Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodríguez, yıllık ulusa sesleniş konuşması kapsamında Ulusal Meclis’te konuşma yaptı. Rodríguez, “Bir gün, geçici devlet başkanı olarak Washington’a gitmem gerekirse, bunu ayakta, yürüyerek yaparım; sürünerek değil. Üç renkli bayrağımızla giderim, kalbimin ritmini belirleyen ‘Gloria al Bravo Pueblo’ marşı eşliğinde giderim” ifadeleri dikkat çekti.
Rodríguez'in konuşmasından öne çıkan satır başları şöyle;
"Nicolas Maduro'ın ruhunda Simón Bolívar yaşıyor"
Benim için, 2025 yılının hesabını ve onların hatırasını burada dile getirmek özellikle çok zor. İstisnai tanıklarım vardır ki, bu konuşma üzerinde, kaçırılmalarından sadece altı saat öncesine kadar birlikte çalışıyorduk. Ve eğer Başkan Nicolás Maduro hakkında özellikle vurgulamam gereken bir şey varsa, o da Simón Bolívar’ın, zorluklar içindeki o insanın, her zaman onun ruhunda yaşamış olmasıdır. Çünkü karşısına çıkan en ağır güçlüklerde, en çetin sorunlarda bile, daima bir tebessümü, daima önünde taşıdığı bir iyimserliği vardı. Her adımda bizi koruyacağına ve korumakta olduğuna inandığımız Tanrı’ya duyduğu derin umut ve inanç…
2025 yılını defalarca konuşmuştuk. Bana her zaman şöyle derdi: “Görüyor musun, sana bunun böyle olacağını söylüyordum; sen endişeliydin, sen kaygılanıyordun; ben ise her şeyin çok iyi gittiğini, bunun bir mucize olduğunu söylüyordum.” Çünkü bilirsiniz, ben bir iktisatçı değilim; fakat iktisatçılar, affınıza sığınarak söylüyorum, geçmişi tahmin etme konusunda uzmandırlar.
Bazen kıyamet senaryoları, bazen umut dolu tablolar çizerler. Ancak en kötü koşullarda, yani Cumhuriyetimizin daha önce hiç tanık olmadığı ölçüdeki suç niteliğindeki bir ekonomik abluka altında bile, Başkan Maduro bana hep şunu söylerdi: “Halka güven, komünlere güven, komünal konseylerine güven, çiftçilere, balıkçılara güven; Venezuela’nın kadın ve erkek girişimcilerine güven.” Hidrokarbon emekçilerine güven, Venezuela’nın üretici birliğine güven. Onunla birlikte bir planı gözden geçirdik; bizzat kendisi bu plana bir isim verdi ve dedi ki: “Kurtarıcı Babamızın Admirable Seferi’nden esinlenerek bunun adı Admirable Meydan Okuma olacak.” Admirable Meydan Okuma 2026… Üretici kesimlere özellikle söylüyorum, vatanımızın bugün %99’luk arz düzeyine ulaşmış olan üretim seviyelerini korumak için son derece net hatlar belirledik.
Tarım-sanayide, sebzede, tahılda, balıkçılıkta, hayvansal proteinde büyüme düzeylerini sürdürmek için; Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içinde %10’u aşan bu alanlar için plan yaptık ve 2026 yılı için de planımız hazır. Halkımızın umudunun, hiçbir şey ve hiç kimse tarafından silinmesine izin vermeyeceğiz. Ve bu trajediyle sonuçlanan hikâyenin nasıl başladığını hatırlayarak söylüyorum, bundan hemen önceki adım, aralık ayında Venezuela’ya karşı uygulanan deniz ablukasıydı. Bu abluka, Venezuela’nın enerji ihracatçısı bir ülke olarak imkânlarını kuşatmayı, ülkemizin dünya ile serbest ticari ilişkiler içinde enerji sanayisi ürünlerini satabilmesini engellemeyi amaçlamıştır. Bu vesileyle, Venezuela’daki kamu erklerinin temsilcilerini ve başkanlarını selamlamak istiyorum. Doktor Jorge Rodríguez… Kardeşim, hayat boyu kardeşim; ama aynı zamanda mücadele arkadaşım, yol arkadaşımdır. Hayatımda onsuz bir an hatırlamıyorum; onun hayatında da benim olmadığım tek bir anı anımsamıyorum. Hepimiz için bir sır değildir ki biz bir bütünüz ve hayat, bizi babamız Jorge Antonio Rodríguez’in örneğini Bolivarcı Devrim’e taşımaya yönlendirdi; onun örneğini savunmak, son nefesine kadar koruduğu onurunu savunmak için… Onun örneğiyle gerçekten kardeşçe yürüdük ve bugün de bu yolda, sevgili Venezuela’mızı savunarak yürümeye devam ediyoruz.
