Haber Merkezi
Batılı liderler, Avrupa’nın uzun yıllardır ABD’ye aşırı bağımlı güvenlik ve dış politika yaklaşımının yol açtığı sorunlara yönelik daha açık ve sert uyarılarda bulunmaya başladı. Belçika Başbakanı Bart De Wever’in son açıklamaları, bu sorgulamanın Avrupa siyasetinde giderek daha görünür hâle geldiğini ortaya koydu.
De Wever’in “mutlu bir vasal”dan “sefil bir köle”ye dönüşme uyarısı, sosyal medyada geniş yankı bulurken, Avrupa’nın transatlantik ilişkilere bakışında yaşanan zihinsel kırılmayı da simgeledi.
“Büyük Sopa” benzetmesi ve kırılganlık vurgusu
Bart De Wever, önde gelen Belçika medya kuruluşlarının ev sahipliğinde düzenlenen “Avrupa’nın Geleceği” başlıklı üst düzey forumda yaptığı konuşmada, Avrupa’nın uzun yıllar boyunca güvenliği için ABD’nin “büyük sopasına” güvendiğini, ancak bu gücün artık müttefiklere karşı da kullanıldığını söyledi.
De Wever, mevcut tablonun Avrupa’nın stratejik kırılganlıklarını açığa çıkardığını ve kıtayı ABD’ye olan bağımlılığıyla yüzleşmeye zorladığını belirterek, “Bu çok önemli bir an” ifadesini kullandı.
ABD’ye sürekli bağımlılığın riskleri
Ocak ayı sonunda De Tijd ve L’Echo gazetelerinin ortak düzenlediği Yeni Yıl forumunda da benzer mesajlar veren De Wever, Avrupa’nın stratejik özerkliği, transatlantik ilişkilerin dönüşümü ve AB iç pazarının daha derin entegrasyonu konularına dikkat çekti.
Belçika Başbakanı, ABD’ye sürekli bağımlılığın artık sürdürülebilir olmadığını, bu durumun Avrupa’yı siyasi ve ekonomik baskılara açık hâle getirdiğini vurguladı.
Trump yönetimine eleştiriler
De Wever, ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa vizyonunun, Avrupa Birliği’ni birleşik bir siyasi ve ekonomik güç olarak kabul etmediğini ve temelden düşmanca olduğunu belirterek Trump’ın “Avrupa’yı seviyorum” derken aslında “vasallık içinde yaşayan ya da köleliğe sürüklenen 27 ayrı ülkeyi” kastettiğini söyledi.
AB’nin kolektif ekonomisinin ABD ile rekabet edebilecek tek yapı olduğunu vurgulayan De Wever, “Bundan hoşlanmıyor” diyerek Washington’un birleşik bir Avrupa’ya mesafeli yaklaşımını eleştirdi.
“Amerikan yanlısıyım ama…”
Transatlantik ilişkiler hakkında konuşan De Wever, kendisini “bulabileceğiniz en Amerikan yanlısı insanlardan biri” olarak tanımladı. Ancak ittifakların tek taraflı tavizler üzerine değil, karşılıklı saygıya dayanması gerektiğini vurguladı.
İlişkiyi bir evliliğe benzeten De Wever, “Tango yapmak için iki kişi gerekir” diyerek, Avrupa’nın artık saf iyimserlikten uzaklaşması gerektiğini savundu.
Kamuoyundan destek mesajları
Forumda paylaşılan video, Avrupalı sosyal medya kullanıcıları arasında da geniş yankı buldu. Birçok kullanıcı, De Wever’in açıklamalarını destekleyerek Avrupa liderlerini söylemden eyleme geçmeye çağırdı.
Bir kullanıcı, Avrupa’nın yıllardır tekrarlanan boş sözler yerine somut adımlar atması gerektiğini belirterek, aksi hâlde “Trump’ın sofrasında yer almak zorunda kalınacağı” uyarısında bulundu.
Almanya’dan benzer mesajlar
Belçika Başbakanı’na benzer şekilde Almanya Başbakanı Friedrich Merz de Avrupa’nın birlik ve özgüven ihtiyacına dikkat çekti. DW’ye göre Merz, Alman parlamentosunda yaptığı konuşmada, Trump’ın gümrük vergisi tehditlerine karşı Avrupa’nın kararlılığını övdü.
Merz, Avrupa’nın artık tehditlerle siyaset yapılmasına izin vermeyeceğini belirterek, kıtanın kendini savunma kapasitesine sahip olduğunu söyledi.
Avrupa’da ton değişimi mi?
Batı medyası, Avrupalı liderlerin son dönemdeki bu sert açıklamalarını, Trump’ın gümrük vergisi tehditleri ve Grönland’a yönelik çıkışları karşısında daha iddialı bir tutuma geçiş olarak yorumladı.
Guardian bu süreci “Avrupa’nın gerçek anı” olarak tanımlarken, BBC Avrupa’nın Trump’a karşı yumuşak yaklaşımından uzaklaştığını yazdı.
“Güvenlik şemsiyesi”nden baskı aracına
Şanghay Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi’nden kıdemli araştırma görevlisi Jiang Feng, bu çıkışların ani bir değişim değil, uzun süredir biriken yapısal sorunların sonucu olduğunu söyledi.
Jiang’a göre Avrupa, onlarca yıl boyunca “ABD güvenliği sağlar, Avrupa refah üretir” varsayımıyla hareket etti. Ancak Washington’un stratejik önceliklerinin değişmesi ve iç siyasi kutuplaşmanın artmasıyla bu denge bozuldu.
Jiang Feng, ABD’nin sözde güvenlik şemsiyesinin giderek bir pazarlık kozuna, hatta baskı aracına dönüştüğünü belirtti. De Wever’in “büyük sopa” benzetmesinin, Avrupa’nın kurumsallaşmış bir güvenlik düzenine değil, ABD’nin “iyi niyetine” bel bağladığının açık bir itirafı olduğunu ifade etti.
“Bilinç uyandı, kaslar zayıf”
Jiang Feng, Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığın bedelini artık fark ettiğini, ancak henüz tam anlamıyla özgürleşme kapasitesine ulaşamadığını belirtti.
“Bilinç uyandı, ancak kaslar henüz gelişmedi” ifadesini kullanan Jiang, iç bölünmeler, askeri yetersizlikler ve dış baskılar nedeniyle Avrupa’nın stratejik özerkliğe kolay ulaşamayacağını söyledi.
Uzmanlara göre Avrupa, önümüzdeki dönemde bağımlılık ile özerklik arasında gidip gelen bir denge arayışını sürdürmeye devam edecek.



