeki 10 yılda yıllık ortalama yüzde 2,8 civarında büyümesi, daha sonraki yıllarda ise büyüme hızının kademeli olarak düşmesi bekleniyor.
Yavaşlamanın temelinde demografik değişim bulunuyor. Dünya nüfusunun yıllık artış hızı son 50 yılda yaklaşık yüzde 2’den yüzde 1’in altına indi. Birleşmiş Milletler projeksiyonlarına göre nüfus artışının 2075’e doğru sıfıra yaklaşması bekleniyor. Daha önce 11 milyarı aşacağı tahmin edilen dünya nüfusunun artık yaklaşık 10 milyar civarında zirve yapacağı hesaplanıyor.
Gelişmekte olan ekonomiler açısından fark ise büyüme hızında ortaya çıkıyor. Goldman Sachs, bu ülkelerin gelişmiş ekonomilerden daha hızlı büyümeyi sürdüreceğini ve aradaki gelir farkının uzun vadede daralmaya devam edeceğini öngörüyor.
İki büyük risk: Korumacılık ve iklim
Goldman Sachs, 2075 projeksiyonunun gerçekleşmesinin önündeki iki temel riske de dikkat çekiyor. Bunlardan ilki artan korumacılığın küreselleşmeyi tersine çevirmesi. Küresel ticarete bağımlı ve iç pazarları görece küçük ülkelerin böyle bir süreçten daha fazla zarar görebileceği belirtiliyor. Goldman Sachs’a göre küreselleşme şimdiye kadar tersine dönmekten ziyade yavaşladı ancak ticari ayrışmanın hızlanması uzun vadeli büyüme tahminlerini aşağı çekebilir.
İkinci büyük risk ise iklim değişikliği. Kurum, ekonomik büyüme ile çevresel sürdürülebilirliğin birbiriyle bağdaşmadığı görüşüne katılmıyor ancak sürdürülebilir büyümenin ekonomik maliyetler ve uluslararası koordinasyon gerektireceğine dikkat çekiyor. İklim değişikliğine coğrafi olarak daha açık düşük gelirli ülkeler açısından risk daha büyük.




