Haber Merkezi

30 Temmuz'da, İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı Sebte'ye (Ceuta) son 24 saatte yaklaşık 49 bin göçmen giriş yaptı. Kentin nüfusunun 83 bin 600 olduğu düşünüldüğünde, bu sayı yerel halkın neredeyse tamamının Sebte'ye geçmek istediğine işaret ediyor. Bu akın, 2021’den bu yana Sebte'ye yönelik en büyük düzensiz göç dalgası olarak kayıtlara geçti.

Görgü tanıkları yaşananları “tam bir kaos” olarak nitelendirirken, İspanya bölgeye asker sevk etti. En az 34 kişi bu yolda hayatını kaybetti. Peki bu insani trajedinin perde arkasında ne var? Batı’nın göç politikaları bu kaosu nasıl besliyor?

Göçü “güvenlik sorunu” olarak görmek: Batı’nın temel yanılgısı

Avrupa Birliği, göçü uzun yıllardır bir “güvenlik sorunu” olarak tanımlıyor. Bu yaklaşım, göçmenleri insan olarak değil, “tehdit” olarak gören bir zihniyetin ürünü olarak değerlendiriliyor. AB, dış sınırlarını Frontex gibi mekanizmalarla korumaya çalışırken, göçün kök nedenlerine—yoksulluk, eşitsizlik, iklim krizi, sömürgeciliğin mirası—gözlerini kapatıyor.

Bu yaklaşımın en somut göstergesi, AB’nin 2026’da onayladığı yeni göç rejimi. Avrupa Parlamentosu’nun onayladığı kararla, sığınma başvurusu reddedilen kişilerin AB dışındaki üçüncü ülkelere gönderilmesi kolaylaştırıldı. Başka bir deyişle: Avrupa, sığınmacıları “dışarıda tutmak” için Afrika ülkeleriyle anlaşmalar yapıyor, bu ülkeleri kendi kirli işlerinde taşeron olarak kullanıyor.

Rapora göre, AB’nin daha sıkı sınır önlemleri ve Afrika ülkeleriyle yaptığı göç anlaşmaları, Afrika’dan ayrılanların sayısını azaltmakta başarısız oldu. Tam tersine, bu politikalar göç rotalarını daha riskli ve ölümcül güzergâhlara yönlendiriyor.

Sebte krizi: Batı’nın iç yüzü

Sebte'de (Ceuta) yaşananlar, Batı’nın göç politikalarının nasıl bir çıkmaza sürüklendiğini gözler önüne seriyor.

İspanya'ya göçmen akını: O sınır kapısını kapattı
İspanya'ya göçmen akını: O sınır kapısını kapattı
İçeriği Görüntüle

İspanya hükümeti, yaklaşık 500 bin düzensiz göçmene yasal statü verme planıyla göçü “yönetmeye” çalışırken, İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani bu kararı “son derece hatalı” bularak, bunun “insan kaçakçılığını teşvik ettiğini” söyledi. İtalya, Schengen Bölgesi’nin İspanya’ya kapatılması çağrısında bulundu.

AB içindeki bu ayrışma, Batı’nın göç konusundaki ikiyüzlülüğünü açığa vuruyor: Bir yanda insan hakları söylemi, diğer yanda sınırları kapatma telaşı. İspanya’nın sol hükümetinin “göç yanlısı” politikası, Avrupa’da aşırı sağın yükseldiği ülkelerle çatışıyor.

Fransa, durumun kendi topraklarına sıçramasından endişe ederek İspanya ile sınırını sıkılaştıracağını duyurdu. Aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi lideri Marine Le Pen, “İspanya ile sınırın kapatılması” çağrısı yaptı. Almanya’dan da benzer endişe yankıları geldi.

Cevap bekleyen soru ise şu: Peki ya ölen 34 kişi? Onlar için hangi lider ya da ülke “olağanüstü önlem” aldı?

Mahkeme kararı ve “Hukuk” oyunu

Krizin perde arkasında ilginç bir hukuki boyut daha var. İspanya Yüksek Mahkemesi, Temmuz ayında Ceuta veya Melilla’ya ulaşmaya çalışırken denizde durdurulan göçmenlerin Fas’a geri gönderilemeyeceğine hükmetti.

Bu karar, insan kaçakçılığı şebekeleri tarafından “belgesiz göçmen akışını teşvik etmek” için kullanıldı. Yani Batı’nın kendi mahkemeleri, kendi politikalarını baltalıyor. Göçmenler, Avrupa’nın “hukuk devleti” vaadi ile “sınır güvenliği” saplantısı arasında sıkışıp kalıyor. Bu çelişkinin bedelini ise hayatlarıyla ödüyorlar.

Duvarlar yıkılmıyor, insanlar ölüyor

Fas’tan Sebte'ye yaşanan bu kitlesel akın, Batı’nın göç politikalarının iflasını ilan eden bir belge niteliği taşıyor.

AB, on yıllardır daha yüksek duvarlar, daha sıkı kontroller, daha sert yasalar inşa etti. Ancak göçmenler gelmeye devam etti. Çünkü göç, bir tercih değil, bir zorunluluk. İnsanlar, açlıktan, savaştan, umutsuzluktan kaçıyor. Batı’nın “dışarıda tutma” stratejisi, bu gerçeği değiştirmiyor; sadece daha fazla ölüme, daha fazla kaosa yol açıyor.

Sebte'deki 49 bin göçmen, Avrupa’nın sadece bir günde karşılaştığı insan dalgası. Bu, bir “işgal” değil, küresel adaletsizliğin, sömürgeciliğin mirasının ve Batı’nın göz yumduğu eşitsizliğin somut yüzü.

Batı, göçmenleri “düzensiz” olarak etiketleyip kendi sorunlarından arınmaya çalışırken, asıl düzensizlik kendi politikalarında. Duvarlar yıkılmadıkça, insanlar ölmeye devam edecek.