ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Pazartesi günü ülkedeki 30’dan fazla önde gelen üniversiteye resmi bir yazı gönderdi. Yazıda, üniversitelerin Çin, Rusya, İran ve diğer belirli ülkelerle yürüttüğü tüm akademik, mali ve araştırma işbirliklerinin kapsamlı bir şekilde denetlenmesi istendi.
Pentagon, iki haftalık sürenin sonunda "sorunlu" olarak nitelendirilen ortaklıkların sonlandırılması gerektiğini, aksi takdirde ilgili kurumların gelecekteki federal araştırma fonlarından yararlanma hakkını kaybedebileceğini açıkladı. Listedeki üniversitelerin isimleri paylaşılmasa da, aralarında Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) ve Harvard Üniversitesi’nin de bulunduğu belirtiliyor.
Hedefte akademik özgürlük mü var?
Bu hamle, Washington’un "ulusal güvenlik" kavramını ne denli esnettiğinin en somut örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Artık yalnızca hassas teknolojiler değil, sıradan akademik ortaklıklar da bu kapsamda mercek altına alınıyor.
ABD yönetimi, "teknoloji transferi" ve "fikri mülkiyet hırsızlığı" endişelerini gerekçe gösterirken, eleştirmenler bu adımın akademik özgürlüğü ve uluslararası bilimsel alışverişi doğrudan tehdit ettiğini vurguluyor. Uygulamanın, temel araştırmalardan ortak yayınlara kadar pek çok alanda soğutucu etki yaratmasından endişe ediliyor.
ABD’nin yetenek çekiciliği azalıyor mu?
Pentagon’un bu kararı, özellikle yapay zeka ve biyoteknoloji gibi kritik alanlarda ABD’nin üst düzey yetenekler için çekim merkezi olma özelliğinin sorgulandığı bir döneme denk geliyor.
STAT ve MassINC Anket Grubu tarafından yapılan bir araştırmaya göre:
-
Biyomedikal bilim insanlarının ve doktora sonrası araştırmacıların %14’ü, göçmenlik politikalarındaki değişiklikler nedeniyle ABD’deki laboratuvarlarda çalışma tekliflerini reddetti.
-
%13’ü ise araştırma fonlamasındaki belirsizlikler yüzünden başka ülkelere yöneldi.
Bu tablo, Washington’un “güvenlik” eksenli politikalarının bilim ekosisteminde yarattığı tahribatı gözler önüne seriyor. Yakın zamanda Çin merkezli yapay zeka girişimi Moonshot AI’nın Kimi K3 modelinin küresel yankı uyandırması, ABD teknoloji çevrelerinde “ABD, Yang Zhilin gibi yetenekleri neden elinde tutamadı?” tartışmasını alevlendirmişti.
Washington’un paradoksu: Duvarlar örülürken rekabet gücü zayıflıyor
Uzmanlar, Pentagon’un bu hamlesinin aslında ABD’nin teknolojik üstünlüğünü koruma çabasındaki çaresizliği yansıttığını belirtiyor. Ancak bu yaklaşım, kendi içinde bir paradoks barındırıyor: Washington, izolasyon yoluyla rekabet avantajını korumaya çalıştıkça, aslında yeniliği besleyen yetenek, fikir ve işbirliğini uzaklaştırarak kendi bilimsel liderliğini zayıflatma riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Daha yüksek duvarlar örme stratejisi, ABD’nin uzun yıllardır sahip olduğu bilimsel çekiciliği aşındırırken, küresel inovasyon ekosisteminde yeni dengelerin oluşmasına zemin hazırlıyor.
Çin’den açıklık vurgusu
Metinde yer alan değerlendirmelere göre, Çin, “ulusal güvenlik” kavramının aşırı genişletilmesine ve bilimsel işbirliğinin siyasallaştırılmasına karşı olduğunu yineliyor.
Çin’in bu süreçte izlemesi önerilen strateji ise şöyle sıralanıyor:
-
Küresel yetenekler için daha cazip bir merkez haline gelmek,
-
Dünya standartlarında araştırma üniversitelerini güçlendirmek,
-
Öncü teknoloji alanlarında insan kaynağı yetiştirmeye öncelik vermek.
Dünyanın en kapsamlı sanayi altyapısına, geniş iç pazara ve hızla olgunlaşan sanayi-üniversite işbirliği modellerine sahip olan Çin’in, küresel ortam ne kadar çalkantılı olursa bu avantajlarının o kadar değer kazanacağı ifade ediliyor.
"Küresel bilim akışı durdurulamaz"
Pentagon'un üniversitelere bir denetim takvimi belirleyebileceğini ancak küresel bilim ve inovasyonun yönünü tek başına belirleyemeyeceğine dikkat çeken uzmanlar, "ABD’nin önündeki asıl mesele, teknolojik üstünlüğünü korurken dünyaya açılan bilimsel ve akademik kanalları ne ölçüde açık tutabileceği olacak" diyor.