"Venezuela'da yeni bir siyaset filizlenmektedir"
Başkan Maduro adına, 2025 yılına ait bu faaliyet raporu ve hesap sunumunu takdim etmek üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum. Bu yasama döneminde sürece katılan muhalefet kesimlerini ve bir önceki dönemden gelen muhalefet milletvekillerini de selamlıyorum. Büyük bir sorumlulukla söylüyorum ki Venezuela’da yeni bir siyaset inşa edilmektedir; evet, Venezuela’da yeni bir siyaset filizlenmektedir. Büyükelçilerden, maslahatgüzarlardan ve diplomatik temsilcilerden rica ediyorum, Venezuela’nın gerçeğini başkentlerinize ve dünyaya iletin. Tarihimizde daha önce hiç yaşanmamış şekilde, nükleer bir güçten kaynaklanan silahlı bir saldırının ardından… Evet, bu tür bir saldırıyı tarihimizde hiç görmedik, asla. Bu saldırı emsalsizdir; ancak çelişkilerimiz emsalsiz değildir. Bizim çelişkilerimiz, James Monroe ile Simón Bolívar arasındaki çelişki, tarihseldir. 1817, 1818, 1819 yıllarından itibaren, Kolombiya’nın yöneticisi Simón Bolívar’ın damgalanması, o dönemin Amerika Birleşik Devletleri hükümeti tarafından sürekli olarak yapılmıştır: sahtekâr, serseri, deli, diktatör… Bunların, John Irvine’in Venezuela’dan James Monroe’ya Simón Bolívar hakkında gönderdiği mektuplarda ve raporlarda kullandığı sıfatlar olduğunu biliyorsunuz. “Hiçbir askerî kapasitesi yok” diyordu. Bunu 1818 yılında söylüyordu; Bolívar henüz elinde kılıcıyla beş ulusu özgürleştirmek üzere yola çıkmamışken. O büyük asker, o büyük insan, o kahraman, o Kurtarıcı; dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı tarafından sürekli küçümsenmiş, damgalanmıştır. Elbette o yıllarda “uyuşturucu kaçakçısı”, “narko-terörist” gibi hazır yaftalar yoktu. Ancak çelişki, sayın büyükelçiler, tarihseldir; yüzyıllara dayanmaktadır. Bunlar birbirinden tamamen farklı anlayışlardır.
"Sözde bir tarafsızlık yasası arkasında ise 'hançer'"
Monroe Doktrini, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu yarımkürede, Amerika’mızın sınırlarına kadar uzanan emperyalist ve toprak genişlemeci hedeflerini savunuyordu. Buna karşılık Bolívar, sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı özgürlüğü savunuyordu. Bunlar, bütünüyle karşıt ve birbirinden ayrışan jeopolitik ve siyasal vizyonlardır. Ancak şunu söylemek zorundayım, 1818 yılında, bildiğiniz üzere, Bolívar Páez’e bir mektup gönderir ve der ki: James Monroe’nun özel temsilcisi Venezuela’ya gelmektedir; adı John Irvine’dir ve bu özel temsilci bağımsızlık sürecini desteklemeye gelmektedir. Bolívar bunu Páez’e söyler: “Yardım etmeye geliyorlar.” Ama yanıt ne oldu, biliyorsunuz: Sözde bir “tarafsızlık yasası”; arkasında ise hançer…
İspanya’nın vatanımız üzerindeki egemenliğini sürdürmesi ve kontrolü elinde tutması için. Fakat Bolívar —ve bunu özellikle vurguluyorum— bunu bir yenilgi olarak değil, hayır; Venezuelalı kadın ve erkekler olarak kim olduğumuzu göstermek için hatırlatıyorum, biz insanî duyarlılığa yürekten inanan insanlarız, başkasının sözüne inanan insanlarız. Kurnaz, düzenbaz insanlar değiliz. Bir söz verdiğimizde, o sözü hayatımız pahasına savunuruz. İşte biz, onurlu Venezuelalı kadınlar ve erkekler böyleyiz. Tarih