ABD ile İran arasında haziran ayında varılan ve savaşın kalıcı olarak sona erdirilmesi için 60 günlük takvim öngören mutabakatta süre doldu. Ancak Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukasının kaldırılması ve Tahran’ın nükleer programı gibi temel başlıklarda henüz anlaşmaya varılamadı.
İran yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için Washington’ın İran’a yönelik baskı ve askeri faaliyetlerine son vermesini şart koşuyor. Tahran, ABD’nin deniz ablukasını kaldırmasını, Amerikan askeri güçlerinin İran çevresinden çekilmesini ve savaş sırasında meydana gelen zararların tazmin edilmesini talep ediyor.
Washington ise İran’ın taleplerini kabul etmiyor ve yaptırımlar ile deniz ablukası üzerinden Tahran üzerindeki ekonomik baskısını sürdürmeye çalışıyor.
Mutabakat karşılıklı suçlamaların gölgesinde kaldı
Haziran ayında imzalanan mutabakat, askeri operasyonların durdurulmasını ve 60 gün içerisinde savaşın kalıcı biçimde sona erdirilmesini öngörüyordu. Aynı süreçte İran’ın nükleer programına ilişkin anlaşmazlığın çözülmesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması hedefleniyordu.
Ancak mutabakat kısa süre içerisinde karşılıklı ihlal suçlamalarının gölgesinde kaldı. İran, ABD’nin anlaşmaya uymadığını ve askeri saldırılarını sürdürdüğünü savunurken Washington da Tahran’ı mutabakatı ihlal etmekle suçladı.
ABD yönetimi daha sonra İran’ın uluslararası petrol satışlarına olanak sağlayan muafiyetleri kaldırdı ve İran limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden devreye soktu. Tahran ise Washington’ın bu adımlarının haziran ayında varılan mutabakatın ruhuyla bağdaşmadığını belirtiyor.
İranlı yetkililer, ABD ile doğrudan görüşmelerin haziran ayında sona erdiğini, ancak arabulucu ülkeler üzerinden mesaj trafiğinin sürdüğünü bildiriyor. ABD Başkanı Donald Trump ise görüşmelerin devam ettiğini ve ilerleme sağlanabileceğini savunuyor.
İran'dan Hürmüz için üç şart
Müzakerelerin en kritik başlığını Hürmüz Boğazı oluşturuyor. İran yönetimi, boğazın yeniden açılması için Washington’a üç temel şart sunuyor:
- ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukasının kaldırılması,
- Amerikan askeri güçlerinin İran çevresinden çekilmesi,
- ABD ve İsrail ile yaşanan savaşta İran’ın uğradığı zararların tazmin edilmesi.
Tahran ayrıca Hürmüz’ün yeniden açılmasının, boğazın savaş öncesindeki koşullara dönmesi anlamına gelmeyeceğini vurguluyor. İran, Umman ile üzerinde çalışılan yeni düzenleme kapsamında boğazdaki gemi geçişlerinde daha fazla söz sahibi olmayı ve geçişlerden ücret alınmasını gündemde tutuyor.
İran yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın kendi güvenliği göz ardı edilerek ABD’nin talepleri doğrultusunda işletilemeyeceği görüşünde.
Washington baskı politikasını sürdürüyor
Trump yönetimi ise Tahran’ın taleplerine karşı çıkıyor. ABD Başkanı Trump, savaş nedeniyle tazminat ödemesi gereken tarafın İran olduğunu öne sürerken Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün ABD’de bulunduğunu iddia ediyor.
Washington, İran’ı müzakere masasında geri adım atmaya zorlamak amacıyla yaptırımlar ve deniz ablukası üzerinden ekonomik baskıyı sürdürüyor. Ancak askeri seçeneğin yeniden devreye sokulmasının ABD açısından da önemli maliyetler yaratabileceği değerlendiriliyor.
Yeni bir çatışma, ABD’nin savaş sırasında önemli ölçüde kullandığı gelişmiş füze önleyici mühimmat stokları üzerindeki baskıyı artırabilir. Hürmüz’de gerilimin yeniden tırmanması aynı zamanda küresel petrol ve doğal gaz ticaretini etkileyerek enerji fiyatlarında yeni artışlara yol açabilir.
60 gün doldu, kriz çözülmedi
Mutabakatın sağlanmasında arabuluculuk rolü üstlenen Pakistan ise 60 günlük sürenin sona ermesine rağmen diplomatik girişimlerin devam edeceğini açıkladı. İslamabad yönetimi, Washington ile Tahran’ı yeniden müzakere masasında buluşturmak için çalışmalarını sürdüreceğini bildirdi.
İki ayın sonunda taraflar arasındaki temel anlaşmazlıklar ise yerinde duruyor. İran, abluka kaldırılmadan, ABD güçleri bölgeden çekilmeden ve savaşın zararları karşılanmadan Hürmüz konusunda geri adım atmayacağını ortaya koyarken; Washington ekonomik ve askeri baskı politikasını sürdürmekte ısrar ediyor.
Böylece savaşın kalıcı olarak sona erdirilmesi amacıyla belirlenen 60 günlük süre, kapsamlı bir anlaşmaya varılamadan dolmuş oldu.





