Rusya-ASEAN zirvesinde güvenlik ve iş birliği mesajı
Rusya-ASEAN zirvesinde güvenlik ve iş birliği mesajı
İçeriği Görüntüle

CGTN Türk Dış Haberler Servisi

ABD ile İran arasında açıklanan 14 maddelik mutabakat, kağıt üzerinde yalnızca iki ülkenin imzasını taşıyor. Ancak metnin satır aralarına bakıldığında anlaşmanın en önemli muhataplarından birinin de İsrail olduğu görülüyor.

Yaklaşık dört ay boyunca İran'a yönelik saldırıların en güçlü savunucularından biri olan İsrail, çatışmaların sonunda şekillenen diplomatik çerçevenin kendi önceliklerinden çok Tahran'ın kırmızı çizgilerine yakın olduğunu gördü. Bu nedenle anlaşma, tarafı olmadığı halde İsrail'in de sonuçlarını paylaşacağı bir stratejik bilanço ortaya çıkardı.

İsrail’in askeri ve ekonomi hedefleri boşa çıktı

Savaşın başlangıcında İsrail'in temel beklentisi İran'ın bölgesel hareket alanının daraltılması, ekonomik baskının artırılması ve nükleer programının geri dönülmez şekilde sınırlandırılmasıydı. Buna karşın mutabakatın ortaya koyduğu tablo farklı bir yöne işaret ediyor. Metin, ABD ile İran arasında kalıcı bir çatışmasızlık düzeni kurulmasını, tarafların birbirlerinin egemenliğine saygı göstermesini ve Washington'ın bölgedeki askeri baskısını azaltmasını öngörüyor. Bu durum, İsrail'in uzun süredir savunduğu "artan baskı yoluyla daha fazla taviz" yaklaşımının masada karşılık bulamadığını kanıtlıyor.

Dikkat çekici olan bir diğer husus ise ekonomik başlıklarda ortaya çıktı. Çatışmalar boyunca İran'a yönelik yaptırımların sıkılaştırılması gerektiğini savunan Tel Aviv, anlaşmada bunun tam tersi bir yönelimle karşılaştı. İran petrol ihracatına getirilen kısıtlamaların kaldırılması, bankacılık ve sigortacılık işlemlerine muafiyet sağlanması, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması ve ülkenin yeniden inşası için yüz milyarlarca dolarlık bir plan hazırlanması, savaş sonrası dönemde İran ekonomisinin nefes almasını sağlayabilecek adımlar olarak öne çıktı. İsrail açısından bakıldığında bu maddeler, askeri baskıyla elde edilmek istenen ekonomik sonuçların tersine döndüğünü gösteriyor.

Tecrit politikası ters tepti

Nükleer dosya da Tel Aviv'in beklediği sonucu üretmedi. İsrail'in yıllardır savunduğu temel tez, İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılmasıydı. Oysa açıklanan mutabakatta İran yalnızca nükleer silah geliştirmeyeceğini yeniden teyit ediyor. Zenginleştirme faaliyetlerinin geleceği ise sonraki müzakerelere bırakılıyor. Başka bir ifadeyle savaşın ardından ortaya çıkan metin, İran'ın nükleer altyapısının tamamen tasfiye edildiği değil, belirli güvenceler karşılığında müzakere edilmeye devam edeceği bir çerçeve çiziyor.

Anlaşmanın bölgesel boyutu da İsrail açısından ayrı bir anlam taşıyor. Hürmüz Boğazı'nın geleceğine ilişkin düzenlemelerde İran'ın merkezi bir aktör olarak kabul edilmesi ve nihai anlaşmanın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla uluslararası meşruiyet kazanacak olması, Tahran'ın diplomatik konumunu güçlendiren gelişmeler olarak değerlendiriliyor. Savaş öncesinde daha fazla tecrit edilmesi hedeflenen İran, savaş sonrasında bölgesel ve uluslararası düzenlemelerin vazgeçilmez taraflarından biri olarak yeniden masaya dönmüş görünüyor.

Ortaya çıkan tablo, askeri operasyonların diplomatik sonuçları açısından dikkat çekici bir çelişki barındırıyor. İsrail savaşın en güçlü destekçilerinden biri olmasına rağmen, savaş sonrasında şekillenen mutabakat Tel Aviv'in temel hedeflerinin önemli bölümünü karşılamıyor. Bu nedenle anlaşmanın altında İsrail'in imzası bulunmasa da ortaya çıkan sonuçlar, Washington'ın yanı sıra Tel Aviv'in de paylaşmak zorunda kaldığı bir başarısızlığa işaret ediyor.