zaten bunu göstermiştir, Monroe ile Bolívar arasında hiçbir zaman ateşkes olmadı, hiç olmadı. Daha sonra Bolívar, Peru Devlet Başkanıyken, Peru’daki Amerika Birleşik Devletleri Konsolosu Tudor ile karşı karşıya geldi; durum yine aynıydı, yine aynıydı. Ardından, 1829 yılında, ölümünden hemen önce Bogotá’da… Kardeşlerim, bu çelişkiden korkmayalım. Çünkü yüzyıllardır bu tarihsel çelişkiyle yaşıyoruz. Sevgili Bolivarcı Ulusal Silahlı Kuvvetler; bu tarihsel çelişki bizi hep izledi, hep bizimle oldu. Fark, bu çelişkinin ele alınış biçiminde, yani itaatkâr yöneticilerle kurulan ilişkilerde yatıyordu. Zira Irvine’in Monroe’ya tavsiyesi şuydu: “Bolívar’ı ortadan kaldırmak gerekir. Bolívar savaş yanlısıdır, Bolívar sömürgecilik karşıtıdır” — Büyükelçi Milton — “ve bizim itaatkâr bir yöneticiye ihtiyacımız var.” İşte Venezuela’yı yöneten farklı siyasal sınıflar arasındaki fark da tam olarak burada yatmaktadır. Ve ben bunu kısa süre önce, Hidrokarbonlar Bakanı sıfatımla da dile getirdim.
"Bu, Amerika Birleşik Devletleri ile Venezuela arasındaki ilişkilerde bir lekedir"
Enerji kaynaklarımızı teslim edenlerle, bu kaynakların ulusal kalkınma için egemen biçimde geliştirilmesini ve işletilmesini savunanlar arasındaki fark… İşte fark tam olarak budur. Ve şunu söyledim: Listenin en başında, Venezuela petrolünü Venezuelalılar için savunan Devlet Başkanı Nicolás Maduro yer almaktadır; diğer öncü isimlerle birlikte. Petrol sanayisinin gerçek anlamda millileştirilmesini sağlayan, Komutan Hugo Chávez olmuştur; 1976’da Pérez döneminde yapılan eksik ve göstermelik millileştirmenin aksine. Ben hiçbir şey uydurmuyorum; pazarlama sözleşmeleri, teknolojik bağımlılık anlaşmaları, işletme sözleşmeleri ortadadır. Bu nedenle o sürece “eksik millileştirme” denilmiştir. Çünkü bu sözleşmeler, dünyadaki altı büyük petrol çokuluslu şirketine —başta Amerika Birleşik Devletleri merkezli olanlar olmak üzere— gerçek bir bağımlılığı içeriyordu. Bu nedenle, tarihsel çelişkiden korkmayalım diyorum. İlişkilerimizde bir leke vardır; o leke, kırmızı çizginin aşıldığı anda oluşmuştur. Saldırdılar, agresyonda bulundular, öldürdüler, işgal ettiler ve Devlet Başkanı Maduro’yu ve eşini kaçırdılar.
Bu, Amerika Birleşik Devletleri ile Venezuela arasındaki ilişkilerde bir lekedir. Ve biz dedik ki —kahraman kadın ve erkeklerimizin huzurunda yemin ederek söyledik— bu lekeyi diplomatik yollarla, yüz yüze, Bolívar’ın bize öğrettiği gibi çözeceğiz; korkmadan. Bolívar, Irvine ile dört ay boyunca mektuplaşmıştır; mektuplar gidip gelmiştir. Diplomasiden korkmayalım. Bolívar daha o zamanlar, bunun ne anlama geldiğini ve Amerika Birleşik Devletleri’nin gücünü biliyordu. Ve şöyle diyordu: “Bu yarımkürenin başında son derece güçlü, çok zengin, savaşçı ve her şeyi yapabilecek bir ulus bulunmaktadır.” Ne demek istediğimi anlayın. Çok güçlü olduklarını biliyoruz; biliyoruz, Büyükelçi Lan Hu ve Sergei; nükleer, ölümcül bir güç olduklarını biliyoruz. İnsanlık tarihindeki sicillerini gördük, biliyoruz. Ve bu tarihsel çelişkiyi, olması gerektiği gibi, siyasal diyalog yoluyla, diplomatik olarak ele almaktan ve bir kez ve sonsuza dek çözmekten korkmuyoruz.
