CGTN Türk Dış Haberler Servisi

Çin ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında ticaret savaşları, teknoloji kısıtlamaları ve Tayvan gerilimiyle geçen yılların ardından ilişkilerin çerçevesi yeniden tartışılıyor. Tsinghua Üniversitesi Uluslararası Güvenlik ve Strateji Merkezi Direktörü Prof. Da Wei, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan makalesinde, Pekin ile Washington arasında “stratejik istikrar” olarak adlandırılan yeni bir ilişkinin şekillenmeye başladığını savundu.

İsrail’den Filistin Yönetimi’ne “topyekûn saldırı” tehdidi
İsrail’den Filistin Yönetimi’ne “topyekûn saldırı” tehdidi
İçeriği Görüntüle

Makalede, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile ABD Başkanı Donald Trump’ın mayıs ayında Pekin’de gerçekleştirdiği görüşmede iki ülke arasında “yapıcı stratejik istikrar ilişkisi” kurulması konusunda uzlaşıya vardığı hatırlatıldı. Washington’da bu çerçeveyi “içi boş sözler” olarak değerlendirenlerin bulunduğuna dikkat çekilen yazıda, buna karşın iki ülkenin on yılı aşkın süredir ilk kez ilişkinin nasıl tanımlanacağı konusunda ortak bir noktaya ulaştığı belirtildi.

Stratejik istikrar kavramının nükleer alandaki geleneksel yumuşamadan farklı olduğuna işaret edilen değerlendirmede, “Bu, iki tarafın ilişkilerde daha fazla bozulmayı önleyebileceği ve çıkarların örtüştüğü alanlarda işbirliğini genişletebileceği yeni bir dengeyi ifade ediyor” denildi.

Ticaret savaşı iki tarafın sınırlarını gösterdi

Makaleye göre yeni denge arayışının arkasında yalnızca Xi Jinping ve Donald Trump’ın siyasi tercihleri bulunmuyor. Ekonomik bağların tamamen koparılmasının maliyeti ile olası askeri çatışmanın sonuçlarının iki ülkeyi istikrara yönelten yapısal nedenler olduğu kaydedildi.

Makalede “Trump’ın ikinci döneminin başlamasından bu yana ikili ilişkinin basitçe batmasına izin verilemeyecek kadar büyük olduğu iki taraf için de açık hale geldi” ifadeleri kullanıldı. 2025 yılında tarifeler ve nadir toprak elementleri üzerinden yaşanan karşılıklı hamlelere işaret edilen değerlendirmede, bu sürecin ABD’ye zarar verebilecek kapasiteye ulaştığının altı çizildi.

Çin’in özgüveni arttı

Foreign Affairs’teki makalenin önemli tezlerinden biri de son sekiz yıldaki ABD baskısının Çin’in kalkınmasını durduramadığı görüşüne dayanıyor. Aradan geçen sekiz yılda Çin ekonomisinin temel yapısının ayakta kaldığına dikkat çekilirken, gayrimenkul ve bazı geleneksel sektörlerde sorunlar sürse de ileri teknoloji ve imalat alanında önemli ilerleme sağlandığı belirtildi. DeepSeek’in 2025 yılındaki çıkışı ve Çin’in nadir toprak elementlerindeki konumu örnek gösterilirken, bu gelişmelerin Pekin’deki stratejik özgüveni artırdığı değerlendirmesi yapıldı. Yazıda bu bağlamda şu ifadelere yer verildi:

“Çin’in ABD’den yarı iletken temin edememesi, kendi çip sektörünü güçlendirmeye zorladı. Çin’de artık hâkim görüş, ABD hükümetinin yüksek teknoloji sektörlerine yönelik kısıtlamalarının Çin’i daha fazla kendine yeterlilik ve inovasyona yönelttiği, Washington’ın çevreleme politikalarını etkisiz ve nihayetinde ters tepen bir hale getirdiği yönünde.”

En kritik dosya Tayvan

Foreign Affairs makalesine göre ABD-Çin ilişkilerindeki yeni istikrar arayışının önündeki en büyük risk ise Tayvan dosyası olmaya devam ediyor. “Tayvan, Çin ile ABD arasında bilinçli olarak başlatılabilecek bir askeri çatışmayı tetikleyebilecek tek meseledir.” değerlendirmesine yer verilen makalede adada Demokratik İlerleme Partisi’nin mevcudiyetinin ve Washington’ın izlediği belirsizliğin gerilimi artırdığı belirtildi.

Washington’ın Çin’in ABD ile ilişkilerin temeli ve ulusal güvenliğin krımızı çizgisi olarak belirlediği Tayvan konusunda değişikliğe gitmesi gerektiğini vurgulayan makalede “ABD, Çin’in Tayvan üzerindeki egemenliğini tanıyarak ya da Tayvan’ın bağımsızlığına açıkça karşı çıkarak ilan edilmiş politikasını Pekin’in tutumuna daha fazla yaklaştırabilir.” İfadeleri kullanıldı.