CGTN Türk Dış Haberler Servisi
İsrail ile Lübnan arasında ABD arabuluculuğunda varılan çerçeve anlaşma, kâğıt üzerinde sınır hattındaki çatışmaları sona erdirmeyi amaçlasa da sürecin sonunda ortaya çıkacak tablo beklenenden farklı olabilir. İsrail işgalinin sona erdirmesini Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına bağlayan süreç yeni çatışma potansiyelini beraberinde getiriyor.
Reuters'ın yayımladığı anlaşma özetine göre Lübnan Silahlı Kuvvetleri ülke genelinde devlet otoritesini yeniden tesis edecek, Hizbullah ve diğer silahlı grupların askeri altyapısını tasfiye edecek ve silahsızlanma sürecini yönetecek. İsrail ise bu adımların uygulanmasına paralel olarak Lübnan topraklarından çekilecek. Anlaşmanın omurgasını oluşturan bu mekanizma, sürecin başarısını Lübnan ordusunun Hizbullah karşısındaki kapasitesine bağlıyor. Reuters'ın görüştüğü uzmanlar ise tam bu noktada ciddi soru işaretleri bulunduğunu belirtiyor. Haberde Hizbullah'ın silahsızlanmayı reddettiği, mevcut siyasi dengeler içinde hiçbir Lübnan hükümetinin bunu zorla uygulayabilecek güce sahip görünmediği değerlendirmelerine yer veriliyor.
Egemenlik krizini tetikleyebilir
Washington Enstitüsü tarafından yayımlanan analiz de benzer bir tablo çiziyor. Analize göre Lübnan ordusunun görevleri yalnızca Güney Lübnan'da konuşlanmakla sınırlı değil. Süreç, Hizbullah'ın yeniden yapılanmasını engelleyecek güvenlik mekanizmalarının kurulmasını ve silahlı kapasitesinin ortadan kaldırılmasını öngörüyor.
İsrail'in çekilmesi de bu sürecin ilerlemesine bağlanıyor. Anlaşmanın en kritik halkası da burada ortaya çıkıyor. Hizbullah'ın silah bırakmayı reddetmesi halinde, anlaşmanın uygulanması Lübnan hükümeti ile Lübnan'ın meşru aktörleri arasında yer alan Hizbullah arasında doğrudan bir egemenlik krizine dönüşme riski taşıyor.
1996’tan farkı yeni düzen peşinde olması
İsrail ile Lübnan arasındaki son anlaşma anlaşma, 1993 ve 1996'da oluşturulan mekanizmalardan ayrılıyor. 1996 Nisan Mutabakatı, İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmanın tamamen sona erdirilmesini değil, sivillerin korunmasına yönelik kurallar oluşturmayı hedefliyordu. Taraflar arasındaki askeri denge korunurken çatışmanın sınırları belirlenmeye çalışılmıştı. Son anlaşmada ise hedefin açıkça değiştiği göze çarpıyor. Çatışmayı yönetmek yerine Hizbullah'ın silahsızlandırılması yoluyla yeni bir düzen kurulması öngörülüyor.
Lübnan'ın yakın tarihi de bu tartışmaya önemli bir arka plan sunuyor. Uluslararası Kriz Grubu’nun 2008 Beyrut olaylarına ilişkin raporunda hükümetin Hizbullah'ın özel iletişim ağına yönelik kararının kısa sürede silahlı çatışmaya dönüştüğü, Batı Beyrut'un önemli bölümünün Hizbullah kontrolüne geçtiği hatırlatılıyor. Rapor, devlet ile Hizbullah arasında yaşanan güvenlik krizlerinin ne kadar hızlı biçimde ülke geneline yayılabildiğini ortaya koyuyor. Bugün tartışılan konu ise belirli bir güvenlik ağı değil, Hizbullah'ın askeri kapasitesinin geleceği.