“Barış benim limanım, şanım, ödülüm, umudum, mutluluğum ve dünyada değerli olan her şeyim olacaktır.”
Venezuelalı kadınlar ve erkekler olarak birlikte hareket etmek zorundayız; egemenliği, bağımsızlığı, toprak bütünlüğünü savunmak ve aynı zamanda onurumuzu ve haysiyetimizi korumak için. Artık yeter! Politik olmanın ne demek olduğunu gasp edip Washington’un emirlerine teslim olan siyasal sınıflar artık yeter! Bunu, tarihin bana bu sorumluluğu yüklediği bir anda, vatanımızın barışını korumanın en zor dönemlerinden birinde söylüyorum. Ve Kurtarıcı Babamızın dediği gibi: “Barış benim limanım, şanım, ödülüm, umudum, mutluluğum ve dünyada değerli olan her şeyim olacaktır.” Bu söz, bu cumhuriyetin barışını korumanın ne anlama geldiğini ifade eden bir mühür gibi ruhuma kazınmıştır.
"Washington’a gitmem gerekirse, dimdik ayakta giderim; sürünerek değil"
Sizleri, Venezuelalı kadınlar ve erkekler olarak, Venezuela’nın barışını korumaya, vatanımızın huzurunu muhafaza etmeye ve bunu mutlak bir vakar ve tarihsel sorumlulukla yapmaya davet ediyorum. Başka bir yol yok, başka bir yol yok. Ve açıkça söylüyorum: Bilinmelidir ki, “Geçici Devlet Başkanı tehdit edildiği için korkuyor” diye bir şey yok. Hayır, hayır, hayır! Tehdit altında olan Venezuela’dır; Venezuela’nın tamamı tehdit altındadır. Bu nedenle, egemenliği önümüze koyarak diplomatik mücadeleyi vermek üzere ulusal birliğe çağrı yapıyorum. Ve size şunu söylüyorum: Eğer bir gün, Geçici Devlet Başkanı olarak Washington’a gitmem gerekirse, dimdik ayakta giderim; sürünerek değil. Üç renkli bayrağımızla giderim; kalbimin ritmini “Gloria al Bravo Pueblo” (Venezuela Millî Marşı) belirleyerek giderim. Ayakta olur, asla sürünerek ya da eğilerek değil; ayakta olur. Bir Venezuelalıya, bir Venezuelalı kadına yakışan budur: dimdik ayakta durmak. Bugün buraya, iki öğretmenin kızı olarak geliyorum. Bugün 15 Ocak; Öğretmenler Günü’nü kutladığımız ve andığımız bu günde, bana Venezuela’ya duyulan derin sevgiyi aşılayan iki öğretmenin yüreğiyle buradayım. Birliğe çağırıyorum sizi —Stalin, Henrique— birliğe çağırıyorum. Çünkü halkımız, siyasal sınıftan; bu kadın ve erkek milletvekillerinden, yöneticilerinden ve tüm kamu erklerinden; hepimizden vakar ve sorumluluk beklemektedir. Bildiğiniz üzere aralık ayında bir tahliye süreci başlattık. Bu, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin anayasal düzene karşı işlenen suçlarda, nefret, şiddet ve hoşgörüsüzlük eylemlerinde ya da bizi öldürmeye gelen yabancı paralı asker faaliyetlerinde kişisel sorumluluklarının bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Bu sürecin Aralık ayında başlatılmasının nedeni şudur: Başkan Maduro’nun değerlendirmesine göre, 2025 yılında chavismo Venezuela’da siyasal iktidarı tüm düzeylerde pekiştirmiştir; ancak en önemlisi halk iktidarıdır, komünal devrelerin iktidarıdır, halkın iktidarıdır—devletin sahadaki eylemini yönlendiren halk iktidarıdır. Ve Başkan şöyle dedi: “Artık siyasette alan açma zamanı. Yeni bir Ulusal Meclis geliyor; siyasette alan açacağız…”
“Felaket, yıkımdan sonra kahramanların okuludur…”
