CGTN Türk Dış Haberler Servisi

ABD merkezli Foreign Affairs dergisi, Ukrayna ve Orta Doğu’daki savaşların Washington açısından ortak bir stratejik sorunu açığa çıkardığını yazdı. Hudson Institute Kıdemli Uzmanı ve ilk Trump yönetiminde Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcılığı yapan Nadia Schadlow’a göre ABD’nin karşısındaki temel tehlike, uzun süreli yıpratma savaşlarının askeri kapasite kadar üretim gücünü, ekonomik kaynakları ve siyasi iradeyi sınaması.

Schadlow, günümüz çatışmalarının belirleyici özelliklerinden birinin “yıpratma” olduğunu savunuyor. Ukrayna’da topçu birlikleri zaman zaman hedefleri tespit etmelerine rağmen mühimmat sıkıntısı yaşarken yeni drone teknolojilerinin sağladığı avantajlar Rus karşı tedbirleri nedeniyle haftalar içerisinde aşınabiliyor. Böylece kağıt üzerindeki asker, uçak, gemi ve silah sayısından çok bu kapasitenin cephede ne kadar süre sürdürülebildiği önem kazanıyor.

Foreign Affairs bu noktada İkinci Dünya Savaşı tarihçisi Phillips O’Brien’ın “süper savaş alanı” kavramına dikkat çekiyor. Fabrikalar, mühimmat üretim hatları ve lojistik ağları cephedeki birliklerle birlikte savaş gücünün parçası haline gelirken modern orduların çok yüksek miktarda malzeme tüketmesi, üretim ve ikmal kapasitesini stratejik rekabetin merkezine taşıyor.

“GSYH top namlusundan ateşlenemez”

ABD ve NATO, Rusya’dan çok daha büyük ekonomik ve toplam askeri kapasiteye sahip olmasına rağmen uzun süreli savaşın gerektirdiği mühimmat üretiminde aynı üstünlüğü sahaya yansıtmakta zorlandı. Foreign Affairs durumu “GSYH top namlusundan ateşlenemez. Toplam savunma harcamaları kendi başına füzeleri önleyemez.” ifadesi ile özetledi.

Lula’dan Trump’a seçim uyarısı: “Müdahale etme”
Lula’dan Trump’a seçim uyarısı: “Müdahale etme”
İçeriği Görüntüle

Foreign Affairs’a göre aynı denklem Orta Doğu’da farklı bir biçimde ortaya çıktı. İran’ın konvansiyonel askeri gücü ABD ve İsrail ile boy ölçüşemese de Tahran, yıllar boyunca bölgesel müttefikler, füzeler ve düşük maliyetli insansız hava araçlarına dayanan alternatif bir kapasite geliştirdi.

İran’ın ucuz drone ve füzeleri; pahalı önleyici füzelerin, savaş gemilerinin ve gelişmiş savaş uçaklarının karşı karşıya kaldığı maliyet sorununu görünür hale getirdi. Dergiye göre Tahran’ın yıpratma stratejisinde belirleyici unsur, karşı tarafa sürekli maliyet yüklerken kaybettiği kapasiteyi yeniden üretebilmesi. Bu nedenle savaş ekonomisinin matematiği yalnızca bir füzenin veya drone’un vurulup vurulmamasından ibaret değil. Saldırı aracının maliyeti, onu durdurmak için kullanılan mühimmat, mevcut stokların büyüklüğü ve sanayinin tüketilen silahları hangi hızla yenileyebildiği doğrudan savaşın sürdürülebilirliğini belirliyor.

Teknolojik üstünlüğün ömrü haftalara indi

Yıpratma savaşının bir diğer boyutu ise teknolojik üstünlüğün giderek daha kısa sürmesi. Savunma stratejisti Can Kasapoglu’nun Foreign Affairs tarafından aktarılan değerlendirmesine göre insansız sistemler, muharebe verileri ve insan komutası daha önce görülmemiş hızlarda çalışan “öldürme zincirlerinde” birleşmiş durumda. Savaş böylece yalnızca platformların değil, adaptasyon hızının ve algoritmaların yarışına dönüşüyor.

Orta Doğu’da da benzer bir dönüşüm yaşanıyor. ABD ve İsrail istihbarat, hassas mühimmat ve uzun menzilli saldırılarla büyük kuvvetleri aynı noktada toplamadan yoğun ateş gücü yaratırken İran aynı prensibi çok sayıda füze ve drone’u eş zamanlı kullanarak uyguluyor. Tarafların sürekli yoğun ateş gücü üretebilmesi, rakibin savaşma kapasitesini tek darbeyle ortadan kaldırmayı zorlaştırıyor.

Askeri başarı siyasi zafere dönüşmüyor

Foreign Affairs’ın işaret ettiği üçüncü sorun ise askeri güç ile siyasi hedef arasındaki mesafe. Dergiye göre ABD ve İsrail, İran’ın askeri kapasitesine ağır zarar verdi ve derin yeraltındaki nükleer tesisleri vurdu; fakat İran’ın nükleer programı ve bölgesel rolü etrafındaki temel siyasi anlaşmazlığı ortadan kaldıramadı.

Benzer bir tablo Gazze’de ortaya çıktı. İsrail’in Hamas’ın askeri kapasitesine ve komuta kademesine verdiği ağır kayıplar, çatışmayı kalıcı biçimde sona erdirecek siyasi koşulları tek başına oluşturmadı. Schadlow’a göre askeri strateji somut ve ulaşılabilir bir siyasi sonuca bağlanmadığında rakibe sürekli maliyet yüklemek giderek stratejinin kendisine dönüşüyor.