Küresel düzlemde güç erozyonu yaşayan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), ekonomik olarak kaybettiği mevzileri geri kazanmak için uluslararası rekabet kurallarına uymak yerine Çin üzerindeki baskıyı artırma yoluna gidiyor. Washington’ın ilk hamlesi G20’de Çin’in üretim ve ihracat modelini hedef alırken, ikinci hamlenin işaretleri İran’a karşı ilan edilen yeni yaptırım kampanyasında görülüyor.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları toplantısı öncesinde Çin’in ihracatını gündeme taşıdı. Bessent, diğer ülkeleri Çin’le ticaret koşullarını yeniden değerlendirmeye çağırırken toplantının ardından Çin dışındaki 19 üyenin “piyasa dışı politikalar” ve küresel dengesizlikler konusunda aynı noktada buluştuğunu savundu.
Çin karşıtı bildiri resmiyet kazanamadı
Washington’ın oluşturmaya çalıştığı “19’a karşı 1” görüntüsü ortak bildiriye yansımadı. Çin’in itiraz ettiği metin üzerinde uzlaşı sağlanamayınca belge G20 bildirisi yerine ABD dönem başkanlığının açıklaması olarak yayımlandı.
Toplantıdaki açıklamalar da Çin’e karşı ortak cephe görüntüsünü zayıflattı. Almanya Maliye Bakanı Lars Klingbeil küresel ekonomideki belirsizliğin kaynakları arasında ABD-İsrail öncülüğündeki İran savaşını ve Washington’ın tarife anlaşmazlıklarını gösterdi. Avrupa Ekonomiden Sorumlu Komiseri Valdis Dombrovskis ise küresel dengesizliklerin giderilmesinde Çin kadar ABD ve Avrupa’nın da sorumluluk taşıdığını söyledi. İngiltere, Çin’le ticaretteki sorunlara rağmen “pragmatik” ilişkiyi sürdüreceğini açıkladı.
ABD’nin kendi tarife politikalarının küresel ekonomi üzerindeki etkisinin eleştirildiği bir ortamda Washington’ın bu kaygıları Çin’e karşı ortak ekonomik cepheye dönüştürmesi beklenmiyor.-
İran üzerinden ikinci baskı
Trump yönetimi “Operation Economic Outcast” adı verilen yeni kampanyayı İran’a karşı “ekonomik D-Day” olarak duyurdu. Bessent, hedefin İran’ı ayakta tutan “her ekonomik can damarını kesmek” olduğunu açıkladı. Oysa bu hedefin önündeki en büyük engellerden birini Çin ile İran arasındaki ekonomik ilişkiler oluşturuyor.
Washington şimdiye kadar İran petrol ticareti gerekçesiyle Çinli bağımsız rafinerileri, yaklaşık 40 deniz taşımacılığı şirketini ve son yaptırım paketinde 60’a yakın küçük aracıyı hedef aldı. İran-Çin ticaretinin finansmanında daha önemli konumdaki büyük Çin bankalarına ise aynı ölçekte yaptırım uygulanmadı.
Bessent’in açıklaması Washington’ın temkinli tutumunun nedenini ortaya koydu. Yeni kampanyanın Çin’i hedef alıp almayacağı sorusuna doğrudan yanıt vermeyen ABD Hazine Bakanı, neden daha sert yaptırımlar uygulanmadığı sorusuna “Dünya finans sistemini neden havaya uçurmak isteyeyim?” karşılığını verdi.
Çin önlemlerini alıyor
Çin de yaptırımların büyük şirketlerine genişletilmesi ihtimaline karşı elindeki araçları güçlendiriyor. Pekin yönetimi mayıs ayında ABD’nin Çinli bağımsız rafinerilere uyguladığı yaptırımların ardından yabancı yaptırımlara uyumu engelleyebilecek düzenlemeleri ilk kez devreye soktu.
Washington açısından daha büyük risk nadir toprak elementlerinde bulunuyor. Çin’in geçen yıl uyguladığı ihracat kısıtlamaları ABD’de özellikle imalat ve savunma sektörlerinde tedarik sorunları yaratmıştı. ABD alternatif tedarik zincirleri için yatırımlarını artırmasına rağmen Çin’in işleme ve rafinaj kapasitesine bağımlılığını ortadan kaldırabilmiş değil.
Pekin’in yaptırımlara karşı hukuki araçlarını genişletmesi, nadir toprak elementlerindeki üstünlüğü ve büyük Çin bankalarının hedef alınmasının küresel finans sistemi açısından taşıdığı riskler Washington’ın İran üzerinden Çin’e uygulayabileceği baskının sınırlarını belirliyor. G20’de ortak hareket zemininin sınırlı kalması da hesaba katıldığında, ABD’nin iki hamlesinin Pekin üzerinde beklenen sonucu vermesi beklenmiyor.




