İsrail’den göç dalgası, hükümetin tüm “güvenlik” ve “istikrar” söylemine rağmen hız kesmiyor. İsrail Merkezi İstatistik Bürosu’nun (CBS) İbrani takvimine göre yılbaşı Roş Haşana öncesi yayımladığı yıllık veriler, ülkenin en kritik sorunlarından birini gözler önüne seriyor: İsrail’den ayrılanların sayısı, ülkeye gelenleri geride bıraktı.
Nüfus artıyor ama göç dengesi eksi veriyor
Verilere göre İsrail nüfusu son bir yılda yaklaşık 124 bin kişi artarak tahmini 10,3 milyona ulaştı.
Nüfus artış oranı yüzde 1,2 olarak kaydedildi. Ancak bu artış, ülkenin kendi vatandaşlarını tutamadığı gerçeğini örtmüyor. Uluslararası göç dengesinde yaklaşık 8 bin kişilik net kayıp yaşandı.
Bu dönemde İsrail’e 24 bin yeni göçmen, 4 bin aile birleşimi ve ülkesine dönen 21 bin vatandaşla birlikte toplam 49 bin kişi yerleşti. Buna karşılık yaklaşık 57 bin İsrailli kalıcı olarak yurt dışına göç etti. Yani ülkeye gelen her kişiye karşılık, ülkeden ayrılanların sayısı daha fazla.
Üç yılda 268 bin kişi ülkeyi terk etti
Asıl çarpıcı tablo ise uzun vadeli verilerde ortaya çıkıyor. Tel Aviv Üniversitesi’nin CBS verilerine dayanarak hazırladığı araştırmaya göre, 2023’te 86 bin 509, 2024’te 91 bin 499 ve 2025’te 90 bin 922 İsrailli ülkeyi terk etti. Son üç yılda toplam 268 bin 930 kişi İsrail’den ayrıldı.
Bu rakam, 2013-2015 yıllarında kaydedilen 83 bin 219 kişilik göç sayısıyla karşılaştırıldığında, ülkeden ayrılanların sayısının on yılda üç katından fazla arttığını gösteriyor. Bir başka deyişle, İsrail’den göç on yıl öncesine kıyasla katlanarak büyüdü.
Doğumlar var, ama gelecek kaygısı da büyük
Yıllık verilere göre İsrail’de 183 bin 678 canlı doğum kaydedildi ve doğurganlık hızı kadın başına ortalama 2,88 çocuk oldu. Nüfusun yaklaşık 7,82 milyonunu Yahudiler ve diğer gruplar (yüzde 78,3), yaklaşık 2,17 milyonunu ise “1948 Arapları” diye isimlendirilen İsrail vatandaşı Filistinlilerin de yer aldığı Araplar (yüzde 21,7) oluşturuyor. Ülkede ayrıca 304 bin yabancı uyruklu ikamet ediyor.
Ancak doğum oranlarındaki görece yükseklik, ülkeyi terk edenlerin yarattığı boşluğu doldurmuyor. Zira göç edenler ağırlıklı olarak genç, eğitimli ve üretken nüfustan oluşuyor; bu da İsrail’in karşı karşıya olduğu “beyin göçü” sorununu derinleştiriyor.
Savaş, kutuplaşma ve ekonomik baskı
İsrailli yetkililer, göç dalgasını genellikle “geçici” ve “olağan” bir hareketlilik olarak sunmaya çalışsa da, rakamlar farklı bir hikâye anlatıyor. Son üç yılda göçün üç katından fazla artması, bunun konjonktürel bir dalgalanma değil, yapısal bir kriz olduğunu gösteriyor.
Göçün arkasındaki başlıca nedenler arasında şunlar öne çıkıyor:
-
Sürekli savaş hali: Gazze ve Lübnan’a askeri saldırılar, yedek askerlik yükü ve güvenlik belirsizliği, özellikle genç aileleri ülkeden uzaklaştırıyor.
-
Siyasi kutuplaşma ve yargı reformu tartışmaları: Hükümetin yargı üzerindeki etkisini artırmaya yönelik adımları, laik ve liberal kesimlerde “ülkede kalınamaz” algısını güçlendirdi.
-
Ekonomik baskılar: Artan yaşam maliyeti, konut fiyatları ve ekonomik belirsizlik, özellikle genç profesyonelleri alternatif ülkelere yönlendiriyor.
-
Uluslararası izolasyon: İsrail’in uluslararası alanda artan yalnızlığı, bazı vatandaşlar için yurt dışında kariyer ve yaşam planlarını daha cazip hale getiriyor.
İsrail’den ayrılanların sayısının ülkeye gelenleri geçmesi, hükümetin “İsrail güvenli ve cazip bir ülke” anlatısıyla açıkça çelişiyor. Ülkeyi terk eden on binlerce İsrailli, bir anlamda ayaklarıyla oy veriyor: Siyasi ve askeri politikaların bedelini ödemek istemeyen genç nesil, çözümü başka ülkelerde arıyor ve bu tablo, İsrail’in kendi vatandaşlarının güvenini kaybetmekle de karşı karşıya olduğunu gösteriyor.




