Japonya, güvenlik aygıtını ve askeri kapasitesini güçlendirme yönünde yeni adımlar attı.
Hükümet, ulusal istihbarat toplama yeteneğini artırmak amacıyla merkezi bir istihbarat teşkilatı kurarken, Öz Savunma Kuvvetleri uzun menzilli seyir füzesinin ilk deneme fırlatmasını gerçekleştirdi. Bu hamleler, ülkenin giderek hızlanan askeri yapılanması konusunda hem bölgesel hem de iç kamuoyunda endişeleri tırmandırdı.
Yeni Ulusal İstihbarat Bürosu resmen kuruldu
Japon hükümeti, istihbarat kapasitesini merkezileştirmek ve güçlendirmek için Ulusal İstihbarat Bürosu’nu resmen faaliyete geçirdi. Teşkilatın başına eski bir güvenlik yetkilisi olan Hara Kazuya atandı. Bu yapı, başbakanlık ofisine doğrudan bağlı olarak çalışacak ve mevcut dağınık istihbarat birimlerini tek bir çatı altında toplamayı hedefliyor.
Tarihte ilk: Tomahawk füzesi Pasifik’te denendi
Japonya Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre, Öz Savunma Kuvvetleri 28 Temmuz’da Pasifik Okyanusu’nda ABD yapımı Tomahawk seyir füzesinin ilk deneme atışını gerçekleştirdi.
Ses altı hızda seyreden ve çoğunlukla deniz platformlarından fırlatılan bu füzenin menzili 2.000 kilometreyi aşıyor. Karadan konuşlandırılabilen varyantları da bulunan Tomahawk, Japonya’nın şimdiye kadar sahip olmadığı bir saldırı kabiliyetini temsil ediyor.
“Sadece Savunma” ilkesi aşınıyor
Analistler, Japonya’nın son adımlarının, II. Dünya Savaşı sonrası benimsenen “sadece savunmaya yönelik” politika anlayışından belirgin bir sapma olduğunu vurguluyor.
Fudan Üniversitesi Japon Araştırmaları Merkezi’nden Wang Guangtao, yeni istihbarat bürosunu eleştirerek, bu yapının “başbakanlık ofisi liderliğinde” güçlü bir dikey komuta zinciri oluşturacağını ve yeterli denetim olmadan yetkileri yoğunlaştıracağını söyledi. Wang, “Japonya’nın savaş öncesinde de benzer dikey istihbarat sistemi militarizm ve dış saldırganlıkla iç içeydi. Böyle bir teşkilatın yeniden canlanması, baskıcı savaş dönemi yönetimini ve ifade özgürlüğünün kısıtlanmasını hatırlatıyor” dedi.
Şanghay Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nden Cai Liang ise, istihbarat reformunun pasifist çerçeveden kopuşu simgelediğini belirterek, “Japonya, istihbarat stratejisini geleneksel savunmanın ötesine taşıyarak, Öz Savunma Kuvvetleri’nin karşı saldırı yeteneklerine proaktif istihbarat desteği sağlıyor. Bu durum bölgesel güvenlik dengesini bozabilir” uyarısında bulundu.
İç politikada tartışmalar ve toplumsal tepkiler
Yeni istihbarat teşkilatının kurulmasına olanak tanıyan yasa, iktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) tarafından muhalefetin direnişine rağmen meclis alt kanadında kabul edildi. LDP ayrıca, yıl sonunda revize edilmesi planlanan üç temel güvenlik belgesi kapsamında savunma harcamalarının daha da artırılmasını talep ediyor.
Bu gelişmeler, Japonya genelinde protestoları beraberinde getirdi. Bu yıl düzenlenen gösterilerde vatandaşlar:
-
Hükümeti kamuoyunun kaygılarını dikkate almamakla suçladı,
-
Mevcut yönetimin ülkeyi yavaş yavaş savaşa sürüklediği uyarısında bulundu,
-
Yeni istihbarat bürosunun kişisel verilerin toplanmasını genişleterek gizlilik ve ifade özgürlüğünü tehdit edebileceği endişesini dile getirdi.
31 Temmuz: Bir “Tesadüf”ün ötesinde
Japonya hükümeti'nin Ulusal İstihbarat Bürosu’nun kuruluşu günü olarak 31 Temmuz'u seçmesi, tesadüfün ötesinde bir anlam taşıdığı şeklinde değerlendiriliyor. Bu tarih, II. Dünya Savaşı sırasında Japon faşizminin işgal ettiği topraklarda esir aldığı milyonlarca masum insan üzerinde biyolojik ve kimyasal deneyler yapan 731. Birimi’nin faaliyetleriyle özdeşleşmiş durumda.
Uzmanlara göre, Tokyo’nun böylesine sembolik bir tarihi kuruluş günü olarak seçmesi, “barışçıl anayasa” söylemiyle bağdaşmadığı gibi, tarihî vicdanı da hiçe sayan bir tavrı gözler önüne seriyor.
731. Birimi, Japon faşizminin Alman ve İtalyan müttefikleriyle eşgüdüm içinde, Çin başta olmak üzere Asya’daki sivil yerleşimlere veba, kolera ve tifo gibi patojenler yayarak kasıtlı salgınlar çıkarmış; esirler üzerinde canlı otopsi, donma ve basınç deneyleri gibi vahşetlere imza atmıştı. Bu birim, savaş sonrasında ABD ile yapılan gizli pazarlıklar sayesinde yargılanmaktan kurtulmuş, ancak tarihe kara bir leke olarak geçmişti.
"Yeni gerilimlere yol açabilir"
Japonya’nın hem istihbarat yapılanmasında hem de saldırı silahlarının geliştirilmesinde attığı son adımlar, ülkenin savaş sonrası güvenlik kimliğinde köklü bir değişimin işareti olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlar, Tokyo’nun proaktif istihbarat stratejisinin ve artan askeri kapasitesinin Asya-Pasifik bölgesinde yeni gerilimlere yol açabileceği konusunda uyarırken, içerideki muhalif seslerin de baskısının süreceği öngörülüyor.