Kurtarıcı Babamız, 1814 yılında İkinci Cumhuriyet’in kaybı üzerine şöyle demişti: “Felaket, yıkımdan sonra kahramanların okuludur…” Ben arzu ediyorum ki Venezuela, bu işgalci saldırının ardından, Cumhuriyetimizi ve topraklarımızı korumak için ihtiyaç duyduğumuz erkek ve kadın kahramanların okulu hâline gelsin. Ulusal birlik içinde, Esequibo’yu kurtarmak ve huzuru muhafaza etmek için birlikte harekete geçelim. Buna, bir Venezuelalı olarak sizi davet ediyorum. Ve evet… Başkan ile birlikte bir hazırlık yapmıştık. Kendisi size bir sürpriz yapacaktı. Memoria y Cuenta konuşmasını 5 Ocak’ta sunacaktı; evet, 5 Ocak’ta. Bu nedenle cuma günü saat 20.00’ye kadar birlikte çalıştık. Ben burada, üzerinde mutabık kaldığımız temel hususları, ana çerçeveyi ve esas direktifleri sunuyorum. Bunlar onun direktifleridir; bu, onun faaliyet raporu ve hesap sunumudur. Birincisi: Ekonomik büyüme. Üst üste 19 çeyrek boyunca süren büyüme, Venezuela’yı Latin Amerika’nın lider ekonomisi konumuna taşımıştır. 2025 yılı büyüme oranı %8,5’tir. Aralık ayında büyük bir başarıya imza atılmıştır: PDVSA’nın kadın ve erkek emekçileri günlük 1 milyon 200 bin varillik üretim düzeyine ulaşmıştır. Ülkeye çok açık bir biçimde hitap etmek istiyorum; bu nedenle bir sunum talep ettim. Mavilerle gösterilen kısım, “yeni Chevron modeli” olarak adlandırılan yapıdır. Bu yeni Chevron modeli, Abluka Karşıtı Yasa’da öngörülmüş olan modelin ta kendisidir. Dikkat ederseniz, bu Chevron modelinin bir üretim üst sınırı bulunmaktadır; çünkü verilen lisanslar, yatırımda taze sermaye taahhüdüne izin vermemekteydi. Yatırımlar, PDVSA ile birlikte yapılan üretimden elde edilen kârlar ve temettüler üzerinden gerçekleştiriliyordu. Chevron ile PDVSA’nın, bildiğiniz gibi, üç sahada ortaklığı bulunmaktadır. Asıl gerçek sıçrama ise, kamuoyunda kısaca CPP olarak bilinen Hidrokarbonlarda Üretken Katılım Sözleşmeleri modeliyle gerçekleşmiştir. Bu model de Abluka Karşıtı Yasa’da öngörülmüştür ve özellikle vurgulamak isterim ki, bu model sayesinde 2025 yılında yaklaşık 900 milyon ABD doları tutarında yatırımlara ulaşılmış ve günlük 1 milyon 200 bin varil üretim seviyesine erişilmiştir.
ABD ablukasına karşı Hidrokarbonlar Organik Yasası meclise sunuldu
Bu başarı, söz konusu model çerçevesinde hem ulusal hem de uluslararası yatırımcıların katkısıyla elde edilmiştir. Bu nedenle bugün burada, Abluka Karşıtı Yasa’da yer alan üretken modellerin, Hidrokarbonlar Organik Yasası’na da güvence altına alınarak dâhil edilmesini öngören Hidrokarbonlar Organik Yasası’nın kısmi reformuna ilişkin yasa tasarısını Meclis’e sunduğumuzu duyurmak istiyorum. Bu reform, yatırım akışlarının yeni sahalara, daha önce hiç yatırım yapılmamış ve altyapısı bulunmayan alanlara yönlendirilmesini mümkün kılacaktır. Bu yasama organından, söz konusu kısmi reformun onaylanmasını talep ediyorum. 2025 yılının bir diğer büyük başarısı: yakıt ithalatının sıfırlanmasıdır. Venezuela’ya tek bir varil dahi benzin ithal edilmemiştir. Ülkeye sunulan tüm benzin, işçilerimizin ve emekçilerimizin elleriyle üretilmiştir. Bu nedenle on yıldır görülmeyen bir başarıyı teyit ediyoruz: Sıfır ithalat. Ülkenin tükettiği tüm benzini biz ürettik. Bir diğer büyük kazanım, doğrudan demokrasidir. Bu yüzden konuşmamın başında Ulusal İktidar modelinin pekiştiğini söyledim. Çünkü bu Ulusal İktidarın omurgası, Halk İktidarıdır.
