CGTN Türk Dış Haberler Servisi

Bekayi: Mutabakat kriz sürecine girdi
Bekayi: Mutabakat kriz sürecine girdi
İçeriği Görüntüle

Fransa'da sağın lideri Marine Le Pen, Avrupa Birliği fonlarını zimmetine geçirmekten aldığı mahkûmiyet kararına rağmen 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarışma hakkını korudu. Paris İstinaf Mahkemesi, Le Pen hakkında verilen mahkûmiyet kararını büyük ölçüde onarken, kamu görevinden men cezasını seçimlere katılmasına imkân sağlayacak şekilde yeniden düzenledi. Üç yıllık hapis cezasının iki yılı ertelenirken, kalan bir yılını elektronik kelepçeyle geçirecek olan Le Pen, kararı temyize taşıyacağını açıkladı ve seçim kampanyasını "elektronik kelepçesiz" yürütmek istediğini söyledi.

Mahkemenin kararı Fransa'da yalnızca yargı sürecini değil, 2027 seçimlerinin seyrini ve Avrupa siyasetinin geleceğini de yeniden tartışmaya açtı. Kamuoyu yoklamalarında uzun süredir cumhurbaşkanlığı yarışının en güçlü isimleri arasında gösterilen Le Pen'in adaylığını sürdürmesi, Avrupa basınında da tartışılıyor.

Mağduriyet oya döner mi?

Almanya merkezli Der Spiegel dergisi Paris İstinaf Mahkemesi'nin kararının Le Pen için siyasi avantaja dönüşebileceğini yazdı. Dergiye göre, mahkemenin ortaya koyduğu deliller ne kadar güçlü olursa olsun, Ulusal Birlik (Rassemblement National-RN) seçmeninin önemli bir bölümü davayı hukuki bir süreçten ziyade siyasi bir hesaplaşma olarak görüyor. Bu nedenle kararın, Le Pen'in yıllardır işlediği "elitler ve yargı tarafından engellenen aday" anlatısını beslediği belirtilirken, "Ayağına takılan kelepçe, Le Pen'in en kıymetli seçim kampanyası desteği olabilir." değerlendirmesi yapıldı.

Benzer bir değerlendirme yapan Neue Zürcher Zeitung, hukuki tartışmaların Ulusal Birlik'i zayıflatmak yerine partinin dönüşümünü hızlandırdığını yazdı. Gazete, Jordan Bardella'nın son dönemde ekonomik söylemi daha liberal bir çizgiye taşıyarak yeni seçmen gruplarına ulaştığını, siyasi yelpazenin daha uç noktalarında yeni partilerin ortaya çıkmasının da Ulusal Birlik'i geçmişe kıyasla daha ılımlı bir alternatif gibi gösterdiğini belirtti. Gazeteye göre Ulusal Birlik’i güçlendirdi.

La Libre Belgique ise tartışmayı partinin son on beş yılda geçirdiği dönüşüm üzerinden ele aldı. Gazete, Marine Le Pen'in babasından devraldığı aşırı sağ hareketi iktidara talip bir siyasi güce dönüştürmeye çalıştığını hatırlatırken, bugün verilen en büyük sınavın seçmenin mahkûmiyet kararına vereceği tepki olduğunu vurguladı. Yazıda, "Marine Le Pen ne pahasına olursa olsun adaylığında ısrar ederek, Ulusal Birlik’in normalleşmesinin ve popülaritesinin artık seçmenlerinin onun kamu fonlarını zimmetine geçirmesini affedecek kadar ilerlemiş olduğuna bel bağlıyor." ifadelerine yer verildi.

Fransızlar beklenen ilgiyi göstermeyebilir

Avrupa basınında bu görüşü paylaşmayan yorumlar da öne çıktı. The Irish Times, Le Pen'in mağduriyet stratejisinin beklediği siyasi karşılığı bulamayabileceğini yazdı. Gazete, kamuoyu araştırmalarının Fransız seçmeninin önemli bölümünün yürütülen yargı sürecini haklı bulduğunu aktarırken, özellikle ikinci turda ihtiyaç duyacağı merkez sağ seçmenin Trump benzeri bir yargı karşıtı kampanyaya mesafeli yaklaşabileceğini savundu. Yazıda ayrıca bazı anketlerde Jordan Bardella'nın Le Pen'den daha güçlü bir aday olarak öne çıktığına da dikkat çekildi.

Salzburger Nachrichten ise hukuki sürecin henüz tamamlanmadığını hatırlattı. Gazete, temyiz sürecinde daha ağır bir kamu görevinden men kararının çıkması ihtimalinin tamamen ortadan kalkmadığını belirterek, böyle bir senaryoda Ulusal Birlik'in seçim kampanyası devam ederken yeni bir cumhurbaşkanı adayı belirlemek zorunda kalabileceğini yazdı. Bu nedenle mahkeme kararının kısa vadede Le Pen'in siyasi konumunu güçlendirdiği yönündeki değerlendirmelere karşın hukuki belirsizliğin sürdüğü görüşünü dile getirdi.

Hukuk ve demokrasi ilişkisi sorgulanıyor

Yargı kararının ardından Avrupa basınında öne çıkan bir diğer başlık ise hukukun üstünlüğü ile demokratik meşruiyet arasındaki denge oldu. Bazı gazeteler mahkemelerin görevini yerine getirdiğini savunurken, bazı yorumcular ise aşırı sağın yükselişinin yalnızca yargı kararlarıyla durdurulamayacağını vurguladı. Tartışmanın odağında, seçmenin sandıkta vereceği karar ile yargının denetim yetkisi arasındaki sınırlar yer aldı.

Libération, Le Pen'in kararın açıklandığı akşam yaptığı televizyon konuşmasının hukukun üstünlüğünü tartışmaya açtığını savundu. Gazete, Yargıtay'a başvurmasının doğal bir hak olduğunu belirtirken, adaylığını meşrulaştırmak için kullandığı söylemin hukuk devletini sorguladığını yazdı. Yazıda, "2027 ilkbaharında seçmenin önüne gelecek tercih, hukukun üstünlüğünden yana ya da hukukun üstünlüğüne karşı verilecek bir karar olacaktır." değerlendirmesi yapıldı.

El País ise Paris İstinaf Mahkemesi'nin Le Pen'in adaylığını tamamen engellememesinin, Fransız yargısının demokratik sürece müdahale ettiği yönündeki eleştirileri önemli ölçüde boşa çıkardığını savundu. Gazete, "Hâkimler, eylemlerin hukuka uygunluğuna karar verir; ancak ülkeyi kimin yöneteceğine son tahlilde yurttaşlar karar verir." ifadelerini öne çıkarırken, hüküm giymiş adayların demokratik sistemlerde yeni bir tartışma alanı oluşturduğunu, bunun Avrupa'da olağan bir siyasi pratiğe dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.