ABD Başkanı Donald Trump, küresel siyaseti yeniden şekillendirme arayışını, kendi güç dili ve dayatmacı söylemleri üzerinden bu kez Kuzey Kutbu’na taşıdı. Venezuela’ya 3 Ocak’ta düzenlenen saldırının ardından rotasını açık biçimde Grönland’a çeviren Trump’ın, “öyle ya da böyle alacağız” sözleri uluslararası hukuk ve egemenlik ilkelerini hiçe sayan açık bir tehdit olarak kayda geçti.

Bu çıkışın hemen ardından Beyaz Saray yönetiminin “tüm seçenekler masada” mesajı vermesi, Washington’un Grönland konusunda geri adım atmak gibi bir niyeti olmadığını net biçimde ortaya koydu.

Söz konusu açıklamalar, Danimarka ve Grönland’da ciddi bir tedirginlik yaratırken, sürecin yalnızca bölgesel değil küresel dengeleri de sarsabilecek sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiliyor. Tüm bu yaşananları, Danimarka Komünist Partisi Lideri Lotte Rorthof Madsen, CGTN Türk’e değerlendirdi…

ABD emperyalizmi son derece saldırgan ve çaresiz bir tutum sergiliyor

Danimarka Komünist Partisi Lideri Lotte Rorthof Madsen, Donald Trump yönetiminin Grönland’a yönelik tehditlerinin yaklaşık bir yıl önce başladığını söyledi. İlk bakışta yaşananların tarihin tekerrürü gibi görülebileceğini ifade eden Madsen, mevcut sürecin geçmişe kıyasla çok daha yüksek bir gerilim düzeyine ulaştığını vurguladı.

Madsen, bu gerilimin temel nedeninin ise bir yıl öncesine kıyasla ortaya çıkan kritik bir fark olduğunu belirterek, Amerika Birleşik Devletleri’nin 3 Ocak’ta Venezuela’ya saldırgan bir eylem gerçekleştirdiğini ve ülkenin devlet başkanı ile eşinin zorla alıkonulduğunu hatırlattı.

Bu gelişmenin, Beyaz Saray yönetiminin Trump’ın söylemlerini fiili adımlara dönüştürüp dönüştüremeyeceğine dair tüm soru işaretlerini ortadan kaldırdığını ifade etti.

Venezuela’nın, ABD’nin yeni güvenlik stratejisinin ilk hedefi haline geldiğini dile getiren Madsen, ABD emperyalizminin bir gerileme süreci yaşasa da son derece saldırgan ve çaresiz bir tutum sergilediğini söyledi.

Washington yönetiminin, Batı Yarımküre üzerindeki hakimiyetini sürdürmek için şiddet, güç ve gerekli gördüğü tüm yöntemleri kullanmaya hazır olduğunu belirten Madsen, bunun artık açık biçimde görüldüğünü kaydetti.

Madsen, Venezuela’ya yönelik ilk saldırıyla verilen mesajın yalnızca bu ülkeyle sınırlı kalmadığını vurgulayarak, Washington’un taleplerine uyulmaması hâlinde uluslararası norm ve kuralların hiçe sayılarak güç kullanılacağı yönündeki mesajın, dünyanın en büyük adası olan ve stratejik önemi giderek artan Grönland’ı da kapsadığını dile getirdi.

ABD, Grönland’da askeri kale kurmayı hedefliyor

Madsen, Donald Trump yönetiminin “satın alma teklifi” olarak adlandırılan ve Grönland’ın tam kontrolünü ele geçirmeyi hedefleyen somut bir plan üzerinde çalıştığı yönünde ciddi iddialar bulunduğunu söyledi.

ABD’nin Grönland’ın zengin doğal kaynaklarıyla yakından ilgilendiğini belirten Madsen, Washington’un bu hedefini “ulusal güvenlik” gerekçeleriyle meşrulaştırmaya çalıştığını ifade etti.

Olası bir “satın alma” senaryosunun çok sayıda farklı seçeneği beraberinde getireceğini belirten Madsen, Grönland’da daha fazla askerî üs kurulması karşılığında kutup turizmine yönelik yatırımların gündeme gelebileceğini söyledi.

Tüm bu senaryoların ortak noktasının, Grönland’ın, Arktik’in ve genel olarak İskandinav coğrafyasının giderek daha fazla askerîleştirilmesi olduğunu vurgulayan Madsen, bu sürecin söz konusu bölgeyi bir barış alanı olmaktan uzaklaştırdığını ifade etti.

ABD’nin Grönland’da fiilen bir askerî kale kurmayı hedeflediğini söyleyen Madsen, bunun Washington’un bölgeye yönelik stratejisinin merkezinde yer aldığını kaydetti.

ABD’nin bu hedefe ulaşmak için farklı seçeneklere sahip olduğunu belirten Madsen, Grönland’ın işgal edilmesi, satın alınması ya da başka yöntemlerle ABD kontrolü altına alınmasının masadaki olasılıklar arasında bulunduğunu söyledi.

Nihai amacın ise Grönland’ı ABD’nin askerî imparatorluk zincirinin bir halkası hâline getirmek olduğunu vurguladı.