"Venezuela sakin ve güvenli bir ülkedir"
Komünler ve komünal konseyler aracılığıyla yaklaşık 280 milyon ABD doları, 35 bin projeye yatırılmış; bu projeler doğrudan komünler ve komünal konseyler tarafından hayata geçirilmiştir. Bir başka önemli başarı da ülke güvenliğidir. Venezuela huzurlu, sakin ve güvenlidir. 100 bin kişi başına 3 cinayet oranına ulaşılmıştır. Bölgesel ortalama 100 bin kişi başına 16 cinayettir. Ekvador’daki narkotik suç modelinde ise bu oran 100 bin kişi başına 70 cinayettir. Söyleyin bana, ülkemizdeki güvenlik bir başarı değil midir? Ekonomik toparlanma, istihdam kalitesini de beraberinde getirmiştir. Bugün daha fazla kayıtlı, resmî istihdam bulunmaktadır. Gelirler yeniden yükseldikçe, resmî istihdam da eş zamanlı olarak artmıştır. Aynı şekilde, son üç yıl içinde anne ve yenidoğan ölüm oranları düşürülmüştür. Kamu hizmetleri alanında, ekonomik ve toplumsal kalkınma için elektrik sistemine yaklaşık 5.000 megavat yeni kapasite kazandırılmıştır. Su hizmetleri alanında ise 2024 yılına kıyasla yüzde 110’luk bir artış sağlanmıştır. 11×10 İyi Yönetim Sistemi’nin dijital platformu aracılığıyla 7 milyon 300 binden fazla vatandaş talebi çözüme kavuşturulmuştur. Döşenen asfalt miktarı, ulusal kalkınmanın hizmetine sunulan Guanoco Gölü asfaltı sayesinde yüzde 70 artmıştır. Bunlar büyük kazanımlardır; çok sayıda kazanımdır. Başkan ile konuşurken de söyledik. Tüm gün boyunca rakamlar ve istatistikler vermek gerekirdi, çünkü gerçek başarılar çoktur. Ve bu kazanımlar, sayın milletvekilleri, suç niteliğindeki bir abluka koşulları altında, kendi öz çabamızla elde edilmiş başarılardır; PDVSA’nın, PEQUIVEN’in gelirleri ile vergi gelirleri sayesinde mümkün olmuştur.
Venezuela’nın Çin’le, Rusya’yla, Küba’yla, İran’la ve dünyanın tüm halklarıyla ilişki kurma hakkı vardır.
Cuma günü, 2 Ocak akşamı saat 20.00’de Başkan’a şunu söyledim: “Çok iyi bir yıl oldu, çok iyi bir yıl oldu.” Ablukaya rağmen… Dış kısıtlamalara rağmen… Ve o sırada zaten bir deniz ablukası yaşıyorduk; evet, bir deniz ablukası. Şunu bilmenizi isterim: 3 Ocak’taki saldırı, Venezuela’ya karşı gerçekleştirilen ilk işgal değildir. Daha 1819 yılında Monroe, bazı ticaret guletlerini geri almak için iki savaş gemisi göndermişti; bunu biliyorsunuz. Bu nedenle bir kez daha vurguluyorum: Korkmayalım. Amerika Birleşik Devletleri ile Venezuela arasındaki enerji gündemi yeni değildir; bir asrı aşkın bir geçmişe sahiptir. Venezuela, 108 yıl içinde yaklaşık 78 milyar varil petrol üretmiştir. Bu 78 milyar varilin 20 milyarını tek başına ExxonMobil üretmiştir. Venezuela ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki enerji gündemi yeni değildir. 1875 yılında Guanoco Gölü’ne gelen ilk şirketler Amerikan şirketleriydi. Biz sıcak suyu yeniden keşfetmiyoruz. Yaptığımız şey şudur: Bir saldırı ve şiddetli bir tehdit ortamında, ahlaklılık, onur ve bağımsızlık temelinde bir enerji iş birliğinin nasıl olması gerektiğini şekillendiriyoruz; iç politikamıza dayatılan kısıtlamaların ve dış politikamızı denetim altına almak isteyen baskıların kesin olarak ortadan kalkmasını hedefliyoruz. Venezuela’nın Çin’le, Rusya’yla, Küba’yla, İran’la ve dünyanın tüm halklarıyla ilişki kurma hakkı vardır.
