CGTN Türk Dış Haberler Servisi
Çin ekonomisi, jeopolitik çatışmaların enerji piyasalarını ve küresel tedarik zincirlerini sarstığı 2026 yılının ilk yarısında büyümesini sürdürdü. Çin’in gayrisafi yurt içi hasılası sabit fiyatlarla geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,7 artarak 69,57 trilyon yuana ulaştı. Ekonominin büyüklüğü bir yılda 3,6 trilyon yuan genişlerken bu rakam, son beş yılın ilk yarı dönemleri içindeki en yüksek artış olarak kayıtlara geçti. Açıklanan veriler, büyümenin Pekin yönetiminin yılın tamamı için belirlediği hedefle uyumlu seyrettiğini gösterdi.
Çin’in performansı, Orta Doğu’da şubat ayının sonundan bu yana devam eden çatışmaların petrol fiyatlarını artırdığı ve birçok ülkede enerji arzı konusunda alarm verilmesine yol açtığı bir dönemde geldi. Çin’in enerji tedariki küresel sarsıntıdan görece sınırlı ölçüde etkilenirken ülkenin güneş paneli, batarya, elektrikli araç ve diğer yeni enerji ürünlerindeki ihracatı hız kazandı. Avrupa’da etkili olan aşırı sıcaklar da Çin üretimi klima, vantilatör ve diğer soğutma ürünlerine talebi artırdı. Bazı uluslararası medya kuruluşları, Çin’in bu alandaki üretim ve ihracat kapasitesini “soğuk güç” olarak nitelendirdi.
İç pazarın büyümedi rolü güçleniyor
Dış ticaret rakamları, iç pazarın büyümedeki rolünün güçlendiğine işaret etti. Yılın ilk yarısında Çin’in ithalatı yüzde 22,1 artarak ihracattaki büyümenin 8,7 puan üzerine çıktı. İthalatın dış ticaretteki toplam genişlemeye katkısı ihracatı geride bırakırken Çin, 150’den fazla ülke ve bölgeden yaptığı alımları artırdı. Dünyanın en büyük imalat ülkesi ve ikinci büyük tüketici pazarı konumundaki Çin’in ithalatındaki yükseliş, ülkenin yalnızca küresel pazarlara mal satan bir üretim merkezi olmadığını, aynı zamanda diğer ekonomiler için giderek büyüyen bir talep kaynağı haline geldiğini ortaya koydu.
Pekin yönetimi açısından Çin ekonomisinin istikrarlı seyri, küresel sanayi ve tedarik zincirlerinde yaşanabilecek yeni kesintilerin sınırlandırılması bakımından da önem taşıyor. Çin pazarının daha fazla dışa açılması, ihracata dayalı ekonomiler ile Çin’de faaliyet gösteren uluslararası şirketler için yeni fırsatlar yaratıyor. Bununla birlikte ithalattaki hızlı yükseliş, iç talebin seyri ve Çin’in büyüme modelini ne ölçüde tüketime dayalı hale getirebileceği konusundaki tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı.
Yeni nitelikli üretici güçler dönemi
Yılın ilk yarısında büyümenin bileşimi de değişmeye devam etti. Yeni büyüme dinamiklerinin ekonomiye katkısı yüzde 40’ı aşarken belirli büyüklüğün üzerindeki yüksek teknolojili imalat sektörünün katma değeri yüzde 13,3 arttı. Entegre devre üretimi ve akıllı araç ekipmanları başta olmak üzere yapay zekâyla bağlantılı sektörlerdeki büyüme yüzde 30’un üzerinde gerçekleşti. Geleneksel sanayiler dijitalleşme ve otomasyon yatırımlarını hızlandırırken Pekin’in “yeni nitelikli üretici güçler” olarak adlandırdığı teknoloji merkezli kalkınma yaklaşımı ekonomik verilerde daha görünür hale geldi.
Bu dönüşüm yalnızca fabrikalarla sınırlı kalmadı. Akıllı ulaşım sistemleri, yapay zekâ destekli sağlık hizmetleri, hizmet sektöründe kullanılan insansı robotlar ve dijital kamu uygulamaları gündelik yaşamda daha geniş yer bulmaya başladı. Çin yönetimi, teknolojik gelişmeyi üretkenlik artışının yanı sıra sağlık, ulaşım ve kamu hizmetlerine erişimi kolaylaştıracak bir araç olarak ele alıyor. Böylece teknoloji yatırımları, Pekin’in “insana yatırım” olarak tanımladığı ekonomik stratejinin temel unsurlarından birine dönüşüyor.
IMF tahmini Çin’in hedeflerini destekliyor
Uluslararası Para Fonu’nun küresel ekonomik büyüme beklentisini aşağı çekerken Çin’e ilişkin tahminini 0,2 puan artırarak yüzde 4,6’ya yükseltmesi de Pekin’in yılsonu hedeflerini destekleyen göstergelerden biri oldu. Buna karşın ikinci çeyrekte yaşanan ivme kaybı; dış talep, enerji fiyatları, jeopolitik belirsizlikler ve iç tüketimin sürdürülebilirliği gibi başlıklarda risklerin devam ettiğini gösterdi.
Çin ekonomisinin önündeki temel sınav, ülkenin geniş iç pazarını, kapsamlı sanayi altyapısını, yetişmiş insan kaynağını ve teknolojik yenilik kapasitesini ortak bir büyüme dinamiğine dönüştürmek olacak. Pekin yönetimi, 15’inci Beş Yıllık Plan döneminin başladığı 2026 yılında istikrarlı büyüme, dışa açılma ve inovasyon politikalarıyla küresel belirsizliğin etkisini dengelemeyi hedefliyor. İlk yarı verileri Çin’in yıllık ekonomik ve sosyal kalkınma hedeflerine ulaşabilecek kapasiteyi koruduğunu gösterirken yılın ikinci yarısındaki performansı iç talebin gücü ve dış risklerin seyri belirleyecek.