Danimarka hükümeti, NATO’daki konumunu korumak için çaresiz manevralar yapıyor

Danimarka hükümetinin genel tutumunu değerlendiren Lotte Rorthof Madsen, ülkede yaşanan siyasi krizin iktidardaki aktörler arasında açık biçimde hissedildiğini söyledi. Madsen, bu krizin yalnızca Danimarka ile sınırlı olmadığını belirterek, Avrupa Birliği ile NATO ittifakının da ABD’nin Venezuela’daki güç gösterisinin ardından savunmasız ve etkisiz bir görüntü verdiğini ifade etti.

Danimarka hükümetinin mevcut tabloda NATO içindeki konumunu koruyabilmek adına çaresizce manevra yapmaya çalıştığını belirten Madsen, Grönland olmaksızın Danimarka’nın ittifak içinde neredeyse etkisiz bir konuma düşeceğini dile getirdi. Madsen, bu nedenle Kopenhag yönetiminin ABD karşısında zayıflık ve yatıştırma politikasını benimsediğini, NATO ittifakını ayakta tutmak adına ise çeşitli tavizlere yöneldiğini ifade etti.

Danimarka’da ABD’ye karşı güçlü bir karşı duruş var

Danimarka halkının, Trump’ın işgal söylemlerine verdiği tepkileri değerlendiren Madsen, olası bir ABD işgali ihtimali karşısında Danimarka toplumunda güçlü bir karşı duruşun ortaya çıktığını söyledi. Madsen, Danimarka halkının ABD emperyalizmine açık ve sert bir şekilde karşı çıktığını ifade etti.

Danimarka’da çok sayıda kişinin Trump’ın açıklamaları karşısında şoke olduğunu ve adeta donakaldığını belirten Madsen, bunun temel nedeninin bugüne kadar siyasetçiler tarafından halka ABD’nin bir dost, demokratik ve güvenilir bir ülke olarak anlatılması olduğunu dile getirdi.

Trump’ın söylemleri Danimarka’da siyasi sistemi sarstı

Trump’ın söylemlerinin yalnızca halkı değil, Danimarka’daki siyasi yapıyı da derinden etkilediğini belirten Lotte Rorthof Madsen, ülkede siyasi sistemin genelinde belirgin bir şaşkınlık ve kafa karışıklığı yaşandığını söyledi. Madsen, bu belirsizliğin yalnızca hükümetle sınırlı kalmadığını, parlamentoda temsil edilen tüm partileri ve milletvekillerini etkilediğini ifade etti.

İpek yolu ezgileriyle Çin–Türkiye dostluğunda 55. yıla anlamlı açılış
İpek yolu ezgileriyle Çin–Türkiye dostluğunda 55. yıla anlamlı açılış
İçeriği Görüntüle

ABD, NATO ve Danimarka arasında bugüne kadar son derece yakın bir ilişki bulunduğunu hatırlatan Madsen, Trump’ın çıkışlarıyla birlikte bu ittifak yapısının ciddi biçimde sarsıldığını dile getirdi.

Danimarka’daki siyasi aktörlerin, özellikle NATO içindeki konumlarına ilişkin derin kaygılar taşıdığını vurgulayan Madsen, ülkenin yalnızca altı milyon nüfusa sahip küçük bir devlet olmasının bu endişeleri daha da artırdığını kaydetti.

Madsen, Grönland olmaksızın Danimarka’nın NATO içinde etkili bir aktör olarak varlık göstermesinin mümkün olmayacağını belirterek, Danimarkalı siyasetçilerin ittifak içindeki söz hakkının temel dayanağının bu büyük ada olduğunu söyledi.

Bugüne kadar Kopenhag yönetiminin, emperyalist ittifak sistemi içindeki nüfuzunu artırmak ve korumak amacıyla Grönland’ı stratejik bir araç olarak kullandığını da sözlerine ekledi.

Trump yönetimi ve Danimarka Grönland’dan ellerini çeksin!

Danimarka Komünist Partisi Lideri Lotte Rorthof Madsen, temsil ettiği partinin Grönland’ın kendi kaderini ve geleceğini tayin etme hakkını güçlü biçimde savunduğunu söyledi.

Madsen, Donald Trump yönetimi ile Danimarka hükümetinin Grönland’dan ellerini çekmesi ve Grönland halkı üzerinden siyasi hesaplar yapmaktan vazgeçmesi gerektiğini ifade etti.

Grönlandlıların bir pazarlık unsuru ya da siyasi koz olarak kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Madsen, çağrılarının net olduğunu belirterek, “Ellerinizi Grönland’dan çekin” mesajını yineledi. Madsen, Grönland’ın kendi geleceğine ilişkin kararları alma konusunda gerçek gücün Grönland halkının elinde olması gerektiğini söyledi.

Tüm tehdit ve korkutma politikalarının sona ermesi gerektiğini dile getiren Madsen, Grönland’ın içine itildiği bu sıkışmışlıktan çıkabilmesi için uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Madsen ayrıca, Grönland’ın çıkarlarını ilgilendiren herhangi bir müzakere sürecinde, Grönlandlı siyasetçilerin masanın başında yer almasının zorunlu olduğunu sözlerine ekledi.