Ekonomi ve Maliye Bakanlığına iki egemen fonun oluşturulması talimatını veriyorum. Birinci egemen fon, Sosyal Koruma Fonu olacaktır. Bu fon, kadın ve erkek emekçilerimizin gelirlerini iyileştirmek için; döviz gelirlerinin doğrudan hastanelere, okullara, gıdaya ve konutlara yönlendirilmesi amacıyla oluşturulacaktır. İkinci olarak, Ekonomik ve Toplumsal Kalkınma için Altyapı ve Hizmetler Egemen Fonunun kurulmasını emrediyorum. Bu fondaki kaynaklar suya, elektriğe ve ulaşıma aktarılacaktır. Evet, iki egemen fondan söz ediyoruz. Ayrıca bu kaynakların kullanımını şeffaflaştıracak, bürokrasiden, yolsuzluktan ve kayıtsızlıktan arındırılmış bir teknolojik platformun oluşturulmasını da talep ettim. Bu yasama organının huzuruna, sosyoekonomik hakların korunmasına ilişkin bir Organik Yasa tasarısı da sunmak istiyorum. Bu bir yön değişikliğidir. Venezuela’nın ticari ve ekonomik kesimleri bunu bilmektedir: Fiyat sistemi, uzlaşılmış bir fiyat sistemi olmaktan çıkarılıp cezalandırıcı bir fiyat sistemine dönüştürülmüştür. Bu Sosyoekonomik Haklar Yasası, tüketicileri ve tüketicileri korumak için olacaktır. Bu yasa; mal ve hizmetlerin kaliteli olmasını sağlamak içindir. Çünkü biliyorum ki Venezuela’da üretilen ürünler kalitelidir; kakao, kahve, avokado, deniz ürünleri… Venezuela’da üretilip dünyaya çıkan her ürün, vatanımızın birer elçisidir. Bu yasanın onaylanması için herkesin tam iş birliğini talep ediyorum. Son olarak, işlemlerin hızlandırılmasına ilişkin bir Organik Yasa tasarısı sunduk. “Hızlandırma” farklı bir kavramdır. Hukuk ekiplerinden şunu istedim: Abluka Karşıtı model esas alınsın ve ulusal topraklarımızda mevcut herhangi bir düzenleme, eğer yatırımların gelmesini engelliyorsa ya da bir vatandaşın sıradan idari işlemlerini yapmasına mâni oluyorsa, uygulanmasın. Abluka Karşıtı model, kamu yönetiminin işlem ve prosedürlerini hızlandırmak için devreye sokulacaktır.
ABD ülkemizi hiçbir zaman umursamadı
Anti-politik pratik, Amerika Birleşik Devletleri ile Venezuela arasındaki ilişkilerdeki en büyük lekeye yol açtı. Çünkü kimileri, kimin daha fazla sürüneceği konusunda yarıştı. Venezuela halkının çektiği acının önemsiz olduğunu, bunun ekonomik savaşın ödenmesi gereken “yan hasarı” olduğunu söylemekten çekinmediler. Emekçilerin gelirine verilen zararı, kamu hizmetlerine verilen zararı, özel ve kamusal ekonomik sektörlere verilen zararı umursamadılar. Ülkeyi umursamadılar; ülkeyi hiç umursamadılar.





