CGTN Türk Dış Haberler Servisi

İsrail'de parlamento 17 Temmuz'da feshedilirken ülke 27 Ekim'de tarihinin en kritik seçimlerinden birine hazırlanıyor. Seçmenler ilk kez 7 Ekim 2023 olaylarının ardından sandık başına giderken, oylama yalnızca Başbakan Binyamin Netanyahu'nun siyasi geleceğini değil, İsrail'in güvenlik anlayışını, toplumsal yapısını ve dış politika yönelimini de belirleyecek. The Economist, seçimlerin Netanyahu ile muhalefet arasındaki sıradan bir iktidar mücadelesinden çok daha fazlasını ifade ettiğini, ülkenin "sürekli savaş" anlayışı ile yeni bir stratejik yön arayışı arasında tercih yapacağını vurguluyor.

Dergiye göre Netanyahu seçim kampanyasını İran, Hamas ve Hizbullah'a karşı yürütülen askeri operasyonları öne çıkararak sürdürüyor. Netanyahu, İsrail'in tarihte hiç olmadığı kadar güçlü olduğunu savunsa da savaşların hiçbiri kalıcı biçimde sona ermiş görünmüyor. Gazze, Lübnan ve Suriye'deki askeri varlık devam ederken İsrail ordusunun uzun süren işgal girişimleri nedeniyle ciddi bir yıpranma yaşadığı belirtiliyor. Hamas ve Hizbullah'ın tamamen tasfiye edilememesi, İran'ın nükleer ve balistik füze kapasitesinin ortadan kaldırılamaması ise Netanyahu'nun sık sık dile getirdiği "tam zafer" söyleminin sorgulanmasına yol açıyor.

Askeri tablo kadar diplomatik bilanço da tartışma yaratıyor. Gazze savaşının ardından İsrail'in uluslararası itibarının önemli ölçüde zedelendiğini belirten Economist, Suudi Arabistan ile normalleşme ihtimalinin askıya alındığını, Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel ortakların dahi Tel Aviv ile yakın ilişkilerini kamuoyu önünde göstermemeye çalıştığını aktarıyor. Washington cephesinde de dikkat çekici bir mesafe oluştuğuna işaret edilirken, Donald Trump yönetiminin İran görüşmelerinde İsrail'i sürecin dışında bırakmasının ve Netanyahu'ya yönelik sert ifadelerinin iki ülke ilişkilerindeki gerilimin göstergesi olduğu değerlendiriliyor.

Yeni parti iktidara yolunda mı?

Muhalefetin en dikkat çekici ismi ise eski Genelkurmay Başkanıg Gadi Eisenkot oldu. Yeni kurduğu Yashar Partisi son kamuoyu yoklamalarında Likud'u geride bırakmaya başladı. Eisenkot, İsrail'in "ne zaman savaşa gireceğini bilen" bir devlete dönüşmesi gerektiğini savunurken, savaşın kendi başına bir amaç haline gelmesine karşı çıkıyor.

The Economist, muhalefetin Netanyahu'yu eleştirmesine rağmen Gazze, Batı Şeria ve Lübnan konusunda kapsamlı bir alternatif strateji ortaya koyamadığını belirtiyor. Bunun temel nedenlerinden biri de 7 Ekim sonrasında İsrail toplumunun belirgin biçimde sağa kayması. Araştırmalara göre İsraillilerin yüzde 38'i son üç yılda daha sağcı bir çizgiye yöneldiğini söylerken, sola kayanların oranı yalnızca yüzde 7 seviyesinde kaldı.

Trump iddiası: 60 ülkeye yüzde 12,5 gümrük vergisi getirecek
Trump iddiası: 60 ülkeye yüzde 12,5 gümrük vergisi getirecek
İçeriği Görüntüle

Din seçimlerin ayrılmaz parçası

Seçim kampanyasının en dikkat çekici başlıklarından biri ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik muafiyeti olacak. Yaklaşık 90 bin Haredi öğrencisinin zorunlu askerlikten muaf tutulması uzun süredir toplumda tepki yaratırken, muhalefet bu ayrıcalığın kaldırılmasını savunuyor. Tartışma yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı kalmıyor. Ultra-Ortodoks okullarında matematik ve fen gibi temel derslerin yeterince verilmemesi, iş gücüne katılım oranlarının düşüklüğü ve kamu bütçesinden aktarılan yüksek kaynaklar da seçim gündeminin merkezine yerleşmiş durumda. Muhalefet, eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesini ve Haredilerin ekonomik hayata daha fazla katılmasını savunurken, dini partiler bunu yaşam tarzlarına yönelik bir müdahale olarak görüyor.

Ekonomide iki farklı tablo

Ekonomi cephesinde ise tablo iki farklı hikâye anlatıyor. İsrail ekonomisi 2025 yılında yüzde 2,9 büyüyerek dayanıklılığını korusa da teknoloji sektöründeki beyin göçü endişeleri giderek artıyor. Dergiye konuşan uzmanlar, savaş nedeniyle araştırmacılar, doktorlar ve yüksek teknoloji çalışanlarının ülkeyi terk etmeye başlamasının uzun vadede İsrail'in hem ekonomik rekabet gücünü hem de savunma teknolojilerindeki üstünlüğünü zayıflatabileceği uyarısında bulunuyor. Netanyahu cephesi ise yüksek teknoloji sektörünün güçlü yapısı sayesinde bu risklerin zamanla aşılacağını iddia ediyor.

The Economist'e göre seçimlerin en kritik yönü ise kampanyada neredeyse hiç konuşulmayan Filistin meselesi. Ana akım partilerin büyük bölümü iki devletli çözümden söz etmekten kaçınırken, Batı Şeria'daki yerleşimlerin genişlemesi ve Filistinlilerle yaşanan gerilim gelecekte yeni bir çatışma riskini artırıyor. Dergi, Netanyahu'nun kaybetmesi halinde dahi yeni hükümetin önünde Gazze, Lübnan ve Batı Şeria dosyalarının çözüm beklemeye devam edeceğini vurguluyor. Bu nedenle 27 Ekim seçimleri yalnızca hükümeti değiştirecek bir oylama olarak değil, İsrail'in savaş merkezli güvenlik anlayışını sürdürüp sürdürmeyeceğini belirleyecek tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.